Oturduğu Yerden
Uzun Zaman'dan sonra karşılıklı konuşma fırsatı bulan insanlar. Neden karşılıklı konuşmamışlardı o zamana kadar... Bilemeden kafasını sarkıttı. Adı neydi onun? Artık umursamıyordu bile. Bunu da fark edince rahatladı. Kendisi umursamıyordu onlar neden umursasındı ki? Kafasını kaşımak üzere elini götürdü kafasındaki ufak tepeciğe. Bitli sanacaklar, derdi kendine eskiden. Hiç kaşımazdı kafasını. Hiç umursamıyordu artık onları. Neden umursasındı zaten. Onlardan daha iyi bir insandı, karakter olarak değil. Yontulmamış olsa belki çok iyi niyetli biri olurdu ama demeye çalıştığımız başka açılardan iyi bir insandı: kötü bir kişiliği vardı yoksa, ama istediğini elde etmek için sürekli savaşan bir insandı o. Yaşamın da bunun için var olduğunu savunurdu zaten. İnsanların birbirilerine iyilik yapmak üzere, yapay felsefeler üzerine konuşmaya doğduklarına inanmıyordu. Bir zamanlar inanmışsa da artık inanmıyordu. Annesini hatırladı sebepsiz yere. O onun böyle bir insan olmasını istemezdi herhalde. Gitmeseydi erkenden o zaman. Kaçmasaydı. Kendisinin kaçacak yeri olsa kaçmaz mıydı sanki? Kafasını kaldırdı bunları düşünürken, karşısında görmeyi ummadığı bir yüzü gördü. Bu adam buraya nasıl geldi dedi kendi kendine. Onun uzun yıllar önce çok uzak bir şehre taşındığını duymuştu. Merhaba, derken buldu kendini. Nefret ederdi bu adamdan. Gerçi o masadaki herkesten nefret ediyordu. Bu kadar nefret ettiği insan... Oturduğu yerden kalkıp daha çok sevdiği o anki hayatına geri döndü.













