Sweet Seals For You, Always
Game of Thrones Daily
RMH

bliss lane

Product Placement
Xuebing Du
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Monterey Bay Aquarium
h

Andulka
art blog(derogatory)
The Stonewall Inn
d e v o n
Interview Vampire Daily

Origami Around
official daine visual archive
No title available
𓃗
occasionally subtle
ojovivo

seen from Brazil

seen from Philippines
seen from South Korea
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Singapore

seen from Türkiye
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Colombia

seen from Ecuador
seen from Germany
seen from United States
seen from India
seen from India
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
@luffistan
Bihter’in “başkalarının hayatında zorla yer açamam ki kendime”dediği noktadayım.
Yıllardır buradan vazgeçemeyengillerden misin?
Kesinlikle onlardanım
Birine ihtiyacım olduğu anlarda kimseyi bulamadığım zamanları hiç unutamıyorum
“benden özür dileyeceksin . hayatımın orta yerine koydum seni. orada duramadığın için benden özür dileyeceksin. beni sevebilecekken nefret ettiğin bir adama dönüştürdüğün için benden özür dileyeceksin. ben ne yapacağım biliyor musun? bütün özürlerini kabul edeceğim“
bugün şöyle bir cümleye denk geldim,
"mutsuzken sanki baktığım yerler bile inciniyor"
her boş vermişliğin, öncesinde çok istemiş olmak var ,
isteyip de alamamak.
Bir boş vermişlik seziyorum kendimde .
Ben senin kelebeğindim, öyle küçüktüm yanında öyle savunmasız…
Kozadan çıktığımda ilk seni gördüm. Sen bana karanlık geçen tüm günlerimi unutturdun, benim şansımdın öyle bildim seni..
Ben bir kelebektim senin kelebeğin.
Uçup giderdim ben, hemde iyi uçardım beni bilirsin ama ben uçamadım bu sefer, kanatlarım hep geriye, hep sana getirdi beni.Senin kanatların yoktu. Olsun biz de beraber yürürüz o zaman demiştim.Ama kelebek çokta iyi yürüyemezmiş, öğrendim.Çok tökezledim, hep sana baktım ve yürümeye devam ettim.Düştüm, çok düştüm.Beni kaldır istedim bir kere de yürüyüp gitme istedim, gel istedim..Ben düştüm sen yürüdün.Kanatlarım küsmüştü bana, görenler gülüyordu halime doğasında uçmak olan nasıl yürür? diye.Aldırış etmiyordum onlara, aşkı bilmiyorlardı belli..
Seninle yürümek sonu olmayan bir yokuştu, bu uğurda kanatlarımı kaybettim..
Biz bu kadardık işte ben seninle yürümeyi göze almıştım ama sen yanımda bile yürümüyordun..Ben sana hiç uçalım demedim çünkü uçamazdın bilirdim ama bende yürüyemezmişim, kanatlarım kırıldığında öğrendim.Kanatlarım küsmüştü bana oysa ben çok iyi uçardım.
Kimseyi kırmazdım biliyorsun seni de hiç kırmadım nasıl kırabilirdim ki.Ama senin için kanatlarımı kırdım.Sahi bu kadar fedakarlığa değer miydi?
Akıllandım…
Ben kelebektim ömrü bir güncük olan savunmasız ama yüreği büyük bir kelebek.Senin olmak isteyen ama olamayan kelebek.
Yaralarımı tedavi etmem çok zaman aldı..
Önce kanatlarımın gönlünü aldım sonra uçmayı denedim, unutmuşum. Denedim, her denememde düştüm.Olsun dedim düşmelere alışığım.Bunu kendim için yapmalıydım.Çok az gidebildim, dönmek istedim ama hayır bu sefer gidecektim.
Gittim.
Ben seninle kısacık yaşamıma sayamayacağım kadar çok acı ve anı sığdırdım.
Ama şunu öğrendim, olmadıysa olmuyor..
Cahit Zarifoğlu'nun "Gönlümün yükünü kaldıramıyorum" dediği yerdeyim...
(Lay.)
“içimdeki çığlıkların en büyüğü sensin.”
Hayatımda her şeyi yoluna koymak ve huzurlu olmak gibi küçük ve zarif isteklerim var. Kavgasız, gürültüsüz acaba dedirtmeyen şeylerle yola devam etmek gibi.