Lux perpetua luceat eis, interludium 1
Bir düzyazı, bir monolog.
Yaşarsın baba. Yaşarsın bir şekilde işte. Bak, Cem Yılmaz’ın bir filminden duymuştum. Kendisinin oynadığı karakter, adı neydi ki, hah Altan. Sıkça takıldığı bir bardaki barmen arkadaşına bir hikaye anlatıyor. Şöyle diyordu: “Sen diyeceksin ki Ayla öyle bir şey yapmaz. Yaptı, yapmadı. Neyse ne! Hayat işte...”. Ayla da Altan’ın karısı filmde bu arada. Neyse baba, vurgulayacağım nokta şu ki, yaşarsın ama nasıl yaşarsın? Pragmatist misin, materyalist misin, septisist misin, yoksa romantik misin? Belki nihilistsindir, bilemem. Belki de bunlardan birkaçını barındırıyor olabilirsin kafanda. Dur bak, aklıma ne geldi! İkimizin de yakından bildiği bir eylem üzerinden anlatacağım ne olup bittiğini.
Mesela şunu düşün. Neden sigara içersin? Evet, keyif alıyorsun, tamam. Yemekten sonra yakasın geliyor bir tane. Çayın, kahvenin yanında muazzam. Hatta “Çay, sigaranın pezevengidir.” diye bir söz bile var halk arasında, bilirsin. Sadece keyif almak için de içmezsin baba. Mutlu olursun, “Oh be!” dersin içersin. Kederlenirsin, “Ah ulan!” dersin içersin. Sevgilin olur, yakarsın bir tane. Ayrılırsın sevgilinden, iki üç saatte paket bitirirsin. En yakın dostunun derdini dinlersin, içersin. Alkol alırsın, yak! Sevişirsin, yak! Yanında birisi sigara mı yaktı, sen de yak bir tane. Yak baba yak! Ama biliyorsun, bir yandan zarar veriyor sana. Sağlığına olsun, kesene olsun, zarar baba. Şahsen kaç sabah motor gibi öksürerek uyandığımı, kaç sabah “Ulan para da suyunu çekti, yeni paket mi alsam yoksa kahvaltı mı yapsam acaba? Neyse sigara iştahı keser, öğlene kadar dayanırız bir şekilde.” diye ikilemlerde bocaladığımı hatırlamıyorum bile. Neyse. Az önce saydığım vakalardan bir tanesi bile gerçekleşmedi diyelim. Her saat başı çağırır seni, sen de çıkarsın paşalar gibi kapının önüne.
Çakmak nerde lan, cepledin mi yine? Hah, eyvallah. Şimdi de birisinin seni sevdiğini düşün baba. Şu elimdeki sigaranın durumu gibi bir durumdasın işte şimdi. Niye sevsin ki birisi seni? Ne insanlar tanıdım şimdiye kadar; annesinin, babasının, kardeşinin yüzünü görmek istemeyenler. Bir düşünsene, senin kanından olan birini, yani fiziksel olarak en yakın derecede olan bir insanı dahi sevmeyebiliyorsun. Ufak ya da büyük bir münasebet yaşamışsındır; ama aile sonuçta dersin, hallolur bir şekilde baba. Aileyi bir kenara bırakıp şu sokaktan geçen otuz beş milyon kadından herhangi birini düşün. Hiçbir alakası yok seninle. Tanımıyor seni, görmemiş bile belki de. Neden seni sevme ihtiyacı hisseder ki? Neden o kişi sensin, neden seni seçer? Aslında senin kara kaşın, kara gözünle çok az alakası var baba. Ona da geleceğim ama şunu söyleyeyim sana: şimdiye kadar olan her bok, iyisiyle kötüsüyle, duygu denilen şeyden geldi başımıza. Bence bu kelime, bahsetmek istediği kavramı pek açıklamıyor; ama anlatınca en azından sen neden bahsettiğimi anlayacaksın.
Peki neden mi sen? Sigarasın baba çünkü. Seni bulan insan; uzun zamandan beri duygusal olarak boşluktadır, karşısına ilk sen çıkmışsındır, alır senden bir dal. Sevgilisinden ayrılmıştır, onu toparlayacak birilerini arar, yakar senden bir tane. Tüm çevresinde bir tek o kalmıştır yalnız kalan, çiftlere bakar ve canı çeker, yakar. Tiryakisi çıkar, birkaç günde bir paket bitirir bizden. Ama bilir, sağlığına zararlısın sonuçta. Bağımlı olursa sana, ki ben buna aşık olmak diyorum, keyifle içer; ama sonunda ya farkına varıp bırakır erkenden, ya da kanser olur gider. Bazen de tüm bu acılara katlanır; vakit buldukça, saatte bir çıkar kapı önüne. Ama şunu unutma baba: Sen ne ilk sigarasın ne de son sigara. İnsanlar benzer; sağdan soldan para bulunca Parliament alır, ay sonunda Camel’a geçer. Gerçi geçer, geçmez. Neyse ne. Hayat işte... Bekle beş dakika, ben bir Hüseyin abinin yanına gideyim de şu birayı tazeleyeyim. Sigaran kalmadıysa yak benden bir tane, çekinme.