Ormanevi’nden bi’ kaç kelam
Bizden herkese selam olsun,
OrmaneviKolektifi'ni kurup yeni bir topluluk niyetimizi yoğurmaya başlayalı8 yıl, amel zamanının geldiğine kanaat getirip kırsala yerleşeli 2.5 yıl oldu.
Bilebildiğimizkadarıyla birer defa geldiğimiz hayatı kendimiz, sevdiklerimiz,değer verdiklerimiz, selamladığımız herkes için, hayatın takendisi için daha hakiki, daha bütün, daha adil, daha çoğul vedaha şenlikli kılmak için niyetlenip ve yani kabul edip, ve yani birbirimize ve güvendiklerimize teslim olup gülümsemeleri kalıcı ve içten kılma şevkimiz bir an olsun azalmadı, ve hatta hayret ediyor insan, daha da arttı (daha ötesi yok sanırdık, varmış!)
Yolculuğun şu kısmına dek binlerce masala konu olacak, binlerce cildi dolduracak muhabbet, öğrenme, mutluluk, farkındalık ve hissiyat ve kotarılmış iş ve yeni fikirler biriktirdik. Baktığımızda görüyoruz gerçi, gittiğimiz yol, nefesimiz tükenip toprak olana dek gitmeye niyetli olduğumuz yolun yanında bir arpa boyu, topu topu... Hem yerelimizde, hem memlekette, hem de dünyada saçılmış ekolojik yerleşke tohumlarıyla beraber büyüdük, çürüdük, büyüdük. Yaşamın tıpkısının aynısı yani.
Buraya kadar okuduysanız, Facebook duvarınızda 3-5 saniyede kaybolan içeriklerden bir nebze de olsa fazla vakit ayırmanıza nail olmuşuz demektir herhal. Devam edelim o halde.
Bu yazının amacı, Ormanevi'nde neler olup bitiyor, nereye gidiyoruz, ne düşünüyoruz, derli-toplu bir resmini çizmek. Biraz bakış açımız, biraz ilkeler, biraz üretim-paylaşım-tüketim modelimiz, biraz o, biraz şu.
- Kediye kedi demeyi seven bir topluluktuk, öyle olmaya devam ediyoruz. Olmayana var demiyoruz, olanın ismini kendi çapımızda koymaya gayret ediyoruz.
- "Gerçekçi ol, imkansızı iste" yerine, "İmkansızı iste, gerçekçi ol"u tercih ediyoruz. Aradaki somut farkı bir ara denkleşirsek konuşuruz, sıcak ve hep beraber sabah 8-akşam 9 ter döktüğümüz bir yaz gününün akşamında, verandada ya da merada, misal.
- Emelimizi 'Medeniyeti yeniden inşa etmek, ama bu sefer birazcık daha iyi bi' iş kotarmak =)' olarak tanımlıyoruz. Olur iş mi, evet. Basit mi, hayır. Keyifli mi, çok. Zor mu, çok. Bilebildiğimiz kadarıyla bir defa geldiğimiz bir hayatı vakfetmek için şahane bir emel yani. Bu da veranda muhabbetine iyi gider, yukarıdaki cümleyle beraber ele alırız.
- Geçtiğimiz sene itibariyle yaklaşık 700 kişi/günlük bir gönüllü alımımız oldu. Yıl boyunca her gün ve günde ortalama 2 kişi yani. "Gönüllü" meselesi, dünyanın her yerindeki ekolojik çiftlik ve yerleşkelerin harıl harıl tartışıp "doğru yolu" bulmaya çalıştığı bir mesele. Başlı başına ayrı bir konu yani, ama şu kadarını söyleyelim: Her bir gönüllü, kolektif üyelerinin ve uzun vadeli (iş/yol/yordam bilen) gönüllülerimizin/çıraklarımızın zaman ve kafasının bir kısmını vakfetmesini gerektiriyor. Bu da, özellikle yoğun dönemde (bizim için Şubat-Aralık, 11 ay yani evet) pek mümkün değil. İnsanların kırsalda kolektif bir üretim ve paylaşım deneyimini yaşamasını istiyoruz ve bunun için idealist bir tavırla kendimizden ödün vermeye razıyız, öte yandan bu serüvenin devam etmesini (ve insanlara iyi-kötü deneyim olmasını) istiyorsak, bütün başvurulara olumlu cevap vermemiz mümkün değil. Bu ikisinin dengesini sağlamaya çabalıyoruz kısacası (başvuruların yaklaşık %10'una 'gel' diyebiliyoruz). Bizi ve bizle ilgili olanları ne kadar çok okur, üzerine ne kadar çok düşünür, düşünce ve niyetinizi ne kadar açık sözlülük ve detayla anlatırsanız o kadar iyi. Gönüllü başvurularını TaTuTa'dan almak istememizin sebebi de, bu güzel ağ ve girişimin devamlılığında çorbada bir tuzumuz olsun, isteğimiz. Yaşam bu, karşılıklı almak-vermek. Bereketin de temeli.
