Şehinşah & Hidra
The Stonewall Inn
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Phantogram Three
🩵 avery cochrane 🩵

@theartofmadeline
todays bird
Cosimo Galluzzi
No title available
noise dept.

Jar Jar Binks Fan Club
h
🪼
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
d e v o n
KIROKAZE

if i look back, i am lost

Game Changer & Make Some Noise
One Nice Bug Per Day

Product Placement
cherry valley forever
seen from Venezuela
seen from United States
seen from United States
seen from Netherlands

seen from United States

seen from Palestinian Territories
seen from India

seen from United States
seen from Venezuela
seen from United States

seen from Germany
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from Colombia
seen from United States

seen from United States
seen from Brazil
seen from United States

seen from United States
@ozgecimnapiyosun
Şehinşah & Hidra
Ritim ve Nazım (Rhythm and Poetry)
Üst not: Şarkı isimlerine dokunarak ilgili linklere gidebilirsiniz, hepsini video olarak eklemeye izin vermedi arayüz.
Şaka maka 3 haftadır, hatta 4 haftadır düzenli olarak yazıyorum. Askerden fişek gibi döndüm adeta. Aslında düşününce öyle o kadar da çok değil anlatacaklarım. Ve yine aslında bu yazı çizi işlerini düzene bindirmek ilerleme kaydedebilmek için bir must olsa da ben yine mutlak kararsızlığımla bu blog ve evdeki defterler de dahil tüm bu içimdeki cerahatin dışavurumunu kendim için mi yoksa toplum için mi yaptığıma karar veremediğimden bir düzene sokup her hafta “ne yazmalı, ne anlatmalı” diye düşünmek mi yoksa kafam patlama noktasına gelip de “artık anlatmalıyım” diyerek burada sonlandırmak mı benim yapıma daha uygun onu bilemiyorum. Bu hafta da böyle olsun da. Zaten perşembenin geleceği çarşambadan belli olduğundan konu hazırdı ama altı doldurulmamıştı. Bu sefer müzikle ilgili yazayım diye geçirmiştim geçen hafta bu zamanlar içimden. Hani her yazımın başına, ortasına, sonuna veya bilumum yerlerine fon müziği iteliyorum ya, o şarkılar da genelde birkaç bin kişinin dinlediği rap şarkıları oluyor ya, onun nedenini açıklamış olmak için bir nevi.
Sene 2005, ortaokul 2. sınıftayım ve sonrasında hayli buhranlı geçecek olan ergenliğe yeni yeni girmeye başlamışım. O zamanlar walkmanler eskimeye başlıyor, akranlarım abilerinin ablalarının discmanleriyle müzik dinleyip bununla övündükleri dönemdeler ve mp3 çalarlar ise yepyeni teknoloji. Hem 13 yaşında bir çocuğun bütçesine göre hiç ucuz değiller, hem de yeni teknoloji işte, bilinmiyor pek. Ama oradalar, varlar, ve minicik pil boyutunda aletin içine milyonlarca şarkı yükleyip yanında taşıyabiliyor, her yere götürebiliyor ve müzikten noksan kalmıyorsunuz. Öyle müzik aşığı biri olmamama rağmen ergenliğin verdiği bir şeylere özenme hissinden de olsa gerek ben de bu mp3 çalarlardan birine sahip olmak istiyordum. Hatta yeni çanta alırken yan tarafında o zamanlar yine popüler olan kulaklık kablosu sokma deliği olan çantalardan almıştım. Öylesine bir hazırlık. iPod falan o zamanlar varmış ama benim elmanın varlığından haberdar olmam 2005′ten çok sonrasına dayanıyor. İnternetle geç tanıştım. Neyse. Sony, Philips gibi markalar da mevcut ama tabii ki kaliteli ve pahalı. En alınabilecek düzeyde olan ise Minton o zamanlar. Sloganı hala kulağımda çınlar: It’s all in Minton. Gerçi şimdi Google’a yazınca hiçbir şey çıkmadı ama olsun, ben hatırlıyorum. Israrlı istemeler ve canhıraş pazarlıklar sonrasında sonunda aileme aldırmayı başarmıştım o 128 Mb hafızalı mp3 çaları. Artık en havalı ben olacaktım okulda.
