"En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı."
- Friedrich Nietzsche 🕊️

No title available
AnasAbdin

★
todays bird
d e v o n
Claire Keane

⁂
RMH
Misplaced Lens Cap
🪼
DEAR READER
h
Sweet Seals For You, Always
No title available
Sade Olutola

#extradirty
$LAYYYTER
YOU ARE THE REASON

No title available

pixel skylines
seen from Slovakia
seen from United States
seen from Türkiye

seen from United Kingdom
seen from Ireland

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from France

seen from Türkiye

seen from Türkiye

seen from Ukraine
@nessliiss
"En derin yaralarla başlar en derin gülücükler. En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı. En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı."
- Friedrich Nietzsche 🕊️
"Olmayacak" tam bir vazgeçiş kelimesi, "olmadı" emek yüklü.
Necip Fazıl Kısakürek
"Hiçbir şey olmamış gibi.
Hiçbir şey olmayacakmış gibi... "
- Caner Yaman
Her insana şifa veren bir şey vardır. Herkese iyi gelen ilaç ayrıdır. Benden sana bir tavsiye alkolü bırak ve kahveye ağırlık ver. Alkol insanın aklını başından alır, zararlıdır. Kahve insanın zihnini açar. Aklın başındayken insanda ki gerçeği görürsün. Yoksa hayal dünyasında hayaller görmeye devam edersin.
Güvensiz büyümüş çocuk, habire terk edilme korkusu yaşayan aşığa dönüşür zamanla… Mutluluk uğruna risk almaz, sarıldığı boynundan ayrılmaz.
“Dovlatov considers that evil is within us: “Hell is in us ourselves.“ Dovlatov, kötülüğün içimizde olduğunu düşünüyor: “Cehennem içimizde””
—
All the Brightest Places(2020)
Bilmiyoruz
Berke Altun’a biz turuncu istanbul gecelerinde kasvetli soğuğa karışan birer sanrıydık, nereye gittiğini bilmeyen iki adet sanrı parçası. acı çekiyor her bir parçamız, ve biz beraberce yalnızız, ve yalnızca yaşıyoruz.
yaptığımız gece sohbetleriydi yalnızlığımızı diri tutan her gün. kaybedenlerin felsefesiydi bizimkisi, hiç kazanamamışların boşlukta takılı kalanların. bir keman veyahut gitar telinin kulaklarımızı doldurduğu vakitler, vakitler ki saatler betimleyemez onları sadece biz anlarız, başkası bilemez. ağzımıza pelesenk olmuş: duman, ölüm ve cehennemimiz. şu betimlenmez vakitlerimizde turuncu istanbul geceleri girer damarlarımızdan içeri.
biz duymak ve dinlemek için birbirimizi sustuk beraberce, sonsuzluğa sustuk. ve hayır biz konuşurken de sessizdik koca istanbul idi bizi rahatsız eden biz değildik, hiç olmadık. oydu sadece. o.
hiç sevmezdi bazıları, ama biz hep cehennemdeydik dünya’da ise cehennemden düşmüş karanlık bir sanrı parçası, üşümüş aşağıda. bazen laleli yokuşunda ölürdük biz, bazen ölüm -her zaman olduğu gibi- ansızın gelirdi trende ve sessizce karşılardık onu. ölmek ölmek değildi bizim için fark edişti bazı şeyleri kabullenişti sonrasında.
