Sizin o zayıf noktalarından vurup nasılsa bana ihtiyaç duyar diye onca korkunun çaresizliğin içinde tek başına bıraktığınız insanlar daha güçlü ayağa kalkıp gittiler. çünkü muhtaç olunmadınız, sadece sevildiniz.
Monterey Bay Aquarium

PR's Tumblrdome
almost home

JVL

JBB: An Artblog!
Cosimo Galluzzi

Kiana Khansmith
Not today Justin

Kaledo Art
Lint Roller? I Barely Know Her
KIROKAZE
Xuebing Du
RMH
d e v o n
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
Mike Driver
h
wallacepolsom
tumblr dot com

ellievsbear
seen from Saudi Arabia
seen from Germany
seen from Peru

seen from Saudi Arabia
seen from United Kingdom
seen from Bangladesh

seen from Canada
seen from Thailand
seen from Ukraine
seen from Indonesia
seen from United States

seen from Indonesia
seen from Indonesia

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@iamdenizimsi
Sizin o zayıf noktalarından vurup nasılsa bana ihtiyaç duyar diye onca korkunun çaresizliğin içinde tek başına bıraktığınız insanlar daha güçlü ayağa kalkıp gittiler. çünkü muhtaç olunmadınız, sadece sevildiniz.
Siz var ya insanı hiç istemediği şeylere yapacak raddeye getirir sonra da sen busun dersiniz.
sohbet sırasında bi arkadaşım demişti "birini kaybettiğin gün en kötüsü değil esas enkaz ondan sonraki günler"
Sırtüstü kalmış kaplumbağa gibi hissediyom ya gökyüzünü görmek mutlu ediyo ama yürümek de istiyorum.
Ben sana; “Gel beraber mükemmel bir çift olalım, hiç ayrılmayalım, herkes bizi kıskansın.” demiyorum ki. Gel diyorum beraber insanları boş vererek şarkı söyleyelim. Dört dörtlük söyleyelim de demiyorum ki. Bilmediğimiz yerleri sallarız Allah ne verdiyse. Ben sana gel beraber yemek yapalım, mükemmel kekler pişirelim demiyorum ki. Mahvedelim edelim; yemeği de mutfağı da. Ama yiyelim yine de biz yaptık diye. Sonra gel harika bir hayatımız olsun demiyorum ki. Kavga edelim, ayrılalım. Aşkı kuvvetlendiren ayrılıklar değil midir zaten? İşte, olsun. Sıkıcı bir beraberlik olmasın. Kavga da olsun arada. Beraber kitap okuyalım, kültürlü iki çift olalım demiyorum ki ben sana. Gel diyorum, beğendiğimiz kitapları alalım kültürlü olmak mı? Boş ver. Zevkimize uygun okuyalım. Sadece beraber okuyalım diyorum. Sonra ben sana numaradan korku filmi izleyelim böylece bana sarıl, romantik olur demiyorum ki. Gel diyorum, ya komik bir film izleyelim kahkahalarla eğlenelim. Ya da hüzünlü bir filmle göz yaşlarına boğulalım. İçimizden nasıl geliyorsa yani. Sonra ben sana romantik akşam yemekleri yiyelim, sana çiçekler alırım, öp beni demiyorum ki. Gel diyorum, söyleyelim bir çiğ köfte, yiyelim beraber. Sonra ben sana gel sinemaya gidelim, güzel filmler izleyelim, gezelim beraber demiyorum ki. Gel diyorum, alalım formaları maça gidelim, bağıralım avazımız çıktığı kadar. Sonra ben sana karda güzel fotoğraflar çektirelim, kıskandıralım insanları demiyorum ki. Gel diyorum al şu kar topunu fırlatalım beraber milletin kafasına. Sonra diyorum gezelim kaykayla, basketbol maçı yapalım beraber. Ben demiyorum ki sana; Mükemmel bir çift olalım, kusursuz, harika anlaşalım. Benim istediğim gibi mükemmel kadın ol. Ben diyorum ki sana; gel benimle hayatını yaşa. Kimsen o ol, değiştirme kendini, doğal olalım. Ne istiyorsak onu yapalım. Gel diyorum bak, söylüyorum.
