Daha 13 yaşındadır, ailece kaldıkları Taş Konak’ta, odasında kardeşi Belkıs’la oynarken birden bir gürültü kopar….
Kapı açılır ve içeri hayatında hiç görmediği bir adam dalar, içeri dalan adamın adı Mehmet Ali’dir ve reji memuru olarak çalışmaktadır. Başka bir kadınla birliktelik yaşamasına, çocuğu olmasına rağmen Mehmet Ali’nin gözü küçük kızdadır. Daha ne olduğunu anlamadan Mehmet Ali Taş Konak’ın 5. katına çıkar ve oyun oynayan küçük kızı kaçırmaya yeltenir. Herhangi bir temas yaşanmaz, kızların bağırması üzerine korkan Mehmet Ali arkasına bakmadan kaçar, ancak küçük kız kaçırılmaya çalışılmıştır bir kere, adı kirlenmiştir (!).
Babası, küçük kızın “babacığım, benim hiç suçum yok, ne olur beni o adamla evlendirmeyin” diye gözyaşı dökmesine ve diğer aile fertlerinin ağlamalarına, yalvarmalarına aldırmadan, adaletli ve vicdanlı biri olmasına rağmen 13 yaşındaki kızını Mehmet Ali’yle evlendirir ve İzmir’e bir sürgün havasında yollar.
Bir ay sonra, Mayıs 1890’da küçük kız ile Mehmet Ali nikahlanır. Yeni evliler İzmir’de yaşayacaktır. Hayatının şokunu yaşayan küçük kız nefretini dizelerle dile getirir:
‘Sabreyle Ali bir gün mat olacaksın / Ölsen dahi lanet ile yad olacaksın’.
Çift, İzmir-Karşıyaka’da bir konağa yerleşir. Çok sevdiği İstanbul, küçük kızın rüyalarındadır artık. Evliliğinin 3’üncü ayında hamile olduğunu öğrenir, 14 yaşındayken, 1 Temmuz 1891’de oğlu Ahmet Hikmet doğar. Kocasının içki içmesine ve kumar oynamasına bir türlü alışamayan bu sebeple keder dolu günler yaşayan kadın, İstanbul’dan gelen bir mektupla ‘diğer kadın’ın varlığını da öğrenince yıkılır. 27 yaşında 3 çocuk annesi bir genç kadın olarak İzmir’den döner, bir süre sonra çapkınlıklarıyla bezdiren hayırsız kocasından boşanmasına izin çıkar.
İkinci evliliği bir gün sürer, zorla elini öptürmek isteyen ikinci eşi buna karşı çıkan kadını hemen boşar. İlk ve tek büyük aşkı, entelektüel, yazar-çizer Şahabettin Süleyman ile üçüncü evliliğini yapar. “Fecr-i Âti”ci eşi Şahabettin Süleyman’ın bir Avrupa seyahatinde beklenmedik şekilde ölmesi tekrar karanlığa gömülmesine yol açsa da yas döneminde yanında duran Fransız beyefendisi Bell ile dördüncü evliliğini yapar.
Bell, kendisine olan aşkından dinini değiştirse de pek hoş karşılanmaz bu son evliliği. 1926 yılında, henüz 49 yaşındayken hayata gözlerini yumar. 13 yaşında zorla, kendisinden çok daha büyük biriyle evlendirilen, hayatı sıkıntılar ve zorluklar içinde geçmiş olan, Hece ile şiir yazan ilk kadın şairimiz İhsan Raif Hanım’dır bu kişi.
Ve henüz 14 yaşında bir anneyken, sürgün edildiği İzmir’de yazdığı şiir ise:
“Kimseye etmem şikâyet; ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime
Perde-i zulmet çekilmiş korkarım ikbalime
Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime…” şiiridir.
Hürmetle ve saygıyla anıyoruz kendisini.
kaynak : onedio ( hayata izbirakin )