KENDİME SORU Kadir Çöpdemir nerede doğmuştur?
KENDİME SUAL Edremit.
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

Andulka
hello vonnie
I'd rather be in outer space 🛸

roma★
𓃗
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
untitled

gracie abrams

No title available
Fai_Ryy
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
Lint Roller? I Barely Know Her
KIROKAZE
🪼

#extradirty
RMH
ojovivo
Game of Thrones Daily
seen from United Arab Emirates

seen from United States
seen from Colombia
seen from United States

seen from T1

seen from Germany
seen from Thailand
seen from Morocco

seen from United States
seen from Montenegro
seen from Argentina
seen from Brazil
seen from Russia

seen from Germany
seen from Iraq
seen from Paraguay
seen from United States
seen from Malaysia

seen from Australia
seen from Jamaica
@keciboku-blog
KENDİME SORU Kadir Çöpdemir nerede doğmuştur?
KENDİME SUAL Edremit.
İki satır yazı yazcam diye kıçım et kesme tahtası gibi oldu amına koyayım.
Ben Bu Konularda Çok Hassasım Berke
"Konu neydi bayım? Giritli Ahmet benim dayım Oy uşağım uşağım Seni mi sikezağum?"
~Mimkent'in böğürtüsü, Gülnaz Dımdızlak. 2005 Eylül
Minik bi anımı anlatamamamın hemen ardından bu başarısızlığımı kesinlikle ve kesinlikle telafi edememek suretiyle yeni bir sayfa açtım ben Berke. O sayfada sen varsın ama sadece bir hiçsin. Ve o sayfada senin ismin Mücahit. Sen şimdi o hamurcuk ağzını büze büze "Mücahit n'alaka yeaa? :((" diye soracaksın. Mücahit benim rahmetli bibimgilin üvey babası. Küçükken bizi köyde bütün gün el arabasıynan gezdirirdi. Götüm şekilsiz kaldı sırf o yüzden. Herkes şaşırırdı 70 yaşında adam nasıl enercik diye. Sonra sonra öğrendim her gün 2 çay bardağı anzık pekmezi içiyormuş. Bu arada anzık pekmezi şaman efendilerin meditasyona iyice konserve olabilmek için bolca tükettikleri bi ürünmüş. Şaka. Değilmiş. Götümden uydurdum şimdi. O ilk insandan kalma geniş çeneni tutamadığını, çenendeki popodan anlıyorum Berke, bariz kımıldıyorlar. Dudaklarınla değil çene poponla konuşuyorsun. Sor Berke. Bilmek senin de hakkın sonuçta, sor. O devirde kadınlar 2. evlilik yaparlar mımıymışsınız mı? O dönemde kadınlar amına koyuyormuş Berke. Kaşıkçının evinde adonis kası bulunmazmış derdi bibimgil. Hala bu söz aklıma gelince gözlerim dolar. Üzülme diye söylemiyordum ama artık susmanın bi anlamı olmadığını anladım Berke. Boşver Bree Olsen, güç olmasın demiş atalarımız. Atalarımız mezopotamya yazamıyormuş biliyor musun? İlk alın yazısını 1953 yılında yazılmış bunu biliyor muydun Berke? Ananemin ebesi ananem doğunca münasip yerlerine yazmış. Tahta kaleminlen yazmış allahtan. Bilmiyordun değil mi bunları Berke? Boş yaşıyorsun. Berke. Yoksa mücahit mi demeliydim? HI? Demeli miydim? Dememelimiliydim?Demenelimiliydim? Denememelimiydilim?
Bu söylediklerimi unutma Berke. "Yoksa yok artık" mı demeliydim? "Yoksa yok yani ne yapalım?" mı demeliydim? "Yok saydıkların bir gün, bir gün, bir dül dül, geh bili bili, geh bül bül" mü demeliydim? Hayatımı fahrettin Berke. Çık git hayatımdan. Beni kandırmazsın artık. Ben anladım artık. Sana göre fiberkarbonmuş sevmeler. Hoşçakal Berke. Bu arada hoşçakal fransız ihtilali sıralarında orta Asya'da yaşı geçmesine rağmen çapkınlık yapan, "Ama olsun azcık karizmatik lan" diye düşünülen kişilere denilirmiş. Şaka. Götümden uydurdum.
