Anton Çehov der ki ‘‘Vaktim olsaydı daha kısa yazardım.’’
cherry valley forever
Game of Thrones Daily
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

blake kathryn

No title available
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
hello vonnie

⁂
d e v o n

JVL
almost home
YOU ARE THE REASON
i don't do bad sauce passes

❣ Chile in a Photography ❣
Cosimo Galluzzi
Keni

pixel skylines
sheepfilms
Cosmic Funnies
RMH
seen from United States
seen from China

seen from Malaysia
seen from United States
seen from Colombia
seen from Kazakhstan
seen from United States
seen from United States

seen from Italy

seen from Germany

seen from Malaysia

seen from Australia
seen from United States

seen from Netherlands

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from Germany

seen from Italy
seen from United States
@perfectlypalepost
Anton Çehov der ki ‘‘Vaktim olsaydı daha kısa yazardım.’’
*Sevmeyi kendime yasakladım*
Üniversitede öğrenciyken,yarım gün,spor malzemeleri satan bir mağazada çalışıyordum.Ufak bir erkek çocuğu,haftada en az iki üç kez gelir ve satın almak istediği basketbol topuna bakar giderdi.
Patronumla bu duruma gülerdik.Çünkü hem kararlı,hem de mağazadaki en pahalı topu satın almak istiyordu.
Bu böyle aylarca devam etti.Çocuk gelir,basketbol topunun hala satılmadığını görünce rahatlardı.Topu eline alır,evirir çevirir,sonra da dikkatlice yerine yerleştirirdi.Sonunda bir gün,bir ayakkabı kutusuyla geldi.Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle topu satın almak istediğini söyledi.Patronum topu yerinden aldı ve kasaya götürdü.Çocuk o sırada bozuk paralarını sayıyordu.Parası,toplam 19 dolar 98 sentti.
Ufaklık etiketteki ‘‘7′’ rakamını ‘‘1′’ gibi okumuştu.
Patronum bana bakıp gülümsedikten sonra,çocuğun paralarını dikkatle saydı ve ona:
‘‘Tamam!Tam 19 dolar 98 sent’’dedi.Sonra da topu paketleyip kendisine uzattı.
Çocuk mağazadan çıktıktan sonra,patronuma neden böyle yaptığını sordum.Bana:
‘‘Ben 60 dolar yüzünden fakirleşmem evlat’’ diye cevap verdi.‘‘Üstelik bu çocuğun sevincini paylaşmak için 60 dolar vermek,hiçbir şeydir.’’
Bir kadının,tam 9 çocuğu vardı.Yakın dostlarından birisi kendisine samimi bir merakla sordu:
‘‘Gerçekten merak ediyorum,sevgini dokuz çocuğunun arasında nasıl eşit bir şekilde bölüp dağıtıyorsun?’’
O 9 çocuğa annelik yapan kadın,şöyle cevap verdi:
‘‘Çocuklarımın arasında sevgimi bölmüyorum,çarpıyorum.’’
Her çocuk resim yapmayı sever.Onun için resim,bir konuşma ifade biçimidir.Meraklı bir çocuktum.Doğayı gözlemleyip renkler ve biçimleri izlemekten zevk alan biriydim,halen daha öyleyim.Annem ben küçükken bana resim defteri yetiştiremezdi,çok güzel resimler çizince çabucak defterim biterdi. Doğanın düzeni,disiplini insanı büyüler. Bakmayı bilirseniz size sonsuz kapılar açılır.Sanat dallarında yaratıcı olmamız doğuştan gelen yetenekle ya da sonradan kazandığımız becerilere bağlı olamaz.Bunun için hangi sanat dalı olursa olsun,ilgilendiğimiz sanat dalı ile ilgili bilgi,teknik ve yöntemleri de öğrenmiş olmamız gerekir.