Aldırmasına aldırdık mp3′ü ama, evde bilgisayar da var ama, nasıl yükleniyor bu müzikler hiç bilmiyorum. İnternetim de yok. Soluğu bir internet cafede aldım ve bana bir mp3 cd’si hazırlamasını söyledim. Sıfır istek parça, sen ne varsa yükle abi. Nitekim o dönemin internet cafelerde çalınan pop şarkılarından oluşan bir cd vardı elimde ve ben şarkıların tümünü olduğu gibi mp3 çalarıma doldurmuştum. Zaten yaklaşık 40 şarkı kadar alıyordu. Mp3 çalarım cebimde, kulaklıklar kulağımda, müziği sonuna kadar açıp bisiklet sürerek lojmanın boş sokaklarında dolaşıyordum. Muhtemelen kimse kulağımdaki tıkaçları görmüyordu ama ben eskisinden on kat daha havalı hissediyordum. Şarkılar birbiri ardına ilerlerken bir şarkı bitti. Ve ritmik bir alkış sesi, arkasından da daha önce hiç duymadığım bir şarkının basları ve melodisi tınlamaya başladı. Hemen ardından da tiz bir ses “Hala meclisim alaaa/ Ben bulamıyorum hiç manaaa” diye hıphızlı sözleri olan bir şarkı söylemeye başladı.
Ceza - Rapstar
Durdum ve bu neymiş diye şarkının adına baktım. Sadece “Rapstar” yazıyordu, şarkıcı adı olmadan kaydedilmişti dosya. Sonuna kadar dinledim o şarkıyı. Sonra başa aldım ve tekrar dinledim. Sonra tekrar… Ritm ve akan sözler büyülemişti resmen. Yaklaşık 1 hafta kadar aynı şarkıyı tekrar tekrar dinlediğimi hatırlıyorum. Bu 1 haftanın içinde de şarkıyı söyleyenin “Ceza” diye bir “rapçi” olduğunu. O güne kadar “rap” diye bir şey bile duymamışken bir anda favori şarkım oluyor bu arkadaş. Sonra başka bir internet cafeye gidiyorum ve Ceza’nın tüm şarkılarının olduğu bir cd doldurmasını istiyorum. Evet tüm şarkılarının. Adam da sağolsun bana Medcezir albümünün tamamını ve Rapstar albümünün bir kısmını indirip satıyor. Hatta albümde Hasat Zamanı’nın enstrümantal versiyonu vardı cd’de ben uzunca bir süre onu sözleri olmayan bir şarkı zannetmiştim. Demem o ki Rap müzikle tanışıklığım 2005 yılına dayanmakta ve o senenin içinde bir gün aniden oldu. Sonrasında uzunca bir süre “Cezacı” oldum, sonra liseye başlayınca gelen daha depresif ruh haliyle birlikte yine uzunca bir süre “Sagopacı” oldum, daha sonra lisenin son senesi “Tupac”, üniversitenin ilk senesi “Eminem” derken bir süre ara verdim zira artık zaten çevremde az olan rap müzik dinleyicisi sayısı neredeyse sıfırlanmıştı. Ama sonra kendi kendime dedim ki ben bu müziği ilk dinlemeye başladığımda etrafımda yine kimse yoktu ve ben tek başıma keşfederek dinlemiştim. Şimdi de birisi için dinlemiyorum, kendi başıma yine dinleyebilirim ki bunu deme zamanım da yaklaşık 2012-2013 yıllarına tekabül ediyor. Benim ara verdiğim sürede bir sürü yeni ve tanınmayan rapçi türemiş, eski gençler büyümüş, genel olarak gelişen ve ulaşılabilirliği kolaylaşan teknolojiyle birlikte hem müzik kalitesi yükselmiş hem de en çok önem verdiğim kısım olan sözler konusunda da fena işler yapılmamaya başlanmış. Falan filan. Bu kısımları ortalama bir rap müzik röportajında da okuyabilirsiniz zaten. Hatta şunu söylemeleri de gayet kuvvetle muhtemel: Yıllarca “Rap müzik 5 seneye hak ettiği yere gelecek” diye söyleyip durdular yıllarca. Yaklaşık 20 yıldır bunu hep duyduk. Sanırım artık hak ettiği yere gelmiş durumda. Popülariteden tamamen uzak kalarak bunu başarması mümkün değildi, eskiler de zaten özünü korumanın önemini vurguluyordu sürekli, bugün baktığımızda da özünü büyük oranda koruduğunu söyleyebiliriz diye düşünüyorum. (Mumble rap ve popüler olana hitap edeceğim diye şebeklik yapanlar hariç)