Gel; boşverelim insanları, keyfimize bakalım, MUTLU OLALIM..
-Muzaffer SARAY
Uzun zamandır kendimi kendim gibi hissetmiyorum mesela , değiştiğimi alıştığımı görüyorum ve eski neşem de kalmadı gülesim gelmiyor artık hiç bir şeye , üzülesimde gelmiyor , olay oldu mu durgun bir şekilde bakıyorum insanlara sanki hiç bir şey olmamış gibi. Sonra çekip gidiyorum nasıl insanlar hayatımdan bir zamanlar çekip gittiyse bende gidiyorum. İhtiyaç duymuyorum insanlara mutlu olmanın başka yollarını da aramayı bıraktım. Sadece tek yapabildiğim şey oturup dışarıyı izlemek. Ama bazen dışarıya baktığımda etraftan tiksiniyorum. İnsan topluluklarından tiksiniyorum. İnsanları gördükçe tiksinme duygusunu daha çok içimde hissediyorum. Midem yanıyor. Acılar belki hissettirmiyor içimdeki yaraları ama kabuk bağlayan yaranında bir gün yeniden kanayacağını düşünüp korkuyorum. Ama şuan da tek yapabildiğim tepki vermemek. Hiç bir şey hissetmemek. Bazen iyi geliyor bazen de hislerimi özlüyorum. Ne diyebilirim başka size hissiz olmak kötü mü iyi mi siz karar verin. Sizi yaralayanları kırmayı bilin kaybetmeyin duygularınızı. Çünkü duygular önemli sanırım.
Stratosfer dedikleri şey, dünyanın hüzün katmanıdır mesela. Ozon tabakasını delen de kimyasallar değil, gözyaşlarıdır.
İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi?
Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim.
Ali Lidar
Küçükken düştüğümde annem gelip sarmalayana kadar ağlamazdım. Nasıl ki yanıma gelir beni sımsıcacık göğsüne basar , işte o zaman gözümden yaşlar boşalırdı. İnsan ne garip değil mi? Ne acınası bir zavallı.. İşin kötü tarafı acıyanı yok. Acımak için bile anlamak gerek. Anlayan insan istiyorum. Annem gibi anlayan. Yaralarımı göğsü ile saran annem gibi.
“Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil deliliğini görürler.”
—
Murat Menteş
02.32 = 12/02/2017
“Nasıl bilirdiniz?
- iyi yalnızdı.”
Sokaklara priz konulsun artık.
sevsen beni. gözümün içine baktığında kendini kaybedecek kadar çok sevsen. nefes almak gibi olsam senin için. öyle sevsek ki, “seni seviyorum” cümlesi anlamını yitirse. gülen gözlerin, gözlerimin tam içindeyken çeneni ısırarak anlatsam seni sevdiğimi? ve anlasan. cevap versen; sarılıp kokumu ilk kez nefes alıyormuşçasına içine çekerek? ve anlasam. bir evimiz olsa seninle. bilirsin, vanilya kokulu. kapısında turkuaz bir saksı ve beyaz çiçekler olan bir ev. o eve girmek için saatleri saysam. hep o anın enerjisiyle geçirsem günü. ve girsem. vanilya kokusu. saat aynı, altıya çeyrek kala. gelsen… sütlü kahveler yapsam sana. önce kahveyi koklasan,sonra beni. kafanı boynuma sokup öpsen, öpsen? kaçıp kurtulsam sonra kollarından? “acıktım!..” diye bağırsam. belimden sarılsan yine, “şımarma da makarnaları getir,” desem gülüşümü saklayarak. makarna yapsak birlikte. o mutfak makarna değil, huzur koksa ama. öyle ki ahşap beyaz iskemlelerinde bile oturanın gözlerinin içi parlasa. şarabımız olsa bir şişe, ama karadut. en sevdiğimizden? onu içip bir film izlesek seninle? filmdeki londra'da tanışıp paris'te evlenen o çifte baksak, sonra sağımıza çevirsek kafamızı ve o kocaman mavi çerçevedeki siyah beyaz resmimize baksak bir de. “en güzel aşk filmi biziz!” desek aynı anda. dudakların bir kez daha benim olsa; kanıtlarcasına,ispatlarcasına bu aitliği. bu eve, duvarlara, krem rengi o koltuğa, yanımızdaki sehpaya uzatsam kolumu, ekoseli battaniyemizi alsam. “adım atmaya üşeniyorum?” desem fısıltıyla. “burada uyusak?” aynı ses tonuyla cevap versen,“sarılacaksak, farketmez.” orada o koltukta uyuyakalsak birbirimizin nefesiyle. ve ertesi güne senin ellerini yüzümde hissederek başlasam… güzel olmaz mıydı?
