Ruhun asrındaki gölgeyi, kalabalık okyanusun ortasında yapayalnız görmüşler. Ölmüş bedenlerin arasında ağlıyormuş. Onu görenlere: yüzme bilmiyorum, bundandır gözlerim yaşlı, yüreğim su dolu diyormuş. Ama hakikat öyle değilmiş... kayıp bir ruhun skandalıymış tüm bu rezalet. Onun çıkardığı uğultuyu duyanların cenazesindeymiş. Gözyaşları ise duyulduğundan bihaber olmasıymış. Katlettiği tüm bu insanların arasında bağırdıktan hemen sonra ağlamaya başlamış. Onu sadece ağlarken görmüşler, bağırdığını duyan olmamış. Duysalardı eğer onun hayaletten bir farkının olmadığını anlar ve sırf bu yüzden onu suçlamazlardı. Çünkü ölenlerden birinin kızı, onun katil olduğunu biliyor ve bunu ortaya çıkarmak için elinden geleni yapıyormuş. Kayıp ruh son kez salıncakta sallanırken, son kez bakarken gökyüzünün maviliğine; bulmuşlar onu. Almış ve mahkemeye çıkarmışlar. Suçunu itiraf etmiş zira suçunu çoktan itiraf etmiş. Hayaletin birden duyulması insanlara ağır geldi, onlar kendi kendini öldürdü, demiş. Demiş ama ne fayda, idamı gerçekleşmiş. İdam günü gelip çattığında ona son kez konuşma hakkı vermişler. Susmuş, insanların gözünün içine bakmış. Susmuş, çiçeklerin yaprak döktüğü mevsime bakmış. Susmuş, yağan yağmurun gözyaşlarına bakmış. Artık duyulmasam da olur, demiş. Gözlerini kapatmış. Gülümsemiş.