Nedir mutluluk?Sevdiklerinle içtiğin bir bardak güzel çay,güzel bir pazar kahvaltısı,kimine göre ardından bir Türk kahvesi,sıcak bir sohbet,ılık bir rüzgar,hoş bir müzik,sevgilinin nazarı... Bunlardan daha ötesi var mı?Değiştirebilir miyiz bunu,bunları?Kendimizi soyutlayabilir miyiz bunlardan? Mutluluk çok çok uzaklarda,Kaf Dağı’nın ardında,bambaşka yerlerde değil! Yanı başımızda aslında.Fakat o mutluluğu gözümüzde o kadar allayıp pullamış,yüceltmiş,o kadar ulu yerlere oturmuşuz ki yanı başımızdakini bu hayale uyduramamış,onu tanıyamaz olmuşuz.
Başarısızlık kadar iyi bir öğretmen görülmüş değildir
Bir başarıdan bir satır,bir başarısızlıktan bir kitap öğrenebilirsin.
Günde 2-4 saat arası uyumak ne derece sağlığa faydalı?Yıllardır çözülemeyen bir bulmaca gibi uyku konusu.Genel olarak günde 6-8 saat arası uyku önerilir. Ancak günde 2-4 saat arası uyuyanların aktardığı tecrübeler,konunun artılarını ve eksiklerini ortaya koyuyor.Yine de uyku süresini minimuma indirmenin ne kadar sağlıklı olabileceği ayrıntısı tartışmaya açık.Polifazik uyku sistemi diye bir kavram var,buna çok fazlı uyku sistemi de deniliyor. Leonardo da Vinci, Nikola Tesla, Salvador Dali gibi dahilerin de uyguladığı bir sistem.Bu sistemi uygulayan insanlar günde 1-4 saat uyuyorlar.
Çocukluk demek büyüklere ve koşullara tabi olmak demektir.Büyükler için çocuk olmak bir şey bilmemek,anlamamak ve becerisizlik demektir. Çocuğun kendini ortaya koyma yetersizliği,büyüklerin bilmişliği,kararların çoğu kere yanlış verilmesi demektir.Büyükler hayatın acımasızlığını görmüş ve yaşamaya devam eden taraftır.Çocukluk ise hayatın masum tarafındadır ve paranın gücünü bilmemek demektir.Büyükler realist,çocuklar ise hayalci ve idealisttirler.Büyüklerin,umut ve hayalleri tükenmiştir.Bir şeylerin değişebileceğine olan inançlarını yitirmişlerdir.Çocukluk ise kafa karışıklığıyla beraber hayallerin peşinde koşan,umutla dünyayı değiştireceğine olan inançla hayata bakmaktır.
ANALIK
Gazetelerin birinde okuduğum bir yazı beni son derecede duygulandırdı.Bir kedi yavrularını emzirirken memesine yapışıp sütünü emen yavru fareye hiç ilişmemiş,onu dakikalarca emzirmiş...
Kedi,gözlerimin önüne geldi.Beyaz,pamuk gibi göğsünü açmış,gurur,feragat ve asaletle yavrularını emzirirken mini mini bir fare belki daha gözleri açılmamış kedi yavrularının boş bıraktıkları bir memeye yapışıyor...
O fare yavrusunu derhal parçalayıp yutmak,bedenine geçirip taze süt halinde yavrularına ikram etmek ne zevkli bir şey!
Fakat hayır,o şimdi kedi değil anadır!
O pamuk gibi göğsünde gözleri yumulu yavrularına hayat sunarken,yaradanın mini mini pembe memelerine verdiği nimeti mukaddes bir alicenablıkla can düşmanından esirgemeyen belki de onu şefkatle yalayan aziz ana!
Anladım ki analık,can verici bir rahmet halinde serpilmeye başladı mı bedenin bütün kasırgaları ve tufanları siner,susar.
KUTLAMA
Saat 03.30′du.Adamın telefonu çalmaya başladı.Başını gömdüğü yastıktan binbir zorlukla kaldıran adam,ucundaki telefona uzandı:
‘‘Alo!Kimsiniz?’’
‘‘Benim oğlum,annen!’’
‘‘Anne of ya...Bu saatte ne var Tanrı aşkına!Yarın ne kadar önemli işlerim olduğunu bir bilsen...
‘‘Şey oğlum...’’
‘‘Ne var anne,beni bu saatte uyandıracak kadar önemli ne var?Sabah arasan olmaz mıydı?’’
Anne oğlundan duyduğu bu kırıcı sözlerden dolayı çok üzülmüş ve çok incinmişti.Ağlamaklı bir sesle şunları söyleyerek telefonu kapattı:
‘‘Bundan tam otuz beş yıl önce,böyle bir gece yarısı saat 03.30′da sen de beni uyandırmıştın!Doğum günün kutlu olsun evladım...’’