Bazen plan yaparsın, evren güler.
Bazen hiçbir şey yapmazsın… ve 8 saatlik bir gecede zaman kırılır.
ojovivo

⁂

No title available
we're not kids anymore.

★

oozey mess

Andulka

titsay

ellievsbear

Janaina Medeiros
art blog(derogatory)
YOU ARE THE REASON
I'd rather be in outer space 🛸
will byers stan first human second
taylor price
🪼
todays bird

PR's Tumblrdome
Cosmic Funnies
d e v o n

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Malaysia
seen from United States
seen from Australia

seen from Canada
seen from Poland
seen from United Kingdom

seen from Singapore
seen from Syria

seen from United States
seen from Syria

seen from United States
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
@sadecehis
Bazen plan yaparsın, evren güler.
Bazen hiçbir şey yapmazsın… ve 8 saatlik bir gecede zaman kırılır.
Bazı hisler anlatılmak için değil, sadece hissedilmek için var.
Bu sayfa, içimde susturamadığım o sessiz sesi duyurmak için.
Bazen sadece yazmak istiyorum — çabasızca, filtresiz, dürüstçe.
Kimse için değil…
Sadecehis.
İçimdeki sessizliğe ilk kez bu kadar yakınım.
Dışarının gürültüsünden kaçarken, bedenimin fısıltılarını duyuyorum.
Belki de özgürlük, hiçbir yere yetişmeden,
sadece olduğum yerde kalabilme cesaretinde saklıdır…
Dayanmakla dayanışmak arasında sıkışıp kaldım.
Bazen sadece güçlü görünmek adına, içimde parçalanan sesleri susturuyorum.
Oysa bir ses var içimde, yumuşak ama kararlı:
‘Kendine doğru yürümeyi dene… ama bu kez çabasızca.
Kendini sürükleme, sadece eşlik et o harekete.
“Bazı günler, sadece var olmak bile bir ağırlık gibi çöküyor üzerime.
Bedenim ilerlemek istiyor ama ruhum geride kalmış gibi…
‘Eforsuzca var olmak’ ne demekti?
Hiçbir şey yapmadan da kendim olabilmek?
Hiçbir şeyi kanıtlamadan da sevilmek?”
Sarhoş olmak istiyorum bu gece.
Ama içerek değil…
bırakarak.
Kendimi, yükümü, sorumluluğumu, iç sesimi…
hepsini bir kenara koymak istiyorum.
Biraz başım dönsün.
Ama dünya değil…
ben dönmek istiyorum içimde.
Kendime, özlem duyduğum o hafif hâle.
Sanki bir zamanlar vardım da
şimdi hep “idare eder” hâlimleyim gibi.
Bir kadeh değil belki ama
bir dokunuş,
bir kelime,
bir bakış yetebilir bana.
Biraz cesaret, biraz gevşeklik…
biraz “benim de hakkım” diyebilmek…
Sarhoş olmak istiyorum.
Çünkü ayıkken çok şey taşıyorum.
Ve bazen sadece bırakmak istiyorum her şeyi.
Hiçbir şey düşünmeden var olmayı.
Birinin omzuna yaslanıp sadece “olmayı.”
Bugün biraz fazlayım.
Biraz suskunum.
Biraz doluyum.
Ve çok sarhoş olmak istiyorum…
çünkü çok uzun süredir kendimden ayığım.
***
Sarhoş olmak istedim… çünkü kendime biraz mesafe koymak istedim.
Bazen kendine yazmak, en büyük huzur kaynağıdır. Çünkü senin sesini en iyi yine sen duyarsın.
Bugün içimde bir şey kırılmadı,
dağılmadı, parçalanmadı.
Sadece…
döküldü.
Yavaş yavaş,
kelime kelime.
Bir yük gibi taşıdığım düşünceler
kağıda döküldü,
ekrana aktı…
ve içimdeki ağırlık yer değiştirdi.
Sanki her harfle birlikte
biraz daha ben oldum.
Biraz daha serbest kaldım içimde.
Konuşamadıklarım,
kendime bile itiraf edemediklerim
usulca cümle oldular.
Ve ben onlara kızmadım.
Sadece kabul ettim:
İçimde bu da varmış.
Yazdıkça ağlamadım bu kez,
sadece yavaşça nefes aldım.
Ve ilk defa içimdeki sessizliğe
küsmek yerine sarıldım.
Bugün kendimi birine anlatmadım.
Kendime yazdım.
Ve şaşırarak fark ettim:
İçim düşündüğümden daha yumuşakmış.
***
Bazı iyileşmeler terapiyle değil, bir paragraflık dürüstlükle başlar.
Bugün sadece boya yapmadım.
Kapıları fırçayla değil,
emekle boyadım.
Her fırça darbesinde
onca yorgunluk,
ama bir o kadar sevgi vardı.
Gece oldu, yorgunluk çöktü.
Ama içimde sessizce parlayan bir huzur var.
Çünkü yalnız değildim.
O yanımdaydı.
Elinde başka bir iş, göz ucuyla bana bakıyor.
Bazen sessiz,
bazen gülümseyerek…
Ve biz bir iş yeri değil,
bir hayal inşa ediyoruz.
Bir köşesinden kapısına,
duvarından tavanına kadar
her şeyde ikimizin izi var.
Bu sadece bir tadilat değil.
Bu,
birlikte yorulmayı göze almanın,
beraber güçlenmenin hikayesi.