Gelelim asıl konuya, yazıyı yazma fikri kafamda oluştuğunda kararlaştırdığım ana temaya. Biraz önce de ipucu verdiğim üzere her türlü müzik türünde benim için en önemli olan kısım sözler. Melodi hep arka planda kalıyor ve tamamlayıcı unsur oluyor bende. Şiirden pek anlamıyorum ama aslında Ritm And Poetry’nin de o şiirselliğine vurgunum yıllardır. Ve benimle birlikte, ben büyürken onun da büyüyüp olgunlaşmasına, her sene ve her yaşta dinleyebildiğim ve bana hitap eden şarkılar bulabilmeme. Bu yazının asıl başlangıç noktası da buydu. Rap müzikle tanışıklığım yukarıda dediğim gibi Rapstar’la olmuştu ve tam olarak ergenliğin başlarına tekabül ediyordu. Bunu da Sagopa Gölge Haramileri’nde çok güzel ifade ediyordu:
Sakal bıyıkla geride kaldı Yunus’un hamlık evresi. Sivilce, akne katledildi soldu yüzümün güneşi.
Sagopa Kajmer - Gölge Haramileri
Veya mesela o zamanlar başıma en çok gelen, en çok yaralayan şeylerden biri. Arkadaş çevremde çok fazla çürük arkadaşım vardı ve ben hepsini can dostum zannediyordum. Sonra Sagopa tekrar sahneye çıkıp tekrar doğrudan bana hitap ediyordu Maskeli Balo ile:
Her gün başka derslerde karşımda bambaşka bir hoca ve de her sınavda farklı notlar almanın psikolojisine adım attığımda sanırım ilkokuldaydım, yani çocuktum, yola çıkmış yeni yolcuydum, ben bu yolda çok mola verdim, muhabbete daldım, yolumu uzattım. Çok sima tanıdım, ima aldım yüzleri aklıma kazıdım, adı anıldığında işte dostum dedim, adım anıldığında tanımam dedi taktı maskesini yüzünü çevirdi ve sildi kalıcı tüm izleri, geri getiremediği zaman eskide kalan anı defterimi, her sayfada düştü maskesi.
Sagopa Kajmer - Maskeli Balo
Tabii bir de dönem şarkıları vardı. Her yaşımda o yaşıma hitap eden şarkılar. Mesela yine Sagopa’nın 24′ünü ilk dinlediğimde 16-17 yaşlarındaydım ve “Ben bu şarkıyı 24′ümde de dinlerim” dediğimi hatırlıyorum, ve tabii 24′ümde de dinlediğimi, şimdi de dinlediğimi… Bu örnekleri verirken yaşa göre sıralamanın daha uygun olacağını düşünüyorum. Hatta bunun gibi örnekleri çoğaltmak için sonradan bir kısa araştırma da yaptım ancak kendi bildiğim şarkılar dışında sadece 2 ekstra örneğe ulaşabildim:
MT - Yaş 17:
2008 senesinde yüklenmiş Youtube’a. Tam da o yıllarda yapılabilecek bir underground rap şarkısı. Hafif arabesk bir sample üzerine yazılan depresif sözler. 17 yaşımda dinlemedim ama varlığından haberdar olsaydım dinlerdim muhtemelen.
Sansar ft Rahdan - 18 Yaş:
Bu da bir üsttekine benzer. Sansar’ın yaptığı ilk işlerden muhtemelen. Bunu da 18 yaşımdayken dinlemedim, ama eğer varlığından haberdar olsaydım belki de dinlemezdim.
Bu 21′lik yolculuğuma bir şarkılık mola
Doğdu sorumluluk duygularım hayat girdi zora
Hidra - Ölüme İnat 2:
21 yaşımdayken dinlemediğim ama sonradan dinleyip listeye eklediğim şarkı. Hidra’nın defalarca dinlenebilen Ölüme İnat’ından sonra aynı rüzgarla devam ettirmek istediği devam şarkısı.
Acımasızca geçip giden zamanda geriye kalan sadece yalnızlıklar oldu.
Dudaklarım kilitli. Hoşçakal bugün… Sen de yolcusun, dünlerimde sorgusun ve 24′lük yorgunsun. Git de dinlen gidenlerle. Yarınım kapıda bekliyor ve son veda zamanı…
Sagopa Kajmer - 24:
Ve işte o şarkı. Bugün de dinleyince tüylerimi diken diken eden sözler. Sago bunu o zamanlar çok yapıyordu. Dudaklarım titriyordu, boğazım düğümleniyordu, gözlerim nemleniyordu, bakışlarım donuklaşıyordu, sonra sözler kulaklarımda tekrar çınlıyordu baştan. Bugün, o günkü şarkılarıyla bunu yine yapabiliyor, ama bugünkü şarkıları için aynısını söylemek pek mümkün değil maalesef.
Yaşım yirmi beş, dün erken olan şimdi geç Yaşadıkça hissizleş, yasa dışı işsiz genç Ben ettim hayalimle izdivaç Sayfalarca dizdim Rap, Pislik, pislik, pislik, pislik, pislik hep
Ezhel - Alışamadım:
Bir anda günümüze geldik fark ettiyseniz. Bu mesela tam yirmi beş yaşımda dinlediğim şarkı. Ezhel’i tabii ki liseli zamanlarımdan, Ais zamanlarından beri dinliyorum ve hatta en iyi şarkılarının Müptezhel albümünden önce yapıldığını iddia edenlerdenim ama albümdeki çok tartışılan Trap ve Auto Tune unsurlarının da itin götüne sokulmasını biraz abartılı tepki olarak görüyorum. Bir rüzgar yakaladı, bırakın tadını çıkarsın.
Bir gün kandıracak kirlenen zihinleri, O saçma sapan yazılmış, memleket şiirleri… Ya kör oldu gözlerim, ya soluyo renkleri, tabloların, Abi neden kayboluyor bilincim? Bu hız, bu telaş, bu kaygı, bu 26 yaş, erken değil mi yani? Kalk bi gözlerime bak Aç bi sözlerime bak ve yaşlı insanlara bak, Kaçmış olanları anla, şartlı salınanlardan.
Gazapizm - Memleketsiz:
Tam da yirmi altı yaşında dinlediğim şarkı. Öncesinde hatta Gazapizm ismini duyup “o ne lan” diye tüm ön yargımla bu adamı arabesk rapçi zannettiğimi itiraf etmeliyim. Sonradan birkaç şarkısını dinledikçe fark ettim ki aslında şarkılarında gayet de benimle anlaşabilen biriymiş Anıl. Allahtan Çukur’la birlikte öğrenmedim, diziden bir müddet öncesine dayanıyor tanışıklığımız.
Yazı ve liste uzayıp giderken yaş içeren şarkılarda sona geldik.
Ve yaşım artık 28, bunu ben istemedim Bana verilen her yeni role inat hiç büyüyemedim Bu kadar mutluyken kendimle başkası olmayı deneyemedim Kaybedilenleri fark edemedim ve gösterilen yoldan yürüyemedim
2na - 28:
Bu şarkıyı dinlediğimde değil yirmi sekiz, on sekiz yaşında bile değildim. O zamanlar İzmir’de yine az bilinen ama bence başarılı, kaliteli işler yapan bir grup vardı ismi Salt Empoze. Ve o grubun tek başına da şarkı yapan üyesi 2na. Belki de isim tercihlerinden dolayı tanınmaları mümkün olmadı, bilmiyorum ama tek bir albüm sonrasında müzik yapmaya devam etmemeleri üzmüştü beni o zamanlar. Sözleriyse o zaman da dokunaklıydı, şimdi de öyle, yirmi sekizime geldiğimde de öyle olacak.
Muhtemelen hayatımın geri kalanında da bu bol kıyafetli, hayattan memnuniyetsizliği hat safhada ve dilleri kılıçtan keskin olan bebeleri kulağımdan eksik etmeyerek geçireceğim. Tabii ki dinlediğim tek müzik türü rap değil. Ancak kendimle baş başayken, içe dönük ve düşünceli zamanları yaşarken, belki de dertleşmeye ihtiyacım varken ama derdimi ses tellerimden geçirip cümlelere dönüştürmeye üşenecek kadar bitkinken benimle sohbet eden ve gerilen, titreyen, patlamak üzere olan kaslarımın gevşemesini de sağlayan yegane şarkılar bu yukarıdakiler gibi olanlar olacak. Tabii hepsi bu kadar değil, liste uzar gider ama ben sadece birkaç tane daha ek yapmak istiyorum sonuna. İçinde yaş olgusu geçmeyen ama dinlediğim zamanlarda beni derinden etkileyen sözler içeren şarkılar. Mesela,