MİDİ ANI (1. perde 2. korniş)
Çelimsiz çocukluğumun çelimsizliğinin ve aynı zamanda televolenin de reytinglerinin aynı anda tavan yaptığı dönemlere denk gelen ilkokulum Osman denen karaktersiz psikopatla aynı okulda okumama sebep oldu. Amına koyduğumun çocuğu vira sataşır dövmeye çabalardı beni. Hatta bu pezevenk fen bilgisi fizik neyim görmeye başladığı zamanlara tekabul eden bir süreç içerisinde beni bir gün yangın merdiveninde sıkıştırıp, cam sabit olmak üzre, kafamı f (hendz of Osman) ittirme kuvvetini kullanarak camla buluşturup, camı parça pinçik etmişliği de vardır. Olaydan sonra Ahmet'le bir olup Osman'ı dövecektik de 2 sınıf büyük olunca götümüz yememişse demek, yalan oldu. Ama çok haysiyetsiz adamsın sen Osman. Okuyorsan eğer sesleniyorum buradan sana: "Ben, o eski ben değilim Osmik efendi!" HımınI kıdımın çıcıı... Neyse anı bu değil. Yani bu anı ama, anı bu değil. Metnin giriş kısımını yukarıda görüldüğü üzre yazdığım için metin içindeki metin içindeki met'in içindeki met olaylarına hiç girmiyor ikinci bir giriş hazırlamakta işten kaçan gelin edasıyla kaçıyorum derkeeen hop gelişmeyi de atlatmış oldum mu? Oldum. Niye? Çünkü edebiyatım hep 1di benim. E ama bi susayım amına koyayım. Ben esas olayı anlatmayacağım galiba. sonuç kısmında olay anlatılmaz zaten. Tabii ben de nasıl bağlarım bilmiyorum buradan sonra. Hasta şeysininde kısası makbule. (Dans ederek sahneden çıkıyorum)
İyisi mi ben bunu baskıya göndereyim, bir başka bahara baharat. Çok gaza geldim Osman. Siktim ananı Osman. Kaç Osman. (Seyircilere doğru, el kol yaparak)
(Çaktırmadan D54e de bak lan. Fıstık gibi hatun var)
Buradan biraz aşağısı, burası.
Dinlediğim en güzel şarkısın
"BEYİNSİZ!!" Sesi yankılandı koridorda Ufuk beyin. Dalga dalga bütün duvarlara sürtündü pos bıyıklarının süzdüğü bu kelime. Gıcırdayan ahşap bir motelde geçirdiği gecelerden biriydi Ufuk beyin. Gür sesin şiddetiyle lobideki tatlı uykusundan uyanan Ufuk beyin genç dostu Kürşat ikişer ikişer çıktı merdivenleri. Ufuk beyin odasının kapısında birden durdu. Kuru boğazından geçen her derin nefes daha da yakıyordu canını. Ufuk bey, odanın köşesindeki boş koltuğa eğilmiş, işaret parmağı, orada oturan birini tehdit ediyor gibi sallanıyordu. Tek kelime etmeden hareketsizce durup izledi Kürşat. Ufuk bey Kürşat'ı farkedince doğruldu "Götür bunu buradan!" Kürşat suskunluğunu korudu. Biliyordu Ufuk beyin sancılı migren krizlerini bastırmak için aldığı uyuşturucuların yarattığı halüsilasyonlardan biriydi. Düşündü kaldırırken hayali bedeni tekli koltuktan, kimi taşıyorum, hangi roldeyim bu hayalde? Dayak yemekten perişan olmuş hayaleti odanın kapısının karşısındaki duvara yaslayıp koridorun sonuna doğru "Revire götrün!" diye bir emir savurdu. Gülümsedi yürürken koridorda. Zemin yıllardır gıcırdıyordu pansiyonda, yıllardır da seviyordu bu gıcırtıyı. Bazen kendini bir piyanonun üzerinde yürüyormuş gibi hissediyordu. Yine düşündü Kürşat, hangi virtiözün parmaklarıyım bu piyanoda? Suratı asıldı birden. Lobideki küçük buzdolabından aldığı suyu içti. Soğuk su ağzından midesine giden sıcacık boruyu hızlıca soğuttu. Midesine ulaştığında küçük bir karın ağrısı. Kısık sesle metal müzik dinlemek gibi sinir bozucu geldi bu his Kürşat'a.