kitaplar ve cümleleri ısıtırdı içimizi sadece. ben şu korkak gözlerimi değişmiştim satırlara o ciğerlerini iki papellik cigaralara ama gözlerim nasıl görürdü eskiden! ışıkları gözlerimizi alırdı insanların sevmezdik, sesleri çatlatırdı başımızı müziklerimiz baş tacı, başımız omzumuzdan ileri sakallarımız jiletle paralanmış yerleri seyrederken yürürdük şu adi istanbul’da. gökyüzü ağlardı ayaklarımızın altında ve biz izlerken onu düştük boşluğa acımasızlığımızda çürüdük boşlukta sadece var olamayan bir boşluktuk.
mutluyduk bazen, bazenlerden çok hüzün gelirdi kapımıza. herkes gibi onun da hatası çoktu, ama herkesten çok üzülüyordu o. gidecek olsaydım onun geçmişine “çocuk, derdim ona, bir hikaye nerede başladıysa orada bitmelidir.” o bunu anlamadı hiç belki de ben anlatamadım bilmiyorum. o hep kendisi oldu o sadece kendisiydi, ihtiyaç duymadı ben hiçbir zaman ben olamadım. ben mi? bir başkasıdır o. ben değilimdir. şu gamzeleri gülen adam mı? hayır içinde ağlıyor aslında. biliyor musunuz, çaresiz varlıkların en acizidir insan.
ama ne kaldı ki geriye yalnızlığımdan? şu büsbütün yaşayan yalnızlığımın bana ne yararı oldu ki şimdiye kadar? gözlerim kararmakta her geçen gün kararmakta birer ay tanesi gibi, soluyor nefeslerim hissediyorum soluveriyor gündüz gibi geceye. hepsinin ardında bir yalnızlık sadece bakıyor gözlerime, ağzında kelimeler: “bir bütünken biz, ben ne olabilirdim ki?” paylaşıyorum yalnızlığımı bir dostumla şimdilik yaşıyoruz yalnızlıkları ve istanbul’u beraberce ayrılık gelir elbet kapımıza o vakit kim hayatta kalır?
Çizer: Berke Altun
dance with me in the rain
Parakeet eats with dog pals at feeding time
Küçük bir kalp kırıklığı..
İran'da bir duvar yazısıymış...
"gülüşün şehrin dengesini alt üst ediyor... sen gül, şehri yeniden inşa ederim ben "
Bir ilk yardım kuralı olarak geçiyor kitaplarda
“ Yaralının yarasını görmesine izin vermemek”
Seni seviyorum, çünkü her sabah kalktığımda bir günü daha seninle geçirecek olmanın mutluluğunu yaşatıyorsun bana. Ben her güne seninle başlıyorum, seninle bitiriyorum…
Seni seviyorum, çünkü seninle her gün hayatı yeniden keşfediyorum. Bana her gün keşfedilecek bir şey sunuyorsun mutlaka. Soluksuz keşif maceralarının yorulmaz kaşifi oluyorum…
Seni seviyorum, çünkü beni dünyanın en mutlu insanı yapıyorsun. Mutluluğa yeniden ad versem, senin isminle anarım…
Seni seviyorum, çünkü en güzel zamanlarımın sahibisin sen. Seninle geçirdiğim kısacık anlar bile unutulmaz oluyor. Bitmesin istiyorum. Ya yoksan? İşte o zaman akmaz oluyor dakikalar, bir işkenceye dönüşüyor zamana katlanmak…
Seni seviyorum, çünkü bir ressamın çizebileceği en güzel tablosun sen. Renklerinle büyülüyorsun beni, hayran hayran bakıyorum sana. Ya da bir şairin yazabileceği en anlamlı şiir, sevdayı ve aşkı anlatan…
Seni seviyorum, çünkü yıllardır sakladığım aşk sözcüklerini ortaya çıkardın. Kıymet bilmez yüreklerden sakındığım o sözcükleri şimdi korkmadan, gururla söyleyebiliyorum. Biliyorum ki bir tek sen hak ediyorsun onları…
Seni seviyorum, çünkü aynı anda tüm mevsimleri yaşatıyorsun bana. Ellerini tuttuğumda yaz, saçlarına dokunduğumda bahar. Beyazlığınla kışımsın, aşkımızı sulayan bereketli yağmurlarınla sonbahar…
