Aşıklar en çok gün batımını sever. Eve dönmenin hüzünlü huzuru.
taylor price
Not today Justin

pixel skylines
Keni
Monterey Bay Aquarium
d e v o n
Xuebing Du
Lint Roller? I Barely Know Her
dirt enthusiast
Show & Tell

titsay

roma★
Cosmic Funnies
YOU ARE THE REASON
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
we're not kids anymore.

shark vs the universe
🪼
tumblr dot com
styofa doing anything

seen from France

seen from United States

seen from Colombia
seen from United States
seen from Germany

seen from United States

seen from United Kingdom

seen from Brazil

seen from United States

seen from Türkiye
seen from Germany

seen from South Korea
seen from United States

seen from United States

seen from Türkiye

seen from Ukraine

seen from Argentina
seen from United States

seen from Singapore
seen from United States
@samsarania
Aşıklar en çok gün batımını sever. Eve dönmenin hüzünlü huzuru.
Sevmenin bedelini severken öderse insan,
Kavuşmaya sadece vedalar kalır.
Artık hazırsın.
Kalbin çoktan toplandıysa, geride kalan aklının bir önemi yok.
Artık gitmeye hazırsın.
Hastalıkta ve sağlıkta derken insanlar ne için yemin ettiklerini bilmiyorlar bence. Büyük olduğu kadar kutsal da bir cümle. Bazı günleri hiç unutmak istemem. Günün içinde ne olduğu mesele değil, bazı günler olan bitenden alakasız bir karar alırsın mesela, nedir insanı o kırılma noktasına getiren bilmiyorum. Bir kuşun uçuşunu izleyip veda etmeye karar vermek gibi. Bir karıncanın, bir lokma ekmeği sırtında taşıyışını izleyip aşkı hatırlamak gibi.
Zamansız bir gün dönümünde öptüm çiğ nefesinden.
Soluklanmak için durduğum bir söğüt ağacının altında buldum.
“Sır nedir?”diye sordu söğüt.
“Sır yoktur, sırlanan ruhundur” dedim.
“Hazine nerededir?” dedi söğüt.
“Hazine ruhunun aynasıdır” dedim.
“Aşk nedir?” diye sordu söğüt.
“Aşk, 40 yıl çaldığın ama açılmayan kapının açılmasını beklemektir” dedim.
Çok derine bakmak suyun rengini bulanıklaştırır.
Korkup, küsme kimseye, her ruh aynı anda hissedemez. Kimisi bir yankının peşinde geçirir ömrünü, kimisi bir gölgenin peşinde sürüklenir.
Varolmanın acısını hissetmek için önce varolduğunu idrak etmek gerekir.
Herkesin koştuğu trene koşmadın diye kızma kendine, bazılarının telaşı incitmesin seni. Akrep ve yelkovan herkes için aynı dönmez ki.
Onun vakti sana denk düşmediyse, bir yer bulamadıysan hala oturup soluklanacak ya da bir çift gözün hayali hala acıtıyorsa içini, darılma kendine. Anlaşılmak için önce anlamak gerekir.
Tüm insanlar için gökyüzünde parlayan tek şey ay ve yıldızlar.
Benim gökyüzümde parlayan tek şey sensin.
Kendine ait bir haren var yüzünde.
Güneşten bile sıcak, aydan daha parlak.
Günebakanlar utanır güzelliğinden, boynunu büker.
Bense bir günahkar gibi izliyorum seni.
Seni öpmek isterdim şu an. Bu sadece fiziksel değil, ruhumdan ruhuna konan bir öpücük olurdu.
İnsan en çok aradığı şeyle sınanmamalı bu hayatta. Onarılmayacak kadar çok parçalara ayrılmamalı ruhu ve hiç kapanmayacak yaralar açılmamalı ruhunda.
Sevdiğini ama sevilmediğini saklamamalı. Hiçbir aşık, sevilmemenin sınavına tabi tutulmamalı.
Olmayacak hayallerin peşine düşüp, gerçeklerin gölgesinde sıkışmamalı.
Aşk, her şeyin gerçeğinden uzakta, tüm söylenen yalanların dışında, masumiyetini koruyarak yaşanmalı.
Gelmesen de beklerim.
İnsan çocukluğunun yükünü bir ömür sırtında taşırmış.
Babasız büyüyen çocukların bir parçası hep eksik, bir yanı hep boynu bükük kalır.
Ait olmadıkları evlere kendilerini sığdırmaya çalışır, fazla gelen parçalarını ölmek pahasına keserler, keserler ki ait oldukları bir evleri olsun.
Çölde susuz kalmış bir Bedevi gibi sevdim seni.
Henüz kimse tarafından duyulmamış bir şarkım var.
Kendi sesimle söylemekten alıkonulduğum,
Kendi sesimden utandırıldığım,
Kendi sesimi tanıyamadığım bir şarkı.
Annem saçlarımı örerken mırıldanırdı,
“Ay yüzlü kızım, kalbi altın, aklı elmas kızım. Ormanda geyik, özgür ruhlu kızım.”
Saçlarımı yine örer misin anne? Senden başka şarkımı bilen yok.
Küçük bir pencere gördüm dün, kızıla çalan güneş ışıklarını sızdırıyordu içeri.
Ufka baktım, gökyüzüne, ciğerime doldurdum tüm oksijeni, kor gibi yanıyor içim.
Nasıl ki aya ulaşmak isteyen önce yıldızlardan geçiyorsa, aşka ulaşmak isteyenin de yolu cehennemden geçiyormuş.
Bir mevsimlikmiş tüm sevdan. Bak ağaçlar döktü çoktan yapraklarını, sevgiyle sulanmayan toprağım çöle döndü.
Çoktan kapatmışsın kapıyı arkamdan. Meğer ben aralık sandığım o eşikte asmışım kendimi.
Çölde açmaya çalışan nilüfer gibi, soldurmuşum kendimi.
Okyanusa ulaşmak için önce denizleri aşmak gerek.
İnsan yüzdüğü kıyıdan uzaklaştıkça bir toz zerresine dönüşüyor.
İçimde geceleri açılan bir kapı var, eşiğinden baksanız korkarsınız.
Bir rüya gördüm dün gece, gökyüzü masmavi, yıldızlar sıralanmış yan yana ve cennet okyanuslardan taşıyor.
Aşk diye fısıldıyor yeryüzünün sahibi.
Aşk.
Geçmişte ve gelecekte, dünün sırrında, yarının mucizesinde saklı. Ey aşk diyor kuşlar, aşk aslında gökyüzüne kanat çırpmakta.
Bir kar tanesi donmuş ağacın çıplak dalında, içindeki zerre, zerrenin içindeki kar tanesi, kimim ben diye fısıldıyor ağaca, ağaç çoktan kopmuş kökünden, kökü başka diyarda, gövdesi başka diyarda.
Bir değnek değiyor toprağa, ucunda bir karınca, karıncanın yuvası o değneğin içinde aslında.
Bir çift gözle göremeyenler sordu “nedir bu aşk?”, gözlerin sahibi cevap verdi onlara “sendeki ben, bendeki sendir aşk.”
Çatlayan her duygu günün sonunda kırılmaya mahkumdur.