HEP YARIM BIRAKIRIM
Dali'nin kafatasında bir nöron olsam.
Evi Şen
"Az ileride çıkacağım abi" "Çıkacak mısın?" "Çıkacağım abi. Arabandan çıkcağım." Kısa süre sustum. Bişey diyemedim. Deli olamazdı. Az ilerde sadece küçük bir kum yığını, hemen yanında sayılamayacak kadar fazla kedi ve ıvır zıvır eşyalar vardı. Arabayı durdurdum inmek için yeltendi, "dur" dedim. "Çıkmayım mı abi?" "İnme." dedim Üzerine basa basa "Tamam abi" dedi. "ÇIKMIYORUM."
-Burada mı yaşıyorsun? -Abi gel istersen kum dolabına soda gömmüştüm sabah. -Kum dolabı? -Kum dolabı abi? Sodaları soğutuyorum. -Neyse. Evin yok mu senin? -Evim işte abi... Gayet bakımlıydı kum yığınını işaret eden elleri. -Anlayamıyorum. dedim. Arabadan indi. Gayet sakin kapımı açtı. Gel dedi. Klasik taksici soygunu senaryoları geçti aklımdan. Muhtemelen bütün paramı alıp beni burada öldürecek diye geçirdim kafamdan. İçimde en ufak bir korku yoktu. Motoru bile durdurmamıştım, gaza basıp gidebilirdim. YAPMADIM. Gözlerinin içine bakarak indim arabadan. Gözlerim kapandı sonra.Yere adımımı attıktan sonra her şeyi o kadar hissetmeye başladım ki... Kum yığınını geçtikten sonra 10 dakika kadar yürüdük. Sürekli bişeyler anlatıyordu. Sesi havada asılı kalıyor. Gök kuşağından bir kumaş. Her harfin üzerine yürüyorum. Yüzümde moleküllerine kadar ayrılıyor kelimeler. Kimisi kirli sakalıma yapışıp kalıyor. Birden ayağım kayıyor. Önce zifiri karanlık sonra renkli duvarlarla çevrili bir kuyu. Kendi kafamdan çıkıyor gözlerim. Gözsüz bir ben izliyor gözlerim. Benim aşağı düşerken iki balon gibi yükseliyor gözlerim. Yuvarlanıp oturuyorum sıcak bir koltuğa. Tim Burton tasarımı bir karakter uzatıyor elini. Gözlerimin içine bakarken eline bakıp "Ah" diyor. Odanın diğer tarafındaki açacağa uzanıyor hiç kıpırdamadan, elini açıp, bana uzatıyor. Şaşkınlıkla alıyorum elini. Altından yeşil olmayan ve parmakları olan bi el çıkıyor. Köpükten bir balon gibi hızla şişiyor uzaklaşırken sallanarak süzülüyor odada. Tiz bir sesle patlıyor adam. Gözlerimi iri iri açıyorum. Şişeyi kafama dikmemle indirip ağzıma gelen kumları tükürmem bir oluyor. Öksürüyorum. Omzumda bir el. El beyaz, dünyanın en hafif pamuklarından bir el. Öyle sıcak, öyle şefkatli. Gözlerim doluyor. Bir başka pamuk gibi el dokunuyor alnıma. "Tekrar iç..." yine o müthiş ses. Aniden gevşiyorum. O kadar huzurlu hissediyorum ki hüngür hüngür ağlıyorum. Beyaz el bir yaşı yakalayıp işaret parmağıyla damlatıyor koltuğun koluna. Çamurlaşıyor. Bakıyorum düzeliyor hemen. Yine deri oluyor. "İç hadi" diyor ses. Terlemiş şişeye bakıyorum. Dikiyorum kafama. Şerbet gibi. içimde bir buz dağı oluşuyor sanki. öyle serin... Tek elini duvara sürte sürte odanın içinde dolanıyor adam mırıldanarak. Duvarın her dokunduğu yerinde çiçekler. Güller, sarmaşıklar içlerinden rengarenk fışkırıyor duvarın. giderek büyüyen bir mutluluk. İçim içime sığmıyor. Odaya sığamaz oluyorum koltuk kalıyor ben uçuyorum odanın sonsuz tavanına doğru. Aşağıya bakıyorum. Gitmemeliyim. Çırpınıyorum havada. Nefes nefeseyim yükseldikçe sönüyor balon gibi bedenim. 