h
Today's Document
noise dept.
cherry valley forever
YOU ARE THE REASON
🪼

Janaina Medeiros

Kaledo Art
Alisa U Zemlji Chuda

if i look back, i am lost
Jules of Nature
Xuebing Du

oozey mess
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
art blog(derogatory)

blake kathryn

No title available

ellievsbear

shark vs the universe
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Kyrgyzstan
seen from Malaysia
seen from T1

seen from Italy

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Australia
seen from Norway

seen from Malaysia
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from Malaysia
seen from United Kingdom
@kevser2m
Bazen çok yük oluyor gibi hissediyorum ve daha yolun başında bile değilim yine de şükür ediyorum hala devam edebilecek gayretim ve bir yolum var diye
Sıcak bir duşun halledemeyeceği sorun yok
Soğuk bir duşun halledemeyeceği sorun yok
İfşam falan mı çıktı aynı anda 7 takipçi
saygılı erkek cidden nefis bi şey zeki ve komik oldu mu yükselirim sadık da olursa aşık oldum bile
En sevdiğin kedilimedi karakteri kim ve nedennnn
1. Dolunay
2. Meira
3. Roze(Verda)
Dolunayı kendime çok benzetiyorum hep bir Araf hep bir belirsizlik içinde
Meira ise onun çok büyük bir potansiyeli olmasına rağmen farkında değil kitapta da okuduğumuz gibi sürekli karakter gelişimi yaşıyor ( sadece başarılarını değil başarısızlığını öfkesini korkusunu belirsizliğini de okuyoruz bu onu benim nazarımda daha gerçekçi bir karakter kılıyor)
Roze ise aslında bunu grupta daha detaylı bir şekilde anlattım tekrar anlatayım; iki kişiliği arasında kalmış bir karakter benim için roze ile Verda sürekli çatışıyor.
(gerçek hayatta da öyle değil miyiz? İsyan etmek karşı çıkmak isteriz ama hep toplumun ailemizin çevremizin artık nerdeyse bize miras bıraktığı bir baskı altında yaşıyoruz ve asıl karakterimizi korumak/baskılamak için ikinci bir kişilik ortaya çıkartıyoruz)
kedilimedinin en sevdiğin kitabı hangisi
Matruşkanın kalbi benim için yeri çok ayrı
İnsanın kendine davranışı, çoğu zaman çocukken kendisine nasıl davranıldığıyla şekillenir. Bu, fark edilmeden taşınan bir mirastır. Çünkü zihnimizde yalnızca “ben” yoktur. Aynı anda birkaç içsel parça bir arada yaşar: Bugünkü yetişkin benliğimiz, bize çocukken nasıl davranıldığını taşıyan aktarımsal benlik ve içimizde hâlâ yaşayan o küçük çocuk...
Psikolojide buna “içsel temsil” denir. Yani sen, kendine bazen ebeveynlerinin sesiyle konuşursun. Eleştirirken, suçlarken, bastırırken… Aslında sen değilsindir o; sana bir zamanlar kim nasıl baktıysa, o gözle bakarsın kendine.
Ve işin en hassas noktası şurası: Kendine bakarken hangi parçan aktifse, hayatını da o parça yönetir. Eğer içindeki çocukla şefkatle konuşan bir yetişkinsen, iyileşme başlar. Ama eğer hâlâ seni bastıran sesi taşıyorsan, kendini bile cezalandırabilirsin.
İçindeki çocuğa kimle baktığın her şeyi değiştirir. Çünkü aslında, kendine nasıl davrandığın, aynı zamanda hayata nasıl dokunduğundur.
"Kurt,kuzuya dost olmaz. Kurt bir gün ormanda yaralı bir kuzu bulmuş. Ölümün kıyısında, son nefesini veren zavallı bir enkaz... Onu yuvasına almış, yaralarını sarmış, yedirip içirmiş, başını bile sevmiş. Kuzu da dost bilmiş kurdu. Oysa kurt, öldürebilmek için yaşatmış kuzuyu. Kendi elleriyle boğabilmek için nefes olmuş ona. Daha büyük bir av olsun diye yedirmiş, etini lezzetlendirmek için içirmiş onu. Başını bile... Başını bile yalnızca ona güven vermek için sevmiş. Ve günü geldiğinde kurt kuzuya ihanet etmiş."
Sıcak bir duşun halledemeyeceği sorun yok
VE BEN DERDİM Kİ KEDİLER VE ŞARKILAR BİZE YETERLİ DEĞİL SANA, SANA, SANA BEN GEREEEKKKK
Hayat bazen en umutsuz anınızda karşınıza mucizeler çıkartır
ait olmama hissi. sokağa, eve, dünyaya hatta toprağa...
Ben niye ders çalışıyorum ki ders beni çalışsın
Ağlamayı sevmiyorum ama gerekli
İnsan dibe bir anda batmaz. Önce ufak çatlaklar oluşur, fark etmezsin. Ama sonra o çatlaklar derinleşir, ruhunda yarıklar açılır. İşte o zaman her şey acı çekmekle başlar. Hiç olmadığın kadar üzgün hisseder sürekli ağlarsın. Acıdan kör olur ne yapacağını şaşırırsın. İsyan etmeye, neden tüm kötü şeyler benim başıma geliyor, nerde hata yapıyorum, mutlu olmayı en çok ben hak ediyorum ama bir türlü olamıyorum gibi sorularla içten içe kendini yersin. Sonra öfken ortaya çıkmaya başlar. İçinde git gide büyüyen yangın çevrendeki insanlara sıçramaya başlar. Belki farkında bile olmadan en yakındakilerine zarar verirsin ama yetmez. Öfken kendi içine dönmeye başladığında kendini yakmaya, kendini kaybetmeye başlarsın. Daha sonra bir durgunluk gelir. Hissizlik, umursamazlık. Acının çok kötü bir duygu olduğunu sanmıştın ama olmadığını anlarsın. Sanki herkesin bildiği ama kimsenin görmediği bir boşluk içindeymişsin gibi hissedersin. Ne yapsan olmaz ne yapmasan da olmaz. İçimdeki bu sonsuz sessizlikten daha kötü ne olabilir ki diye düşünürsün. Kısa bir zaman sonra duygusuz ve boşlukta hissetmekten de daha kötü bir şeyin olduğunu keşfedersin, boğuluyormuş gibi hissetmek. Sanki ne yaparsan yap başını suyun üzerinde tutamazsın nefes aldıkça boğulduğunu hissedersin. Çırpındıkça daha da derine batarsın. Bir umut beklersin ama kimse kurtarmaya gelmez. En sonunda suyun seni sarmasına izin verirsin.
-PERAN-