kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş. gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz.
The Stonewall Inn
Cosmic Funnies
No title available

Discoholic 🪩
todays bird
One Nice Bug Per Day

gracie abrams
No title available
Today's Document
Fai_Ryy

Kiana Khansmith

shark vs the universe
★
Mike Driver

Andulka
Interview Vampire Daily
Misplaced Lens Cap

Jar Jar Binks Fan Club
almost home

Game Changer & Make Some Noise

seen from Germany

seen from Germany

seen from Ukraine

seen from Colombia

seen from Netherlands
seen from Russia
seen from Australia
seen from Vietnam
seen from Bangladesh
seen from Singapore
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Türkiye
seen from Iraq

seen from Mexico
seen from France
seen from Bangladesh
seen from United States

seen from Russia
@iingebruckhart
kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş. gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz.
yanık otların çağırdığı rüzgar.
yükümü paylaşacak kimsemin olmayışı öyle zoruma gidiyor ki. artık ağaçlara bakmak bile gelmiyor içimden.
güneşi özledim. sonra seni.
Vladimir Mayakovsky, A Cloud in Trousers
seni mutsuz masal kahramanları büyütmüş. her biri sana kendinden yetmiş yedi parça. hepsi de ensene vurulan beton. hepsi de niye yaptın ki öyle demek içinden. bunların hepsi de acıyan bir şey. ama sen bunu sevdin. buna alıştın. iyileşmesinden çok açılmasını bekledin bir dikişin. açılmasından çok kapanmasını bir kapının. kendine bir ad bulabilen her şey fazla sana. sen bulamadın. kendine her şeyi çok gören. fazla bulan. ait hissetmeyen. az kalan. her neyse. "bataklığındaki altın balık" çırpınıyor hala.
benim düşüncemin delilikleri sana bulaşmasın isterim. ama gel gör ki ben burda çok yalnızım. bir sana bağırmak istiyorum ama senin duyabileceğin kadar yakın değilim. keşke olsam. keşke evine yakın bir ağaç olsam. akvaryumunda balık. masanda ekmek. sana dair bir şeyler olsam diyorum. beni en mutlu çocuklar kadar yapar bu. ama ne yazık ki.
ciddi bir karmaşanın ortasındayken inatla soğuğu hissediyorsan, sabahı göremeyebilirsin.
kötü değilim. eksiğim ve dolduramıyorum kendimi. bu bir şehir meselesi değil, bu bir devlet meselesi değil. oyuncağını kaybeden çocuğun yüzündeki buruk ifade, ama ortada bir oyuncağın aslında hiç olmaması belki. yeri dolmuyor. ve kendime ait bir kara parçası bile henüz yok, ait olmadığım bir yerden boynuma geçirilen bir ipin hayatıma kattığı ince çizgideyim. ayaklarımın altında bir sandalye bile yok, sanki zaten çoktan ölmüşüm gibi.
“eli, eli, lama sabakhthani.”
tanrım, beni neden terkettin.
"yerinden edilmiş yanlış bir ağaç gibi / kalakaldım yanlış bir bozkırda."
tam olarak şöyle: “şurada bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum.”
ve hep; el bilekleri çağrıştırır intiharı. kokusu en çok orada kalıyor diye belki.
"o anlarda yine köpek gibi acı çeker, kendimi dışlanmış, kapının önüne konmuş hissederdim, gerçi korkunç ama aynı zamanda insanın zevkten soluğunu kesecek derecede güzel bir yaşantıyı yaşamama izin yoktu."
sanki bir suya anlatıldım da bilinemedim
şimdi, biz biraz, çıplak ağaç dalları gibi, gitmeye meyilli.
ışıkları kapattın ama ben zaten karanlık bir evden geliyorum