- Kırsal yaşam 'doğada olmak' değil, çok daha ötesi. Hele kolektif üretim ve tüketim, hele bir de bunu 'medeniyeti yeniden kurmak' için yapmak, çok hakiki. Bu hakikatin hakkını veren derinliğe inip, o derinlerde kulaç atmaya devam etmek gerekiyor. Sezgilerimiz/duygularımızla aklımızı/planlamayı bu nedenle bir arada tutmaya çalışıyoruz. Galiba beceriyoruz da, öyle gözüküyor. Son derece romantik, ondan iki nebze daha da gerçekçiyiz. İç yönetişim modellerimiz falan, son derece basit ve bir o kadar da karmaşık (karışık ya da bürokratik değil!). Bu mesele üzerine yazmaya çizmeye devam edeceğiz, takipte kalın - veranda muhabbetinde sil baştan anlatmak zorunda kalmayalım sistemimizi.
- Gönüllülük meselesine bir parantezle geri dönelim: 1) Burada iş çok, hem çeşit olarak, hem miktar olarak. Gün 8'den geç başlamaz, akşam 8'den önce bitmez. 'Ben köy çocuğuyum' veya 'öyle böyle değil, çok niyetliyim' veya 'x konusunda uzmanım' diyen pek çok arkadaşın telef olduğunu sevinerek (sevinerek, çünkü insanlara sunabileceğimiz en güzel deneyim bu - bir şeyi gerçekten isteyip istemediklerini sorgulayabilecekleri gerçek yaşantılar sunmak) gördük. 2) Sarıkeçililer'de de öyle imiş, insanın da oğlağın da adı doğduğunda değil, 'ettiğinde' konurmuş. Buraya da geldiğinizde bir gönüllü olarak gelirsiniz, ettiğiniz ameller ve olduğunuz insanı gördükçe adınız konur. Köylerde olduğu gibi aynı, kişinin lafına değil, yaptığına ve olduğu kişiye bakarız, zamanla. 'Biz birbirimize teslim olduk, siz de bize olun' diyoruz ya blogumuzda, boşa bir laf değil o. Bu konuda kafanızda soru işaretleriniz varsa, bizden daha yumuşak 'geçiş' süreçleri ve deneyimler, farklı enerjiler sunan bir çok şahane ekolojik yerleşke var TaTuTa'da, gönlünüze göre bir yer bulacağınıza eminiz.
- "Ormanevi Kolektifi'ne nasıl katılırım?" sorusunun ilk cevabı, "Sen bi' defa onu unut bi'" oluyor. Süreç, ilk aşamada 1-2 hafta gönüllü olarak gelmek, sonra 3 aylığına başvurup olumlu cevap almanız durumunda 3 aylığına gelmek, bunun ardından 1 yıl boyunca bir kolektif üyesinin çırağı (eski usül usta-çırak ilişkisi) olmaya başvurmak, o da olursa, bu 1 yılın sonunda kolektif üyesi olmaya başvurabilmek ve (mevcut kolektif üyelerinin tamamının 'Evet, ben bu kişinin kolektif üyesi olmasını istiyorum' demesi halinde) kolektife dahil olmak, şeklinde işliyor. Kabaca ve özetle.
