Yolda çok yoksul âşık bir gence rastladım. Şapkası yıpranmış, eski ceketinin dirsekleri yırtılmıştı; ayakkabılarına su, ruhuna yıldızlar doluyordu.
I'd rather be in outer space 🛸

roma★
Keni
KIROKAZE
he wasn't even looking at me and he found me
occasionally subtle
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
Stranger Things
sheepfilms

Discoholic 🪩
Cosmic Funnies

izzy's playlists!

JVL
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
$LAYYYTER
todays bird
Today's Document

pixel skylines

⁂
DEAR READER
seen from Germany
seen from Mexico
seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United States

seen from United States

seen from Germany

seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
@poizi
Yolda çok yoksul âşık bir gence rastladım. Şapkası yıpranmış, eski ceketinin dirsekleri yırtılmıştı; ayakkabılarına su, ruhuna yıldızlar doluyordu.
kimse benden ondan vazgeçmemi istemedi, bu yüzden belki de bu kadar zor oldu bırakmak. biri "git" deseydi, belki gitmenin bir anlamı olurdu. ama o, ne kal dedi ne de git; sadece sessizce uzaklaştı. varlığına alışmışken, yokluğuna alışmamı bekleyen bir sessizlik bıraktı geride. her gün onun istemediği bir yerde, onun hayaliyle yaşamaya devam ettim. insan, kendini istenmediği yerde neden bu kadar tutar bilmiyorum. belki umut dediğimiz şey, en çok da olmayacak şeylere tutunur. ben onu sevmekten hiç vazgeçemedim çünkü o gitmedi, sadece artık bana bakmıyordu. adı geçmeyen cümlelerde, sesi duyulmayan anılarda, varlığı hiç eksilmedi. vazgeçmem gerektiğini biliyordum ama yüreğim, onun çoktan vazgeçtiği bir yerden hâlâ tutunacak bir şeyler arıyordu. belki de en acısı buydu; kimsenin benden almadığı birini, kendi ellerimle bırakamayışım.
en güzel beraberlik seninle olmak diyorum, nasıl en korkunç yalnızlık sensiz olmaksa… biraz önce buradaydın, aradan geçen zaman henüz kokunu bile dağıtamadı. oturduğun koltukta ağırlığının izi duruyor. dokunduğun her yerde sıcaklığın var, baktığın her şeyde aydınlığın. gittin mi? ben şimdi yalnız mıyım? duvarlar üzerime yıkılıyor, yüzümde parçalanıyor aynalar, resim çerçeveleri. tarifi mümkün olmayan bir boşluk içindeyim. gözlerim kapıda, belki yine gelirsin diyorum. uzaktan ayak sesleri geliyor. sen değilsen gelen biliyorum, ama yine de bir ümit var içimde vazgeçemediğim .sonra sevdiğin bir plağı çalmak geliyor aklıma. birden seviniyorum. her şeye rağmen yine seninleyim, ne iyi. beşinci senfoniyi dinliyorum. odayı orkestranın güçlü, tanrısal sesi dolduruyor. hiç ayrılmadığımıza ve ayrılmayacağımıza inanıyorum. yüzyılların ardından bir beethoven sesleniyor, isyan ediyor zamana. ve sonra bir başka plakta schumann ağlıyor, ben ağlıyorum, uzaklarda sen ağlıyorsun. aşkın ve sanatın ölümsüzlüğüne bir kere daha inanıyorum. artık seni sevdiğime pişman değilim.
Biliyorum İbrahim'in yangını var içinde, Züheyla'nın çaresiz aşkı, Yakup'un özlemi. Ama Nuh'un tufanında değil de bir kuyunun dibinde boğulmuşsun gibi. Dışarısı sana nefesken, başkasına kıyamet olmuş; var mı bir nedeni? Ölümden önce yaşamın varlığını sorguluyorsun çoğu zaman belki. Bir mutfak masası, tek dolu sandalye seninkisi ama sen de hiç var olmamışsın, yansıman bir agoni. İsa'nın doğumunu milat göstermişler de doğduğu gün tarihe yenilmiş, ondandır hiç barışamadığın duvar takvimi. Bana baksana, sen gülünce yüzünde güller kanayan Gevheri. Ne bu gülüşlerin sahteliği? Acıların ve yaraların hep farklı yerlerde ama sol yanında yekpare? Sallanmak niyetine kendini astığın avize bir gün düşmeyecek mi? Boynundan göğsüne denk düşen bir bulvar demiştin bana oysaki. Fakülte çıkışı yaktığın bir sigara. Parmakların tanrısal. Parmak uçlarından yayılan yangın beni yakar. Kaç kitap da yasaklanır, kaç cümleden dolayı soruşturma açılır hakkında, ben yalnızca bir şiir? Sen bir şair. Hitap eder misin benden başka bir kadına? Nazım Piraye'den döndü Vera'ya? Gevheri. Ey çöl gülüm, içimi sızlatan çelişki ve agoni. Bugün bir savaşı bile isteyerek kaybettim, derler belki sana uğruna yenildiği kıymetli. Tüm dünyaya karşı verdiğim savaşta yenilen bir kadınım belki lakin silahları bırakırken içimde yoktu çocuk cesedleri.
