RMH
almost home
todays bird

tannertan36

PR's Tumblrdome
NASA

shark vs the universe

roma★

#extradirty
Stranger Things

pixel skylines
Cosimo Galluzzi
"I'm Dorothy Gale from Kansas"

izzy's playlists!

祝日 / Permanent Vacation
sheepfilms
Monterey Bay Aquarium
YOU ARE THE REASON

No title available
Alisa U Zemlji Chuda
seen from Spain
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia
seen from Italy
seen from Nepal

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from Netherlands
@labrysgrup
girls with dark armpits and dark inner thighs are cool & beautiful. girls with stretch marks are cool & beautiful. girls with self harm scars are cool & beautiful. girls with acne scars are cool & beautiful. girls with different pigmented patches of skin are cool & beautiful.
#ÇilemDoğanaÖzgürlük #AtaerkilAdalet #ÖzsavunmaHaktır
A quick belly study. I love bellies!
Göbek sevgisi 😍
Dear Patriarchy stickers make a triumphant return to the shop✨🖕🏼✨moderngirlblitz.etsy.com #stickers #riotgrrrl #moderngirlblitz #dscolor
Metro Turizm otobüsündeki taciz olayını okuduktan, sonrasında verilen tepkileri, leş leş yapılan esprileri, komplo teorileri ve diğerlerini okuyup kadına düşman her şeye yüz milyonuncu kez sövdükten sonra bir arkadaşımla 4 sene kadar önce yaptığımız (aslında arkadaşım yüzünden yapamadığımız) bir konuşma geldi aklıma. Kadınların sokakta sürekli (mecbursunuz sonuçta) tetikte olmasını kişiselleştirmemek gerektiği ile ilgiliydi konuşma.
Ben anlatmaya çalışıyordum ama bir natrans hetoro erkek olan arkadaşımı mümkün değil ikna edemiyordum. Bir belediye otobüsünde yakınında durduğu bir kadının dönüp sürekli O'na bakmasına çok bozulmuştu. O’nun amacı kadına değil, kapıya yakın olmaktı. Ağrına gitmişti. Neden bir adım daha geri gitmediğini sorduğumda da 'tacizci miyim ben' demekte bir sakınca görmemişti. Tacizci değildi belki ama imtiyazlıydı; sürekli onun ihtiyaçlarına, duygularına ve arzularına öncelik tanıyan bu düzenden dolayı, bir kadının tacize uğrama ihtimaline karşı tedirgin ve tetikte olmasını anlamak istemeyecek kadar bencildi. Yani, O da ataerkil bir erkekti. Rahatını sağlayan düzeni bu bağlamda sorgulama ihtiyacı duymuyordu [pek çok diğer natrans erkek gibi]. İncinen egosu, kendisini tanımayan ve dolayısıyla tacizci olup olmadığını bilemeyecek, o sırada "bu erkek de bir tacizci olabilir mi" sorusu ile meşgul olamayacak bir kadının ruh ve beden bütünlüğü için endişe duymasından daha önemliydi. Bütün natrans erkeklerin "kötü" olmadığını savunan bu arkadaşım, bir yandan da bir kadın olarak bana sokakta, evde, işte ne kadar yalnız olduğumu, en yakınımdaki erkeklerin dahi imtiyazdan ve her şeyi kendilerine hak görmekten dolayı önceliği her koşulda kendilerine vermeyi seçeceklerini hatırlatmıştı.
Bunu ne sebeple anlatıyorum? Konuyu tacizci olmayan natrans erkeklerin vazifelerine getireceğim. Çok uzatmadan iki üç tane örnek vereceğim. Her üç kadından biri tecavüze uğruyor ve/veya öldürülüyorken; istisnasız her kadın, natrans erkeklerin sözlü ve fiziksel tacizine uğruyorken hangi erkek iyidir, hangi erkek tehlikelidir ayırt etmeyi kadınlardan beklemek hakkınız olmadığını idrak edin. Her üç kadından biri tecavüze uğruyor ve/veya öldürülüyorsa, her üç erkekten biri de katil ve/veya tecavüz faili demektir. Böylesi bir düzen içerisinde