Watercolors by Dan Sabau

Origami Around

Product Placement
Cosimo Galluzzi
Monterey Bay Aquarium

Andulka
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH
No title available
cherry valley forever
Today's Document
hello vonnie
trying on a metaphor
🪼
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
h
Mike Driver
sheepfilms

shark vs the universe
let's talk about Bridgerton tea, my ask is open
DEAR READER
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year

seen from United Kingdom

seen from Malaysia

seen from Russia

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from Vietnam
seen from United Kingdom
seen from Jordan
seen from United Kingdom

seen from China
seen from Argentina

seen from Algeria
seen from United States

seen from Malaysia

seen from United States
seen from Congo - Brazzaville

seen from Malaysia

seen from United States
@piizzaismybae
Watercolors by Dan Sabau
credit: Nathalie Hill
adamın mum söndürüşü bile asil
Treeful Treehouse EcoResort
Okinawa
© treeful.treehouse
Follow pvali for similar content.
Bir hayli zor uçmak artık, Tanrı öpsün kanatlarımı. Karanlık sarsın, kapanmayan yaralarımı. Papatyalar serin, Ölü bedenimin üstüne. Oturup bir sigara yaktım, Aydınlığın gölgesinde. Dert yandım duvarlara, Onlar da sessiz kaldı, Ayrılığın hasretine. Sessizce ağladım, Bitmeyen gecelerde. Fotoğraflarını daha da sevdim eskiyince.
Hilal Yiğit (via sozbirikimi)
Tüm ışıklar söndüğünde kalbe çöken yalnızlıksın sen.
“Yalnızca yol çok tozlu ve sıcaktı, filler de çok eğlenceliydi diyeceğim.”
Düşlediğim şeylerin dışındaki bölgeye yaşam adı veriliyor, her seferinde bu anlamı reddediyor veyahut unutuyorum. Tanrı beni uyarıyor, duyguların bir yanılsaması ve (bazı günler) samimiyetsizliği var. Düşüncelerin peşinden gitmek, onlara asla yetişememeyi içeriyor. Yazarken bir kısmını avuçlarımda biriktirmeyi deniyorum, geriye kalanlar göğe dağılan baloncuklar. Gittiğim yolu görmeden, düşüncelerle vardığım oluyor ve kendime “Ben buraya ne ara geldim?” diyorum. Baştan aşağı mor bir melankoli içeren kadınların arasında, günaha yakın duran, siyah bir ton olmanın keyfini çıkarıyorum.
El ele tutuşuyoruz, söyleyecek fazla bir şey yok. Ceketinin cebinden sigara tabakasını çıkarıyor ve bir sigarayı dudaklarının arasına yerleştiriyor. “Bana da bir sigara verir misin?” diyorum mırıltı şeklinde. İçim dumandan ziyade haz veren ufak eylemlerin hayaliyle dolu. Yolculukların kenarında durmayı sevmiyoruz, birbirimize bakmadan sigara içiyoruz. Öğleden sonra sakinliği, avuçlarımız sevişirken susmaya devam ediyoruz. “İyi yolculuklar demek istemiyorum, seni şimdiden özledim.”
Yoksul bir adamdı. İstanbul'un adı “Gül” ile başlayan bir kenar mahallesinin bakla sofa nohut oda gecekondusunda… Ama düşleri zengindi.
Sevinçleri, umutları, sevdaları, Anıları zengindi. Gül satıyordu Beyoğlu'nda her akşam. Düş satıyordu. Sevinç satıyordu, umut ve sevda bir de… Bir de hüzünlü anılarını ve karşılıksız aşklarını… Her akşam deste değil, tek tek. Akşamın karanlığı Beyoğlu'nun saçaklarını aydınlattığında elinde bir deste gül ile kaldırımları mekân tutuyordu. Genç kızlar, onun gül kokusuyla Taksim'den Tünel'e iniyordu. Delikanlılar, onun rüzgârıyla süslüyordu genç kızlara çapkın bakışlarını. Dolapdere'nin, Kasımpaşa'nın arka sokaklarından çocuklar, onun sevinciyle geçiyordu gecenin ve çocukluğun tünelinden… Adını sordum. “Gül” dedi, başka bir şey demedi. “Eski zamanda olsa, bir şair vardı, o olsaydı her akşam bütün güllerimi alır, Beyoğlu'nun bütün kızlarına dağıtırdı.” “Şimdi” dedi, “şairler ne gülün kokusundaki hüznü anlıyorlar, ne bir sevgiliye yakıştığını…” Bir hüzün anıtı olarak duruyordu her akşam Taksim ile Galatasaray arasında… Bir sevda, bir sevinç, bir umut anıtı… Yaşanmamış gençliğinin, gönlü kırık anılarının, yoksul hayatının, zengin düşlerinin toprağında beslediği; sevdasının ve sevincinin, umudunun ve hüznünün suyu ile suladığı günlerden derlediği güllerden satıyordu. Oysa ne Beyoğlu farkındaydı adamın; ne akşam sattığı güllerin kokusunun… Dün akşam, Refik Durbaş da bir gül aldı. Bir konfeti misali Beyoğlu'nun üstüne attı yapraklarını. Bütün bir Beyoğlu ve akşam ve o ana kadar yaşananlar ile anılar bir gül yaprağı istilasında kaldı. Güle kesildi hüzün de, sevinç de… Anılar ve umut da… Sevda ve sevinç de… Düşler ve düşlere sığmayan aşklar da… Akşam Beyoğlu'nun üstüne kapandı. Beyoğlu hüzünlü anılar misali düşlerin üstüne… Adam, hâlâ gül satıyordu.
Refik Durbaş, Menzil s.192-93-94 “Düş Satıcısı” Fotoğraf: André Kertész, Muguet Seller, Champs-Élysées, May 1st, 1928
bütün bir şehrin gürültüsüne rağmen hâlâ seni sevdiğimi fısıldıyorum.
www.fashionclue.net| Fashion Tumblr, Street Wear & Outfits