leyla, seni dün ışıksız bir sokakta gördüm, özlemişim güzel bakan çehreni, güzel insansın vesselam. seni gördüm, bir cebinde elin, diğerinde sigaran. seni gördüm, boşluğa bakıyordun, boşluğa yürüyordun. sağlam, güzel adımlarla, boşluğa koşuyordun hep yaptığın gibi. seni gördüm, omuzunda yağmur, omuzunda eski bir yağmurluk, omuzunda dünya, ve dünyada güzel olan ne vardıysa omuzunda. güzel insansın vesselam. leyla, tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır, sen, güzel insanlığınla ışıksız bir sokakta, ben, bütün insanlığımla peşinde, tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır, gidemiyor. ne hayrını gördün bugüne dek? a güzel kızım omuzunda eski bir yağmurluk var, ayağında evin olmayan toprak, yüzünde solmamış bir tebessüm, umudu hâlâ çıra gibi yanan bir meczup. a leyla, a güzel kızım, sen kendine ne yaptın? hangi sokakta bıraktın sana verdiğim atkıyı? boynuna hangi rüzgarı aldın? sen beni hangi bozuk bahçeden çağırdın leyla? bu ne yaman iştir. burası, hangi güzel ülke olmalıdır leyla? tutturmuşuz bir güzel insan olmaktır, bu nasıl güzel insan olmaktır leyla? sen, bütün gaddarlığınla asfaltsız bir yolda; ben, bütün acziyetimle peşinde. tutturmuşuz bir insan olmaktır, gidemiyor. bu diyarda asfalt olmalı leyla, bu diyarda toprak olmalı. bu diyarda, senin omuzunda adım adım dolaşan bir bulut olmalı. bu diyarda, senin omuzunda olmalı. omuzunda yağmur, omuzunda yoksul bir yağmurluk, umudu hâlâ çıra gibi yanan bir meczup. leyla, korkuyorum, boşluğa bakıyordun, boşluğa yürüyordun. yarım, umutsuz adımlarla / boşluğa yürüyordun. a güzel kızım, a benim çıra gibi yanan meczubum, sen beni hangi bozuk bahçeden çağırdın? bu ne yaman iştir, bu nasıl bir yağmurdur leyla? çek şunları üstümden. al şunları üstümden. atkımı bok dolu bir çukurda buldum, umudu çıra gibi sönen bir meczubum. beni bırak. takıntılarım var. git buradan leyla, git! kalbini kıracağım dedim, omuzların düşecek, yağmurun düşecek dedim. yağmurluğun düşecek.
yüksek sesle konuşma olur mu benimle? fısılda yeter, duyarım ben, bağırma ne olur. ve lütfen benim sesimin yüksek perdeden çıkmasına da aldırma. kalabalık evde büyüdüğüm için birbirimize bağırmadan duyuramazdık sesimizi. o yüzden küçük harflerle konuşmayı bir türlü beceremedim. o zamanlar da farkındaydım aslında, ne kadar çok bağırırsam o kadar az anlaşılıyordum, ama bu bir aile geleneğiydi. en çok babam bağırırdı anneme, ara sıra da annem babama. öyle anlarda kendimi mutfağa kapatırdım ve seslerini duymamak için bağıra çağıra saçmalardım. ama ne yaparsam yapayım duyardım. ya ellerim çok küçüktü ya da kulaklarım çok büyük. bir türlü tam olarak kapatamazdım. mutfak kapısının altından sızan ses, kapatamadığım kulağımın içinden beynime girerek beni yiyip bitirirdi. hiçbir şey anlamazdım.neden kavga ettikleri hakkında da hiçbir fikrim yoktu. galiba onlar da bilmiyorlardı nedenini. onlar amaçsızca birbirlerine bağırırdı, ben de kendime.inceliklerden pek nasiplendiğim söylenemez. yıllarca kendimle ve herkesle girdiğim kavga bedenimde kirpi oklarının oluşmasına neden oldu. şimdi sen elini uzattıkça canını yakacaklardır. normal. eğer istersen ve yeterince sabredebilirsen onları tek tek koparman mümkün. ama iyi düşünmelisin, eğer yarıda bırakacaksan hiç başlama ne olur. ya tamamen yol at bütün dikenleri, ya da hiç uğraşma. beni anlamadığın zamanlar da olacaktır. saçmaladığım, ne yaptığımı bilmediğim.. anlamaya çalıştıkça ve anlayamadıkça sinirleneceksin. ama şunu unutma, öyle anlarda ben de bilmiyorumdur neyi neden anlatamadığımı. bana yardım et, beraber anlamlandıralım beni. kırılma, küsme, kaçma.senin gücün benden sevilebilecek bir kadın yaratmaya yeter, unutma.
bunu ağız dolusu söylemedim sana hiç; öyle kötü büyüttüler ki bizi, sevgimizi söylerken karanlıkta bile utanırdık.
sana çok yorgun geldim. dizlerinde uyut. gözlerinle büyüt. kollarınla sar beni.
saniyeler dakikaları kovalarken pencereme vuran yağmur damlaları yüreğime vuruyor sevgilim. bir pencere kenarında seni bekliyorum. saniyeler dakikalara dakiklar saatlere dönüşüyor. sensizlik ise koca bir yalnızlığa. gelmiyordun. akrep yelkovanı kovalarken kabuslarımda beni kovalıyor. sevgilim, biliyordum yelkovanı kovalayan akrep senide kovalamıştı sanki. gelmiyorsun. geliceğine inancımı yitirmek üzereyken yağmur daha da şiddetleniyor. gelmiyecek misin. bozuk bir plakta şarkımız dönüp duruyor. mumun yanışını izliyorum yandıkça eriyor, eridikçe kayboluyor. elimdeki bilmem kaçıncı kibrit masadaki izmaritlerin yanında yerini alıyor. parmak uçlarım yanıklarla doluyor. bir şiiri fısıldar gibi saçlarında dolanmalarını çok isterdim. şimdiyse sana dokunmaktan çekiniyor. gözlerine bakmaktan ürküyorum sevgilim.
adımı fısılda, çocuğunu kaybetmiş annenin feryadı gibi.