'Tısss' diye fırlıyorum düştüğüm delikten. Peşim sıra ap-ak bir deniz. Kıvrılıyorum kum yığınına. Yorgunum ama mutluyum. Kediler çıkıyor üzerime, sanki bin bir pamuk el...
Ama ne?!...
Metnin sigarası: http://www.youtube.com/watch?feature=endscreen&v=1scDOeEXLlw&NR=1
Siz de bi ilginçsiniz ha. Bi garipsiniz amına koyayım. Ne o öyle anlamsız kan ağlamalar, göz yaşı kusmalar? Ne o öyle bileklerinizi kesmekten uçları kırılmış, kanı kurumasın diye kan ile sulanmış kalemler?
Bi ilginçsiniz oğlum siz! Tek başına anlamsız bir ilgeçsiniz. Kaldığı sayfadaki bir ayraç, bir belirteç! Can sıkan gıcırtılı bir silgeç... Parçalanmış, tat kaçıran bir süzgeç.
Sanki dün gece o diye büyükçe bir yastığa sarılmış, Sanki onun saçları diye parfümünün kokusu geçmemekte inat eden fularını koklamış da uyumuşsunuz gibi...
Oğlum siz nasılsınız lan öyle? Tütsü diye onun sevdiği sigara yakılır mı tütsülükte? Yemek diye marul yenir mi oğlum sadece o seviyor diye?
Ama ne sevdiniz be onu. Ama ne yoruldunuz be! Ama ne ayrıldınız! Ama ne ağladınız! Ama ne aradınız, ne sordunuz... En son ne soğudunuz öyle ama...
İçme şu rıhtımı artık! Üstün başın deniz kokuyor.
Abi kardeş anlaşıyoruz ya...
BEN BOŞ BİR BİRA ŞİŞESİYİM
Dün evden 11de çıktım, alsancağa gittim, çiziviç ve bira aldım. Çimlere oturdum, eskiz defterimi çıkardım bu üçünü yaparken utanmadan sigaramı da yaktım. "Aa" dedim sonra "ramazandayız dimi lan?" Etrafıma baktım, cevap verecek kimse yoktu. "Evet abi ramazandayız" birayı ve çiziyi bitirdim çantamı alıp bir bira daha almaya gitmiştim döndüğümde fotoğraflarını çekmek üzere bıraktığım bira şişesi ve çizi paketi yoktu. Fakat orada unuttuğum rotring 0.3 kalem hala orada duruyordu. Çantadan eskiz defterimi çıkardım, cebimden de silgi ve uç kutusunu, biramı açıp yerdeki rotringe baktım ve şöyle dedim kendi kendime "ulan boş bira şişesi 25 krş, dolu bira şişesi 3.75, rotring 0.3 7,5 tl, dolu 0.3 uç kutusu 1." Vay amına koyim vs derken bir iç çatışma yaşadım, çatışmada bazı düşüncelerimi yitirdim. Bir süre daha eskiz aldım. Saat mümkün değil ilerlemiyordu. Onlarca tehdit ve dadında bırakılmış dayakla saati 13.32 yapmayı başarabildim. Çantamın üzerinden sürünerek çimlerin üzerine indim götümün çamur olma ihtimalini farkedince hemen sıçradım. çantamı taktım iyice esnedim. Çiftlerin yanına uğrarken izlediğim falcı teyzenin bana doğru yaklaştığını görünce hemen irkildim, hızlı adımlarla kıbrıs caddesine çıkan bir ara sokağa girdim. 1 tl hediye kontörüm vardı yarısıyla Merte mesaj attım, cevap vermedi. Param azdı, beni saat 6ya 7ye kadar idare edecek birşeyler yapmalıydım. Tabii ki çay içecektim. Çay içebileceğim çok fazla yer vardı. Çayın en fazla 1 tl olabileceği bir mekanın tam önünden geçerken durdum. Telefonumu çıkardım, baktım Mertten hala mesaj yoktu. Ha dedim denize giriyordur. Şarkıyı değiştirdim, kulaklığın tekini çıkardım yaz tatilinde çalışmak için oraya girdiği belli olan bir çocuğa sordum "Çayınız var mı?" "Var ağbey buyur"