Seni seviyorum, çünkü sorgulamıyorsun yargılamıyorsun beni. Olduğum gibi kabul ediyorsun, hatalarımla zaaflarımla. Değiştirmek yerine anlamaya çalışıyorsun beni…
Seni seviyorum, çünkü korkmadan açıyorum yüreğimin kapılarını sana. Biliyorum ki hoyrat davranmayacaksın, biliyorum ki kanatmayacaksın yüreğimi...
Seni seviyorum, çünkü içimdeki yaramaz çocuğu ortaya çıkarmayı biliyorsun. Benimle çocuklaşıyorsun sen de. Hayatı bu kadar ciddiye alanlara inat oyunlar oynuyoruz birlikte, bıkmadan, usanmadan…
Seni seviyorum, çünkü ben karanlıkta yolunu kaybetmiş, nereye gideceğini bilemeyen biriyken, ışığınla aydınlattın yolumu. Bana hayatı sundun ellerinle, aşkı armağan ettin. Geçmişe dair tüm acı izleri sildin…
Seni seviyorum, çünkü ihanet yok aşkımızda, yalanlarla örülmüş sahte duygular yok. Birbirimizi kandırmadan, en çıplak halimizle yaşıyoruz bu aşkı. Zaten aşk dediğin böyle yaşanmalı…
Seni seviyorum, çünkü beklentisiz sevmenin ne olduğunu biliyorsun.”Önce sen beni sev, ben seni daha sonra severim” demiyorsun. Açıyorsun yüreğini cesurca. Cesaretinle beni kendine hayran bırakıyorsun…
Seni seviyorum, çünkü doğadaki her canlıya sevgiyle bakabiliyorsun, üşümüş bir sokak kedisi gördüğünde içinin acıdığını biliyorum. Her canlıya yardımcı olabilmek için çırpınıyorsun…
Seni seviyorum, çünkü kıskanıyorsun beni. Öyle tadında, öyle kararında kıskanıyorsun ki bu çok hoşuma gidiyor. Ne aşırıya kaçarak sıkıyorsun beni, ne de hiç kıskanmayarak umursamaz görünüyorsun…
Seni seviyorum, çünkü ne ağlarken gözyaşını, ne de gülerken kahkahanı saklıyorsun. Yüreğinin en derin yerlerinden gelen hüzünle ağlıyor, ağız dolusu gülebiliyorsun…
Seni seviyorum, çünkü küçük şeylerden büyük mutluluklar doğabileceğinin farkındasın. Hayatını hep o büyük mutluluğu aramakla geçirmek yerine, küçük mutlulukları biriktirerek kocaman bir mutluluğun sahibi oluyorsun…
Seni seviyorum, çünkü seninle sonsuza dek birlikte yaşayacakmışım gibi hissediyorum. Senin de beni sevmekten asla vazgeçmeyeceğini biliyorum. Her zaman, ama her zaman “iyi ki hayatımdasın” diyebiliyorum…
Seni seviyorum, çünkü yıldızları getiriyorsun avucunda. Sarı, sıcak güneşi sunuyorsun bana. En coşkun denizlerin maviliğini getiriyorsun. Dalga dalga yayılıyorsun içime…
Seni seviyorum, çünkü olur da bir gün, yaşadığımız bu kenti terk etmek zorunda kalırsak, gittiğimiz yerde de kendimize ait mutlu bir hayatımız olacağını biliyorum. Biz birlikte olduktan sonra dünyanın her yeri cennet…
Aşkımın büyüklüğünü, sevdamın yüceliğini anlatmaya çalıştım sana. Bunca nedenden ve bunca sözden sonra seni ne kadar çok sevdiğimi anlatmayı başarabildim mi, bilmiyorum. Sözcüklerle tarif edilemeyecek kadar derin sana hissettiklerim. Bir de yüreğimdeki kuşların sesini dinle… Belki onlar daha iyi anlatır aşkımı. Biliyorum ki, sen olduğun sürece o kuşlar hiç terk etmeyecek yüreğimi… Sevgilim, ben seni yaşıyorum, seninle yaşıyorum. Çünkü… Seni Çok Seviyorum…
sev artık zalim,duracak kalbim