İnanç bir tarladır, hedefi olanların sürdüğü. Gülmek bir mükafattır, ağlayan gözlerin gördüğü. Ölüm bir karanlıktır, tüm ışıkların söndüğü. Madalyon 2 taraflıdır, iyi ve kötünün böldüğü.
Feri kaçmış iki göz, birbirine sarılmış iki titrek dudaktan ibaret suratım. Yardım çağır… Kurtarır bedeni elbet birileri ya Kürdan kollar ağırlığından ezilir dokunsalar ağlarım, ağrısı feryat Tahammülsüzüm Dindirir acını elbet bi melek ya
Sagopa Kajmer - Kürdan Kollar
Şarkının adı bile direkt beni anlatıyordu lise yıllarımda. Kürdan kollar. Şimdi de çok farklı değil gibi ama o zamanlar bu çelimsizlik hali beni hem üzen hem de düzeltemediğim bir durumdu. Sonradan sonraya fark ettim aslında düzeltebileceğimi ama bunu kalıcı hale getirecek istikrarı sağlayacak kadar güçlü bir iradeye sahip olmadığımı, en azından spor yapmak konusunda.
Son olarak…
Gri şehre doğdum, senelerden doksan bir Anamın karnında bile müzik noksan değil Okula başlamadan yazdım, fazla yaramazdım Ellerimde defter içinde gizli rapler Çünkü okul değil müzikti bana rehber Dersler ezber o yüzden para etmez Bebelerle doğaçlama öğretmene dissler Pantolon kıçımda müdür muavinim izler
90 BPM - Başa Döner Tekrar:
Bu şarkının girişini Ezhel yapıyor. Bahsettiğim şu Müptezhel’den önceki parlak dönemlerindeki tınıyı buradan almak mümkün. Devamı da çok iyi zaten ama asıl bu şarkının vurucu kısmı en sondaki outro kısmı ki aslında orası Kötülük Bizim İşimiz albümünün de çıkış noktası. Hikaye şöyle ki kendisi de 90BPM’de olan Kayra’nın evine bir gün al komşusunun çocuğu geliyor ve bir resim yapıyor. Devamını Kayra’dan dinleyelim:
Yani öyle bi’ şey ki, şunu çizen çocuk, bildiğin, yemek falan seçmeyen çocuk. Ispanak yer, pırasa yer, karnıyarık yer, dümdüz bi’ çocuk Okul, dersler falan hep 10 numara, her şeyde başarılı Uslu, aynen, annesinin babasının dediğini ikiletmeyen çocuk, öyle bi’ çocuk şu dünyada Bu çocuk ama bunu çiziyor, böyle bir şeyi çiziyor ve altına “Kötülük bizim işimiz” yazıyor Onun da içinde var bi yerlerde demek ki, ama bastırıyor çocuk işte ve sadece belli başlı yerlerde çıkartıyo’ bunu O yüzden kötülük bizim işimiz Belki de
E bu benim :D Tam anlamıyla bahsettiği o dümdüz, başarılı, efendi, uslu, aklı başında, çalışkan çocuk benim. O dersanede sıraların altına, okul dolaplarına, soyunma odalarına başarısız graffiti denemeleri yapan çocuk da benim. Ve daha şimdi aklıma gelmeyen ama toplumsal normların tam ortasına sıçmak amacıyla yaptığım minik aykırı davranışlar.
Yine bir sürü şey anlattım, ama bir noktaya varabildim mi emin değilim. Daha da anlatmasına anlatırım, ama şimdilik yeterince örnek verdiğimi düşünüyorum. İnsanlar müzik dinlerken bazen sadece dinlenmeyi, vakit geçirmeyi ve gevşemeyi amaçlıyorlar, bazen de bir arayış içinde oluyorlar. İlham ya da cevap ya da onun gibi bir şeyler arayabiliyorlar. Benim de kendimi aradığım ve bulduğum şey rap müzik işte. Tüm o eleştirilere, “rap de müzik mi yaaee eheh” eziklemelerine ve görmezden gelmelere rağmen. Ben anlam yüklüyorsam, benim için anlamlıdır.
Ah tabii liseli yıllarımın hatrına son bir bonus bırakmadan olmaz:
Yaşamak sorun oldu Hayallerim kayboldu Cash Flow doğdu
Cash Flow - Hayata Küstüm
"Vatan onu parsel parsel satanların değil uğruna dar ağacına gidenlerin vatanıdır."
Gülmek; bir devrimci eylemidir! -“Gülüşlerimizi çaldılar.”
Sehabe dinlerken aklın kimdeyse kalbinde ondadır NET
ne olur yani müziğin sesini biraz daha açıversek?
Biri fikrimi beğenmediğinde ben;