Kıbrış şehitlerinde, yaptığı çeşme kumrularıyla gündeme gelmek isteyen, doğulu birisinin işlettiği mekanın aralarında yarım metre boşluk olmak üzere kafenin önüne 2şerli dizilmiş masalarının ortasından yürüyerek en uçtaki masaya geçtim. Çayım geldi, soğuktu. (Benim için bile soğuk olan çay asya ve avrupanın en soğuk çayıdır) Sigara pakedini cebimden çıkarmak için yeltendim, telefonu çıkardım. Baktım, Mertten mesaj yoktu. Keyfim kaçtı. Sigaramı çıkarttım, yaktım, içtim dumanı hiç burnumdan vermedim. Gerek duymadım çünkü. Ağzım var oradan ver işte dedim kendime. Tembihledim sıkı sıkı burundan verme diye. O kadar yavaş geçti ki zaman bi ara herşeyi saymaya başladım. 2 dakikada kaç insan geçtiğini saydım mesela. 126 farklı insan geçti. Not ettim telefonuma, unutmamak için. Unutmadım da. Zaten neyi telefonuma not etsem onu unutmam. Alarm kurunca da alarmdan 5 dakika önce kalktığım olur. Böyle de niteliksiz bilgilerim var.
Çizim yaparken garsonların ikisiyle, bir kaç asker, bir iş adamı ile tanıştım. Hatta iş adamı abiye sordum abi dedim sen niye kumrunu burada yiyorsun dedim çok mu iyi buranın kumrusu? dedim "Yahu yok amına koyim yarrak gibi lan kuru sosisleri koyuyorlar önümüze şirketin anlaşması var ondan geliyom" dedi. Güldüm ben buna. Gün boyunca bi tek buna güldüm. Mizah dergilerine bile gülmedim. Keyfim kaçmıştı. Keyfim yoktu. Keyfimin anasının amı sikilmişti. Saate bakmak için telefonu her çıkarışımda Mertten mesaj gelmediğini görüyordum. 4. çayımı içmemin üzerinden rahat yarım saat geçmişti. Kalktım. Standart cafelere çay kakalama oyunuyla 3 çay parası ödedim.
Yürüyordum bir kitapçının önünden geçtim, biraz ilerledim. Aniden bir deli gibi kendimi yan yatırarak U dönüşü yaptım. Kitapçıya girene kadar yaptığım şeye güldüm. Girerken kendimi uyardım "ciddi ol!" dedim. "Burası bir kütüphane sayılır." Ciddi oldum.
Saatlerce kitap okudum. En çok da Doğan Hasol'un Anılar kuşlar gibidir kitabını okudum. Arka kapağındaki kitabın adını tamamlayan 'dal ister konacak' yazısı çok anlamlı gelmişti. Uzunca okudum kitabı. Okurken de saate ve mesajlara baktım bol bol. Doğan abi kitapta savaş günlerindeki anılarından falan bahsediyor. İyice melonkolik oldum iyice mayalı hamur gibi saldım kendimi. Kasvetler kovaladı. Bir mizah dergisi aldım ve çıktım kitapçıdan. Eve dönmek üzere durağa doğru gidiyordum, cebimde titreşim hissettim, telefonuma baktım 1 yeni mesaj. "Hah dedim tamam. Kardeşim hiç takmaz olur mu beni? Görmemiş ondanmış işte bak." Bir sevinçle telefonun kilidini açtım, mesaj bildirimi ekranda belirdi, Gönderen: AVEA. Yazıyı yazdığımın ertesi günü mesajın merte gitmediğini öğrendim. rezillik. utanç içindeyim.
Hed iz ovır kapasiti
Acil gelmen gerek,
önemli bişey sarılacağım .
İnanın bana aklımdaki daha farklı birey yapmaktı....