ıslak taşların hafızası
yağmurun yere değdiği anı hatırlamıyorum artık. sanki her damla önceden kararlaştırılmış bir yere düşüyor, sanki ıslaklık bir sonuç değil de, bekletilmiş bir niyet gibi yayılıyor etrafa. ve ben, tam bu yayılmanın ortasında, tutmam gereken şeyi tutamadığını fark ediyorum.
bir zamanlar olabileceklerin hayali olanların üstüne fazla titizlikle örtülmüştü. örtü ağırdı, niyet temizdi, ama ağırlık altındakini havasız bıraktı. bu bir yanlış değildi, belki de.. yalnızca… erken inanılmış bir ihtimaldi.
kırgınlık önce dilin önünde, sonra dilin arka tarafında birikti. söylenen kelimelerin tahrişi ve söylenemeyen kelimelerin ekşi tortusu gibi her yutkunmada kendini hatırlattı.
şimdi geriye bakıldığında, haklılık bir anlam taşımıyor, ama haksızlık da rahatlatmıyor.
ve belki de asıl mesele şudur: birey olanı yaşamak yerine, olabilecekleri korumaya çalıştığında elindekini yavaş yavaş kaybeder. bunu fark ettiğinde ise artık kaybedilen şey birisi değil, bir ihtimaldir.
yağmur hala yağıyor, ıslanmak sorun değil. asıl mesele, içeride birikenlerin nihayet taşmaya başlaması, ve ıslak taşların hafızası…