“Sevmeyin lan, yalancı hepsi. Şerefsizler.”
—
bir an geliyor kendimi o kadar değersiz, hiçbir şeyi hak etmeyen biri gibi hissediyorum.
sonra insanlara bakıyorum, ne kadar bencil, sahtekar, iğrenç insan varsa hepsinin yalnız olmadıklarını, durumlarının iyi olduğunu görüp ben daha iyisini hak etmeliyim diyorum.
daha sonra ise kendimi yücelttiğimi farkedip, kendini bir şey sanan ukala bir insan olduğumu düşünüyorum.
aslında başa sardığımı zannedebilirsiniz ama boşluğa adım atıyorum.çünkü hiçbir şeye anlam yükleyemiyorum.adaletin nerede başlayıp nerede bittiğini, hayatta ne kadar süre neyi beklediğimizi bilmeden neyi temel alarak yaşadığımızı anlamlandıramıyorum.
sorusu olmayan tek bir şeyi biliyorum.bir şeyler olacak bir şeyler bitecek ve ben hep cevapsız kalacağım.
Bir gün evlenir Aşık Veysel !
Gel zaman git zaman alışır Aşık Veysel eşine. Gel zaman git zaman sever Aşık Veysel eşini. Bir gün öğrenir ki eşi kaçacaktır yanlarındaki yardımcısıyla bir sabahın erken vakti.
O sabaha varmamış gecede, eşinin ayakkabısının içine olan parasını ve bir not bırakır Aşık Veysel.
Ve yüreği susar, sızlayarak yatar.
*** Kaçış yolunda kadının ayağını bir şeyler acıtmaktadır çıkarır bakar ki ayakkabısını, para ve içinde bir not:
‘Bunca zaman bana emeğin geçti, suyunu içtim ekmeğini yedim, ananın ak sütü gibi helal olsun, kimselere muhtaç olma yaban ellerde’ yazıyordur.
***
Ve artık ne geri dönebilen vardır çıktığı yoldan, ne de bekleyen vardır Aşık Veysel’in içinden!
***
Sonrasında ne mi olur?
Yokluğuna hiçbir zaman alışamayacağı eşinin günlerini, son nefesine kadar kovalayan Veysel, Aşık Veysel olur.
***
Ve anlıyorum ki şimdi, vazgeçmekmiş aslında sevmek!
Ve anlıyorum ki şimdi, vazgeçmemekmiş aslında sevmek!
Sahip olmadan sahip çıkmakmış, ait olmadan var olmakmış o yürekte, bir günden bin gün çıkarmakmış sevmek, sevdiğinin mutlu olduğu yerde kalmasını kabullenmekmiş, incitmemekmiş, o yokken bile onu sevebilmekmiş, yüreğindeki yerini hep sıcak tutmakmış sevmek, özgür bırakmakmış kanatlarıyla olabildiğince hür, belki de her şeye ve herkese rağmen kabul etmekmiş sevmek. Her ne olursa olsun onun iyiliğini istemekmiş, tebessümle anmakmış onu sevmek, baktığı her yerde onu görmek, her adı geçtiğinde sızlamakmış tepeden tırnağa sevmek. Bakmadan görmek, dokunmadan hissetmek, kilometrelerce uzaktan duymakmış yüreğinin sesini. Sensizken de gülen yüzüne özlem duymakmış sevmek.
Sunay Akın
"Boşversene dedi kadın. Boşver hayat yalandan ibaret. Seni sevdiğini söyleyenler elbet bir gün gidicek. Seni sevdiğini söyleyenler sen öldükten bir müddet sonra mezarına bile gelmicek. Sana sevdiğini söyleyenlerin aniden hayatından çıktığında bir müddet sonra hiç olmamış gibi olucaksın. Boşversene, aslında sen bir hiçsin dedi kadın gözünden bir damla yaş düşerek"