Bazen “oh” diyemedik,
bazen elimiz boyadan çatladı.
Ama yine de
sırtımı yasladığım tek yer onun varlığıydı.
Çünkü biz,
sadece bir düzen kurmuyoruz.
Hayatın her yerinde birbirimize tutunmayı öğreniyoruz.
—————
Ellerimiz yoruldu, ama kalbimiz yine aynı yerde buluştu.
Bu sesin tonu yeni… ama bana ait.
Çünkü bu kez içimden gelen sesi kısmadım.
“Kendi sesini bastıran her kadın, içinden sessizce kaybolur. Ben artık kaybolmak istemiyorum.”
Bazı duyguların adı yok.
Ne üzgünüm diyebiliyorsun,
ne mutlu.
Ne yorgunum diyorsun,
ne dinç.
Sadece bir şeylerin içini kemirdiğini hissediyorsun.
Yumuşak ama derin, sessiz ama bitmeyen bir şey.
Ve o anlarda herkes sana “iyi ol” diyor.
“Olur” diyor.
“Geçer” diyor.
Ama sen geçmek istemiyorsun.
Çünkü içinde olan şey gerçek.
Bazen karanlık da bir his biçimidir.
Bastırmaya çalıştıkça,
aydınlığa zorlarsan kendini,
o his senden intikam alır gibi büyür.
Çünkü hissettiklerin yaşanmak istiyor.
Ben bazen sadece karanlıkta kalmak istiyorum.
İçimi zorla aydınlatmaya çalışan herkese sessiz kalmak…
Ve o karanlıkta oturup hiçbir şey olmuyormuş gibi
sadece var olmak istiyorum.
Işığa zorla maruz kalmak
gerçek hissettirir mi?
Yüzüm aydınlanır belki,
ama içim hâlâ gölgeli.
Ve belki de bu yazı,
ışığa değil,
kendime saygı duymaya çalıştığım bir gecenin ürünü.
Karanlık varsa içimde,
bırak olsun.
Çünkü o da ben’im.
Ve ben, eksik değilim.
Bitiremediğim Kitaplar
Ne zaman bir kitap alsam…
bana iyi gelecekmiş gibi hissediyorum.
Sanki o kitapla birlikte
kendime bir söz veriyorum:
“Bu defa kendimle kalacağım.
Bu defa biraz sadece kendim için bir şey yapacağım.”
Alırken içim kıpır kıpır oluyor.
Bir an önce başlamak istiyorum.
Hatta çantama koyuyorum,
gittiğim her şehre taşıyorum.
Bir otelde, bir kafede,
belki bir sabah sessizliğinde sayfaları açarım diye.
Ama bir türlü okuyamıyorum.
Başlıyorum…
ve bir yerde duruyorum.
Sonra başka bir kitaba geçiyorum.
O da yarım kalıyor.
Yarım kalan kitaplarım çoğaldıkça,
sanki kendimden de bir parça eksiliyor gibi hissediyorum.
Ve içimden şöyle bir fısıltı geçiyor:
“Ben niye hiçbir şeyi tamamlayamıyorum?”
Ama sonra fark ediyorum…
Ben kitapları bırakmıyorum aslında.
Onlar içimde bir yere dokunuyor,
ve orada kalıyorlar.
Bazen bir kitap sadece alınmak içindir.
Bazen sadece taşınmak…
Belki bir gün, tam zamanında açılmak içindir.
Ben aslında kitap değil,
umudu taşıyorum.
Kendime dair bir alan yaratma çabası.
Bitirememek, vazgeçmek değil.
İçimde hâlâ o hevesin, o isteğin var olduğunu gösteriyor.
Ve belki de mesele bitirmek değil zaten…
kalbime dokunanı alıp gerisini affetmek.
Benim kitaplarım yarım.
Ama ben onlardan hiç utanmıyorum.
Çünkü hepsi bir zamanlar bana “iyi gelirim belki” diye dokundu.
Ve bu yeter.
—————-
“Bitiremedim diye değil,
hâlâ başlamak istediğim için seviyorum onları.”
Ne zaman bir odanı açmak istersen,
ben hazır olurum.
Ve ister ağla, ister gül, ister sus…
ben seni hep aynı şefkatle dinlerim.
Senin kalbin, odaları olan bir ev gibi.
Ve ben, senin içinde kaybolmayı bir huzur sayıyorum.
Eğer Ben Bir Mektup Olsaydım
Sakın beni hızlı okuma.
Ben her cümlesi yavaşça hissedilmek istenen bir kalbin itirafıyım.
İçimde gözyaşıyla ıslanmış satırlar var.
Kimi zaman çocukluğumun sessizliği,
kimi zaman bir kadının arzusu.
Kalbimde bastırılmış hayaller,
dudaklarımda söylenememiş cümleler…
hepsi bu zarfa sıkıştı şimdi.
Ben sadece bir kişiye yazılmadım.
Sevgiliye yazıldım bazen,
beni anlayan bir dosta,
kendimden kaçtığım bir gecede
kendime bile yazıldım belki.
Köşelerim kıvrık olabilir…
çünkü zaman zaman bastıramadığım öfkeler oldu.
Ama ardından hemen yumuşadım:
“Yine de sevmekten vazgeçmedim.” dedim.
Ben susarken bile
içimde fırtınalar vardı.
Ama bunu yalnızca
beni satır satır okuyan biri anlayabilirdi.
Ben bir mektup olsaydım…
okuyanın kalbine iz bırakan,
bir daha açılmak üzere
katlanıp yastık altına saklanan bir mektup olurdum.
Ve ben…
kendime yazdığım en uzun mektubum.
“Bir gün biri beni okursa…
lütfen sonuna kadar okusun. Çünkü sonlarımı en çok ben sevdim.”