- Kendine yeterlilik, egodan arınarak edildiğinde güzel bir niyettir. Genelde ne anlama geldiği bilinmeden söylenir, ve tam anlamıyla ve hatta kısmen bile gerçekleşmesi çok zordur, uzun sürer. Ormanevi'nin hane olarak kendine yeterlilik skalası, şu anda içinde bulunduğu köyde ve civar yörede en yüksek seviyede (evet, şehirlilerin köylü diye tanımladığı habitus'tan daha kendimize yeteriz). Ama bu bile, kaba ve ama gerçek bir hesapla %30 civarında. Kardeş kurum Anadolu Meraları bünyesinde mera-temelli küçükbaş hayvancılık ve yumurta amaçlı tavuklar işin hayvan kısmı (ayrıca 4 köpeğimiz var). 3-4 çeşit tahıl, 10'dan fazla sebze, 2-3 çeşit meyve ve bunların işlenmiş halini (reçeller, soslar, ezmeler, vs.) üretiyoruz. Bunun ötesinde ve aslında bundan önemlisi, kendi araç-gereçlerimizi yeniden üretmeye, barınaklarımızı kendimiz tamir etmeye, yoktan var etmeye çalışıyoruz. 'Onarıcı' yaşam ve toplulukların en keyifli yanı da bu, bizce.
- Yıl boyunca 25'e yakın kalem üretim gerçekleştiriyoruz. Bunun bir kısmı kendimize, bir kısmını ise "türetici başı temelli mikro-gıda ağları" adını verdiğimiz bir sistemle satıyoruz. Bizi takip edenler farketmiştir, ürünlerimizi pazarlamıyoruz. Gıda ağı modelimiz, tüketicinin de örgütlenerek türeticiye dönüşmesine dayalı. Daha zor ama daha hakiki, bizce. Bu sistemle ve dahil olmak isterseniz neler yapabileceğinizle ilgili bir rehber hazırlayıp 1 hafta içinde paylaşacağız.
- Gıda üretiminde ve tarımda 'sürdürülebilirliği' kıstas olarak almıyoruz. Derdimiz bunun çok ötesinde, onarıcı tarım yapmak. Bu süreçte de oldukça aşama katettik.
- 2.5 senedir yaptığımız tüm harcamalar ve tüm gelirlerimizi, ödün vermeden ve son derece organize olarak, kategoriler halinde kaydediyoruz. Bunları paylaşacağımız zaman da gelecek ama, şimdilik kabaca bir özet yapalım: Kırsala yerleştiğimiz ilk yıl, tarımsal gelirlerimiz, toplam giderlerimizin %75'ini karşıladı. 2. yıl, bu oran (geçtiğimiz seneden ürünlerin satımı bittiğinde) %110 civarına çıkacak.
- Yeni bir medeniyet kuruyoruz dedik ya, gereği olan iç yapılanma ve 'tanımlamaları' da yapıyoruz haliyle. İç ekonomik sistemimiz kendi icadımız ve yurtdışındaki dostlarımız dahil olmak üzere merakla takip ediliyor. Bütüncül Yönetim algoritmasıyla oluşturduğumuz bu sistemi "işkolu temelli özerk iş bölümü" diye adlandıralım şimdilik, detaylarını bunun da paylaşırız ilk fırsatta.
- Yeni bir medeniyet kuruyoruz dedik ya, temel ihtiyaçların karşılanması bunun ilk adımı ama orada takılıp kalmamak da lazım: Sayımız arttıkça sanat da, bilim de, zanaat da artıyor, hayatın bir parçası haline geliyor. Yeni bir medeniyet.
- Çanakkale yöresi ve etrafı, ekolojik yerleşke girişimlerinin sayılarının nispeten yüksek olduğu bir bölge. Biz de bu bölgede 'dağın öte yanında, sınır köyüyüz' bir anlamda. Yerel ekonomiye elimizden geldiğince katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Üretimde yüksek çeşitliliğe gitmemizin sebeplerinden biri de bu.
- Gelen sorulara istinaden: Kolektifin ya da kolektif üyelerinden herhangi birinin 1 metrekare arazisi yok. Yaptıklarımızın tamamını etrafından/kimyasal tarımdan nispeten uzakta, köylünün rağbet etmediği sapa arazileri bedeliyle (kimi zaman para, kimi zaman ürün + para) kiralayarak yapıyoruz.
- Kolektiften bağımsız bir yapı daha var bu arada, Ormanevi Kırsalda Sürdürülebilir Gelecek Derneği. Kardeş kurum o da, ama karar alıcıları, amacı ve işleyişi anlamında ayrı bir bütün.
Halimiz, derdimiz, gülümsememiz budur. Herkese selam olsun.