kendisini kollamaya çalışan kadının haklı endişeleri, kompleksleriniz, kolayca incinen erkekliğiniz ve egonuzdan pek tabii ki önce gelmelidir. Aksine inandırılmış olsanız da hislerinizin incinmesi ihtimali, bir kadının ruh ve beden sağlığından önemli olamaz. Bu tavrınızın eşitsizliği içselleştirmiş olduğunuzun işareti olduğunu görmek, ataerkil düzenle aranıza mesafe koymaya başlamanızın ilk adımı olabilir. Bunun dışında toplu taşıma araçlarında kapladığınız alana dikkat etmeli, toplu taşıma aracı dolu değilse bir kadının dibinde dikilmemeli (hayır, bir adım ötede olmanız yeterli değil), bu mümkün değilse beden temasının rahatsızlık vermeyeceği [fakat fiziksel tacize uğramış ve/ya şiddet görmüş bir kadın için bu da yeterli olmayabilir] şekilde durmalı, gözlerinizi dikip bir kadını izlememelisiniz. Sokakta da kişisel alanı ihlal etmeden yürümeye, durmaya özen gösterin. Yok artık devenin nalı! değil. Sokakta kazara birbirinize omuz attığınızda veya ihlal edilen sizin kişisel alanınız olduğunda ne çok söylendiğinizi unutmayın. Ve hayır, kadınlar da gelip dibimizde duruyor, bir argüman değil. Böyle dandik örneklerle apolojistliğini yapmaya çabaladığınız şeyin ne olduğunu da bir adım geriye gittiğinizde görebilirsiniz. Gece barda, kulüpte ve benzeri yerlerde izin almadan tanımadığınız, henüz tanışmış olduğunuz bir kadına dokunmayın, bir kadınla dans etmeye çalışmayın, barda tepesine çıkıp içki siparişi de vermeye kalkmayın.
Zor değil. Bunların hepsi rahatınızı bozacaktır. Ama rahatınızın nereden kaynaklandığını, neye dayandığını ve de neye sebep olduğunu unutmayın. Şeyleri anlamak için mütemadiyen kendinizi merkeze koymayı bırakın. İzinsiz beden temasının size bir şey ifade etmiyor olması bir taciz belleğine sahip *olmayışınızdan. Taciz etmeyen, tecavüz etmeyen, öldürmeyen iyi natrans erkeklerseniz buna uygun davranın.
mandana
*tacize, tecavüze uğramış erkekler olduğunu unutmuyor, imtiyazlı natrans erkekleri kast ediyorum.
#feminizm
#kadındayanışması #ataerki #patriarka
[Not:Kadın=trans/natrans/interseks/kadın cinsiyet kimliğini kullananlar Kız kardeşlik=cinsiyet ötesi bi kavram olarak k. kardeşlik teorisi]
<333
Natrans hetero bir erkekseniz ve trans/natrans kadınların tahakküm altında olduğuna ancak başka bir natrans hetero erkek söylediğinde inanıyorsanız sistemin ve de problemin bir parçasısınız demektir.
mandana
Yardım mı? Ay hiç sanmıyorum!
Şu meşhur youtube[1] sayfası var ya, ondaki gibi bir “Yardım etmek nedir?” yazısı yazmaya çok heveslendim. Çünkü günlerce üzerinde düşündüm bu konunun; yardımlaşmanın ne demek olduğunu sorgulamak bir yana, insanların hangi şartlar altında yardım etmeye gönüllü olduklarını kavramaya çalıştım. Meselenin evrimsel boyutunu tartışmayacağım burada, onu baştan söyleyeyim. Ne demek istediğim birazdan daha net anlaşılacaktır sanırım. Haydi başlıyoruz, kemerlerinizi takmayı unutmayın.
