Şairin Kısa Öyküsü
Etten fazlasına imkan tanıyan bir zeminde varsaydın kendini. Dil -senin için- orasından öteye gitmeyecekse bile. Sınırtanımazlıkla köşelediğin bu yer, sana tüm olmuşluğu göz kırpıyor. Yapacağın; korku. Hiç titremeden kavramak olmaz. Bir şeye yaramak, güncel bir hassasiyet kudurmak ve belki tüm bu önce sonra gerginliğine, hem de onun içindeyken daha, dünyanın tüm alfabeleriyle oturmak. Yani, kimse yalnızlık için yapmıyor bunu. Sen de yapma. Bir yerden başlayabildiğin, devam edebildiğin ve tabii ki varabildiğin için alkışlar yiyerek büyü. Onlara; sezebilir olduklarını aşıla veya tükür. Bu bağı sağlayanlar da olur. Yalnız kendiliklerinin anlayacağı bir yerde söz etmek daha iyi. E zaten, her yer iktidar değil mi?
Olasılıklar, somut birer şey olarak dikilince karşına; okur/anlarlığını az çok sarsacaktır bu. Çekinme. Kavra yakasını dilin. Hem belki, üzerine yüce bir şahsiyet buyurur, özlediğin tüm meydanlara heykel olursun. Önce tabiatın ölür. Sonra yenisini doğurursun. Beklemenin yakışıklı olmadığı bir zamandasın. Her şey ileri! Ve eğer zamandaysan; bir geçmişin de olmalıdır. Onu sömür. Vitamini suyunda. Şiiri bırak, imzayı öv. Şiiri arama, şair ol. İnsanlara sürtün, çünkü onlar parlar seni.
Ve artık, anlamın yerini kaygan desenler oynayabildiğine göre, benliğin bilmemkaçlığını dağılabiliyorsak bölünemez benlere, bunları bilinçlere boşalabiliyorsak; yaratıklara istemeyi istetiyor, olmuşun yerine olabileceği sığdırmanın yokuşlarını koşuyorsak devamlı; hatanın yarısı bile senin olmayabilir. İnsanın yerine veri koyularak kastedildi sana. Oysa öngörülerin var. Şimdinin içinde bir devam mahkumiyeti olsan bile var. Bir de bankalar ciddiye alsa seni. Almalılar!
Sen tarihi bir amaçtın çünkü. Ölülerin buluşlarını tüm ustalığınla tekrar tekrar büyür, gücü ondan ona savurur, arzuyu tadar ve yemeğini pişirirdin bunun. Ölüm kalım meselesiydi uyanmak. Ama gürültü değiş tokuşta artık. Ses ve tavır, ses ve tavır. Kimsesizlik korkusu. Anksiyete. Uyku bozuklukları. Tanınma oyunu. Ritmini ölümle bulabildiğin nedense doğru.
Korkulacak bir şey var mı ama? Sayılar her şeyi anlatabildiğinde, zaten hep beraber abaküs olur, bir şeye benzeyebiliriz rahatlıkla. Hep birlikte değilse de şimdi, yavaş yavaş eriyecektir öteberiler. Her şey lazım olacaktır harfi harfine. Senler, benler de bulunacaktır birbirine değen. Kesinlik olacaktır, herkese anlatılacaktır nasıl ölündüğü. Doğa nedense sıkacaktır orada bir yerde. Şiir de olacaktır; ahlaklı, nereden geldiğini bilen, dolu dizgin, ağzı ütülü. Yanlış şiir de kalmayacaktır böylece.
Anlamın ayağı kayalı çok oldu; durmadan o biçim malzemeler düşünerek, şu nereye kaçtığını bilemediğimiz şefkatin yerine, yücelik bahsini oturttuk. Kavram çantamız devamlı acıktı. Bazılarına, neyi anlamadığımızı anlatarak gücendik manayı. Senle beraber biliyoruz bunu. Ayrık birer terane değiliz, olacak halimiz de yok. Bundan sonrası yol. Yolculuk değil. Rota değil. Varış değil. Yol. Sinsilikle, iyilikle, kötülükle, umutla. Ve yol. Dönüşmekle, başka ağızları emerek, roman gibi söyleyerek. Ve yol...














