feels like a hundred years i so i’ll stay up all night with these bloodshot eyes while these walls surround me with the story of our life
Monterey Bay Aquarium
Game of Thrones Daily
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
Not today Justin

roma★
todays bird

if i look back, i am lost
Mike Driver
tumblr dot com
RMH
Fai_Ryy

blake kathryn
The Bowery Presents

gracie abrams
NASA
art blog(derogatory)

titsay

Jimmy Eat World
$LAYYYTER
Cosmic Funnies
seen from United Kingdom
seen from United States
seen from United States
seen from Australia

seen from Malaysia
seen from South Africa

seen from Russia

seen from Germany
seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from Colombia

seen from Ukraine
seen from Bangladesh
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from Türkiye

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from United States
@neithraus
feels like a hundred years i so i’ll stay up all night with these bloodshot eyes while these walls surround me with the story of our life
varlığımdan son damla akıyor, görünmezlikle çiziliyorum.
gün ağarmak üzere. gözlerim bitti mi kaldı mı bilmiyorum ama bir savaştan çıktıkları kesin. yorgun düşmüş onların yanında kirpiklerim, yanaklarım, dudaklarım, yüzüme düşen saçlarım, en çok da ruhum.
hangi savaşta, kaçıncı savaşta yara aldıkları bilinmez. yüreğine sor bir de, dediler. belki o bilirmiş üzerine çöken bu karabasanı.
sabır mı eylersin daha sorarım kendisine, cevap yok. cevapsız sorularla devam ederim deli gibi. dilsize soruyorsun da diyemez biri fakat o biri var mı? kandırıldım galiba.
yine zihnimle konuşuyorum, yine kandırılıyorum. hiç susturamadım ki susmasını dileyeyim, sanki illet. çiçekleri de soldurur, hayatları da.
*bizim yaramız dikiş tutmaz.
taştan oyulmuş olsa da boyum posum
bir çift sözle yıkılır ucube ruhum
kalbim kanlı çakıl taşlarıyla dolu. seni çok özlüyorum elan. beni alıp doktorlara götürüyorlar; haplar, otlar, boklar veriyorlar. bana kendine bile hayrı olmayan tek çocuklu ahırlar ve dualar veriyorlar.
her gün aklımda kalan simsiyah gözlerine tutuna tutuna, yarı ölü binbir hâlde eve dönüyorum. içimden küfür dolu kamyonlar geçip cehenneme gidiyor.
ya geri gel ya da seninle birlikte düşebileceğim bir uçurum çiz ayak ucuma. seni çok özlüyorum elan.
istediğin o kaybolma makinesini yapamadım, yaşarken de bilmiyordun. yeteri kadar olan hiçbir şeyimiz yoktu. işçi çocuğuyduk. kalorifersiz evlerde kesile kesile büyüdük biz. sen neden kayboldun elan?
evet; hâlâ en çok sevdiğim yazar franz kafka, en çok sevdiğim film cennet sineması ve en çok sevdiğim kadının adı hâlâ elan.
artık seninle bu dünyada kavuşmak için hiçbir mekânımız yok elan. bir odamız yok, bir aynamız yok, benim kirli bir elim bile yok. senin artık hiç olmayacak olan avuçlarında her sabah bir avuç külle yıkıyorum yüzümü.
seni unutamadığım için senden sonraki hayatımı da hiç hatırlamayacağım. elmamız soğudu. hikayemiz karanlıktan korkuyordur. mermerden dikilmiş bir gelinlik giyip gözleri görmeyen zamanlara gittin.
o sarhoş olmak dedikleri de bana yetmiyor. alkoller, kokainler ve kutsal olan adlar da bana yetmeyecek elan; çünkü en nedenli uyuşturucuyu bile uyuşturabilecek kadar sensizim.
aslında iyiyim. işlere girdim, çalıştım, para kazandım, kitaplar aldım. çalışmaktan okuyamadım. işlere girdim, çalıştım, paramı vermediler. canım parasızlıktan şiir yazmak istemedi. sen neden kayboldun elan?