Şimdiii... Tdk yardım kelimesini şöyle tanımlamış: “Kendi gücünü ve imkânlarını başka birinin iyiliği için kullanma, muavenet.” Dolayısıyla anlamı ve de doğası gereği yardım etmek, taraflar arasında bir hiyerarşi kurmayı gerektiriyor. Gücü ve imkanı yetersiz olanı, gücü olana bir şekilde borçlu kılan ve hatta muhtaç eden bir ilişki çıkıyor ortaya. Yardım eden, yardım etmek için koşullar sıralıyor; yardımın devam edeceği süre boyunca neleri yapamayacağınızı ve hatta sonrasında da neleri yapmak zorunda olduğunuzu listeliyor. Mesela öğrenciye “karşılıksız” maddi yardımda bulunan kurumlar, vakıflar vs. mezun olduktan sonra kişinin kendileri için çalışmasını şart koşabiliyor. Ya da yardım süresince başka yerden burs alınamayacağını, belli bir ortalamanın altına düşülürse bursun kesileceğini taahhüt ettiriyor. Yani yardım eden, “gücünü ve imkanlarını” sizinle paylaşırken, o gücü ve imkanları bizzat üzerinizde de kullanıyor. Oldu mu size şimdi mis gibi bir iktidar ilişkisi! Bravo, çok lazımdı çünkü!
Feminist kadın örgütlerinin özellikle “yardım değil dayanışma” demesinin anlamı da bir kez daha kıymetleniyor bu sebeple. Yardım etmek, yardım edeni her koşulda yardıma ihtiyacı olandan daha imtiyazlı bir yerde konumlandırıyor. (Daha iyi hayat şartlarına sahip olmak, daha iyi maaş gibi durumlardan bahsetmiyorum. Bu güç ve imkanları “yardım etme eylemi sırasında”, o ana ait bir fark oluşturmak adına kullanmaya işaret etmeye çabalıyorum esasen.) Fakat dayanışma, sizi dayanıştığınız kişiyle –doğayla, hayvanla...- yan yana getiriyor. Dayanışma, dayanışma anına dair koşul içermiyor; diğer bir deyişle öncesinde sahip olduğunuz güç ve imkanlar, yani “o ana ait olmayan imtiyazlar” dayanışma esnasında kural koymanıza ve/veya şart koşmanıza imkan tanıyamıyor. Bu sebeple, örneğin Mor Çatı, “seninle dayanışırız ama kocandan ayrılmalısın” demiyor hiçbir kadına. Ne yapması gerektiğinden bahsetmiyor; sadece kadın kendi hayatıyla ilgili kendi kararlarını verirken onun yanında olup o kadınla, adı üstünde, dayanışıyor. [2]
Hal böyle olunca ben kendi adıma yardım etmenin pek de sevimli bir durum olmadığına ikna oldum. Hatta bir sonraki levela atlayıp hangi şartlar altında yardım ettiğimizi ele alarak “insanca bir yaşamdan” ne anladığımızı falan sorguladım. Çünkü zamanım bol ve karnım tok. Çünkü yardım etmek için sıraladığınız koşullardan bıktım. Vereceğiniz x lira için hep daha kötü senaryoyu, hep daha açını ve hep daha daha daha muhtaç olanı aradığınız için ve bu sebeple bir şekilde içinize sindiremeyip “yardım bile” edemediğiniz için bıktım. Çünkü parasızlıktan, yokluktan, zor durumda olmaktan şikayet eden insanın ağzına “aman o da tiyatroya gitmesin o zaman, kitap almasın, dışarıdan yemesin, sigara içmesin madem parası yokmuş” diye lafı tıkamanızdan yoruldum. Hayatta kalmayı nefes almaya indirgemenizden, yukarıda saydıklarımı bu dünyada insanca yaşamanın bir parçası olarak değil de lüks olarak gördüğünüzden dolayı, biraz da kitap okumaktan vazgeçmediği için yoksul olan insana “yardımınızı” çok görmenizden bıktım. Yoksulken kişinin tek hakkı karın doyurmak, barınmak ve bunun gibi bazı temel şeylermiş gibi davranmanızdan, sadece kişisel zevkleri için bir şeyler arzuluyor olamasını garipsemenizden ve hatta ayıplamanızdan yoruldum.
Çok zor durumda olan bir arkadaşım, çizgi romanları çok sever, eline geçen 5 tl bile olsa onu kitaba yatırırdı. (Hala öyle.) Su bastı bir gün kaldığı yeri ve kitaplarının çoğu mahvoldu. Ve yeniden arşivi eski haline çevirdi; zaten okuduğu o kitapları bir şekilde inanılmaz zorlanarak da olsa tekrar satın alarak. Soranlara “ancak bu şekilde iyi hissediyorum, beni ayakta bu kitaplar tutuyor” diyordu. Ama bunun üzerine ailesinden, arkadaşlarından para/borç istediğinde “almasaydın o zaman onları” azarını işitti. Bahsettiğim tam olarak bu işte. Hesabını yaptığınız ve sonucunda gereksizliğine kanaat getirdiğiniz bu harcamanın bir insanın psikolojik anlamda ne büyük destekçisi olduğunu görmezden geliyorsunuz. Böyle düşündüğünüz için hiç üstünüze vazife olmadığı halde bilmem kimin kullandığı telefon modelini eleştirebiliyorsunuz. Belki günde 15 saat çalışarak kazandığı parayı nasıl haradığına dahi uzanıyor yorumunuz. Ay eksik olsun!
Her koşulda, her istek karşılanmayı gerektirir, sorgulamayın demiyorum elbette. Ve bazen “daha ihtiyacı olan birine” ulaşmak istiyor oluşunuzu/oluşumuzu anlıyorum. Doğrudur da. Fakat ben herkes değdiği, temas ettiği, yakınında olan ihtiyaç sahibine ulaşırken ah biraz daha gevşese, aslında o halkalar iç içe daha kolay geçecek diyorum en çok.
Güzel şeylerin ihtiyacını duyan yoksul insanlara öfkelenmeyin.
Emek.
[1] Kanalın adı “Nedir?”, merak eden olursa.
[2] Dayanışma, dayanışma anında koşuldan, şarttan bahsetmez fakat bana göre dayanışma –kimler arasında olursa olsun- doğalında var olan bir durum değildir. Aksine dayanışma, ulaşılan bir sonuçtur. Dolayısıyla, dayanışma aşamasına ulaşana kadar kimlerle dayanışılacağı gibi koşullar tartışmaya açıktır ve olmalıdır da. Burada bahsedilen durumda, dayanışma koşullarının sağlandığını var sayıyorum.
Mutlu Seneler!!!
Kendi kendine yetebilecek güce sahip ama asla yalnız olmadığımız,
Başkalarının yaralarını sarabilecek merhamet ve iyiliğin her birimize değdiği,
Acının yabancı bir hatıraya dönüştüğü,
Kötülerin tüm senaryolarının tepetaklak olduğu
Umudun ve sevginin hayatlarımızın tam ortasına kurulduğu bir yeni yıl olsun.
Bir Şiddet Biçimi Olarak Yalan
İlişkiler içerisinde “çok da büyütmemeyi” öğrendiğimiz şeylerden bir tanesi de yalan. “Onu kast etmemiştir, ben yanlış anladım herhalde” demeye alışmışlığımız, kadın olarak erkeği hoş görmeyi öğrenmiş/içselleştirmiş olmamızla (ve de hayal kırıklığını önlemek için bir tür savunma mekanizması geliştirmiş olmamızla) ilgili olsa gerek. Çoğu zaman düpedüz yalan şeylere türlü başka isim bulmamızda bundan kaynaklı.
Oysa ki yalan, ilişki içerisindeki görünmez şiddet formlarından bir tanesi. Çünkü yalan, doğası gereği manipülatiftir. Sandığımızın (ya da umduğumuzun) aksine iyi niyetli olanı pek yoktur. Üstü az kazındı mı, altından sıklıkla başka bir “amaç” çıkar.
Yalan, seçim hakkımızın elimizden alınmasıdır. Bu sebeple şiddetle ilişkilidir. X yalanının bir şeyin olmasına vesile olmasından; yalan yerine gerçeğin söylendiği bir senaryoda bu şeye belki de “hayır” diyecek olma ihtimalimizin olmasından bahsediyorum… O halde, erkeğin ilişkiler içerisinde sıklıkla eylemlerinin sorumluluğunu almamasının normal sayıldığı bir düzende, yalana “beyaz, pembe” vb. diyemeyiz. Çünkü bir eyleme, doğrudan kendi adıyla hitap etmek bir öz-savunma yöntemi olarak gerekli ve elzemdir.
Erkeklerin, erkekler arası ekonomik ilişkileri düzenlerken (yani kişisel çıkarların korunması gereken senaryolarda) her ne hikmetse yasadışılaştırdıkları şeyi, kadınlarla ilişkilerinde önemsiz, sıradan ve basit kılıfına sokmaları, yani diğer bir deyişle, ticari ilişkilerde yalana dolandırıcılık demeyi akıl edip, söz konusu partnerleriyle ilişkileri oldu mu elmaya armut demeye başlamaları da ait oldukları düzene dair çok şey söylüyor.
Mandana