sen öldün, biliyorum. seni ankara’da bir mezarlığa gömdüler. ben son üç yıldır bunu biliyorum, türkiye cumhuriyeti ölüm tutanakları son üç yıldır bunu biliyor; ama kalbim öldüğünü bilmiyor elan. kalbim seni simsiyah özlüyor, simsiyah kaşlarını özlüyorum, ölmemeni özlüyorum, seni çok özlüyorum elan.
onun kalbi çok sulanmış pamuk tarlalarından farksız, bataklığa dönüşmüş. ganimete ulaşmak için dökülen gözyaşları bitirmiş kendini. yaralarını temizlemek için kullandığı pamuklar etrafına saçmış. madem kanamayı durdurmuyor, kan bitene kadar yara açarım demiş. yara bantlarını düşmesin diye sıkıca bastırmış ama daha hızlı düşmüş. kendi açtığı yaralarla çürümüş her geçen gün. &@clementilust
parçalandık. zaman dursa, saniyeleri çeksek içinden, aklımızı kaybetsek her şey yoluna girerdi. çocukluk gözyaşıdır ve ben bittim. şimdi varım fakat hiç olmamışım. kara kedi varlığımın sembolü.
boşluğa bakınca gördüğüm şekilleri şarkılara yerleştirmişim, farkında değilim. iki melodi alt üst etmiş bizi, yine de onlara sığınıyoruz.
daha da eziliyorum altında ama iyileşiyorum çünkü öyle istiyorum. çiçekler yerleştiriyorum yanı başıma, hayatımı paylaşıyorum. o da hissediyor sanki, duvarların dili olmayabilir ama o da hissediyor sanki.
paslanmış çiviler batırıyorum geçmişe, kediler kucağımda koruma. benden önce o var.
bu şehrin akşamüstü kasvetli havasında bile camdan bakıp seni içimden geçiriyorum, gerisini anla işte. kokunun dirilip bir şekle büründüğü anlarda kurşun aklımı nasıl deliyor diye düşünüyorum. yanıtım yok, tek buna yanıtım yok sanmak istiyorum.
namlunun sürekli ucunda olduğumu sadece sana baktığımda fark ediyorum. bilirsin ya, asıl ölüm korkusu yaralar hep. yanıtımı bulmaya korkuyorum, ölümün varlığından korkuyorum. kaybolacağım, kaybolacaksın diye.
bakışların birer kılıç olmuş vaziyette kınına girmeyi bekliyor. hiç fırsatını kaçırmadan gülümsemeler de eşlik ederek saplanıyorlar yüreğime. ıssız bir çölde kum fırtınası çıkarır gibi savruluyoruz; öyle ağır, öyle güzel.
namlunun ucunda diz çökmüş boyun eğiyorum yenilgime. bakışlarım taş soğuk zeminde seni gizliden bir gölge diye arıyor. yüreğim çırpınırken dudaklarım biraz daha yaşayabilmek için yemin ediyor sessizliğe ve buz kesmeye. saçlarımda gezinirken ellerin, evini bulunca dudaklarım yeminini bozuyor, okundan daha yeni ayrılan hüzünlü bir yay gibi yayılıyor suratımda ama yay da biliyor zafer geleceğini. sen ki yenilmez savaşçı saçlarımda yenik düşüyor gibisin ama hatırlatırım ki benim en güzel yenilgim sensin, yenik düşemezsin.
beraberdik, gülerdik ve ağlardık. ilk önce sen gittin renklerinle beraber ve ben, o renkleri artık sadece soğurabiliyorum. zannetmek ve alışmak arasındaki ince çizgideyim.
her gün oturup izlediğimiz kedileri tek başıma izliyorum. sanıyorum ki kediler de anlıyor yokluğunu. çok zamansız gittin, her şeyini götürürken de oldukça bencildin. beş yıl oldu ve deftere bir elli yıl daha yazılacak. sonunda dönmeyeceksin, biliyorum.
hafızama çizmiş olduğun resim fotoğraflardaki kadar net değil. benimle yaşamış olsan da benimle yaşayamayacak kadar eşsizdin.
mezarına gömemediğim çiçekleri kırıklarıma, beraber bu yolu katettiğimiz kedilerin sırnaşmalarına gömdüm. elli yıl sonra, o sandalyede, kara kedi uzanıyor olacak.
aklımda kalan son karede pembeler uyuyor. nefret, gerçekten de sevgiymiş. adını bilemediğim beyaz çiçekleri sana boyayacağım.
seni pembeliklere uğurluyorum ve ben, artık pembe renginin varlığını tanımıyorum.