“ Ey yerleri ve gökleri yaratan,
Her türlü övgüye layık olan,
En güzel ve yüce vasıflara layık olan,
Güzel Allah’ım Yüce Rabbim!
Beni bu namazda da huzuruna kabul ettiğin için sana binlerce kez şükürler olsun, hamdolsun.
Verdiğin nimetler için, sağlık-sıhhatim için, bana rahat bir yaşam bahşettiğin için sana binlerce kez şükürler olsun, hamdolsun.
Kabul ettiğin dualarım için, affettiğin günahlarım için sana binlerce kez şükürler olsun, hamdolsun…”
Bu dua girizgahı benim için öyle kıymetli öyle paha biçilemez ki kelimelerle anlatmamın imkanı yok.
Yıllar önce, yalnız Allah’ı anarak sıkıntılarımı hafifletmeye çalıştığım zamanlarda bolca ve uzun uzun namazlarımı eda ettiğim o muazzam vakitlerde kendimce namaz sonu dualarıma girizgah olarak bu cümleleri kalıp yapmıştım. Belki Allah’ın huzuruna çıkarken yetersiz kalırdı ama benim dağarcığımdan o zamanlar bu kadarı dökülmüştü. Bu girizgahtan sonra tövbelerimi ve Allah’tan isteklerimi sıralıyordum. Efendimiz (S.a.v.)’in de yüz suyu hürmetinden destek isteyip Ayetel kürsi ile dua faslını kapatıyordum. Derin bir huzur haliyle seccadeyi katlayıp namazı bitiriyordum. Sıkıntılarımdan kurtulup sıyrılmak için en etkili yol buydu ve inanılmaz derecede işe yarıyordu. Ne zaman ki içimde hiç sıkıntı kalmayıp dünya hayatına kendimi pervasızca kaptırmaya başladım o zaman işte bu muazzam terapiden de o derece pervasızca uzaklaştım. Üzerine bir de ilahiyat araştırmalarım esnasında kafamı kurcalayan bilgiler eklenince, sorgulamalar artınca “yani her şeyin boşuna olma ihtimali olabilir mi” sorusu beynimi kemirmeye başlayınca bu muazzam terapi dediğim paha biçilemez huzur kaynağından kopma noktasına geldim.
Dünya hayatı benliğimi tamamen kuşatmış, maneviyat aklımın ucundan bile geçmez hale gelmişti. Ara sıra çok nadiren ufak bir vicdan rahatsızlığı duysam da bu rahatsızlık hemen geçiveriyor zaten de bu huzur kaynağına yönelmek hiç mi hiç içimden gelmiyordu. Zamanında ettiğim bütün dualar kabul olmuştu. Ekseriyetle mutluydum. Nadiren bunaldıydım zamanlarda bile artık namaz ve dua içimden gelmez olmuştu. (Ne nankörlük yaptığımı çok sonra idrak edebilecektim)
Yıllar böyle bomboş ve yavan geçti gitti.. boşa harcanan zaman elimden kayıp gitti.. namazsız ve duasız günler, haftalar, aylar ve hatta yıllar musluktan boşa akıtılan su gibi israf oldu gitti..
Bu durumdan vicdanen rahatsız olduğum nadir durumlar olduğunu söylemiştim. Bu nadir durumlardan bir iki keresinde namaz kılmaya yeltenmiştim. Namazı kılmıştım fakat eskisi gibi bir lezzet alamamıştım bu bana çok garip gelmişti ama çok da kafaya takmamıştım ama öyle bir şey olmuştu ki bu beni derinden sarsmıştı. Yıllarca namaz sonunda ezberlediğim, namaz sonunda otomatik olarak dilimden dökülen duaya beni inanılmaz derecede adapte eden kendi cümlelerimle kalıplaştırdığım dua girizgahım o yeltendiğim namaz sonunda dilimin ucuna kadar gelmişti de dilimden dökülememişti. Evet, unutmuştum. “ Ey Yerleri ve gökleri yaratan…” diyordum gerisi gelmiyordu ellerim duaya açık dakikalarca hatırlamaya çalıştım, yok sanki binlerce kez tekrarladığım o sözleri hiç söylememişim gibi tıkandım kaldım.
İşte o an anladım ki Rabbimden hiç olmadığım kadar uzakta kalmıştım. Ucu bucağı görünmeyen bir kalabalığın en arka safındakiler gibi önemsiz, teferruat durumuna düşmüştüm.Rabbimden o kadar uzaklaşmışım ki O da bana ceza ya da bir uyarı olarak çok sevdiğim dua girizgahımı unutturmuştu sanki.. Sanki o muazzam merhamet sahibi yaratıcımı gücendirmiştim de o yüzden unutturulmuştu bana o dua sözleri… Rabbim için bir kıymetim yoktu artık adeta. Bu beni çok derinden sarsmış bir miktar silkelenmemi sağlamıştı. Fakat içine düştüğüm bataklıktan bir anda çıkmam mümkün olmayacaktı…
Vicdan rahatsızlığı giderek vicdan azabına dönüşmüştü bende sürekli “artık dönmeliyim, yönelmeliyim tekrar Rabbime” diye iç hesaplaşma yapıyor bir yandan da unuttuğum girizgahı hatırlamaya çalışıyordum. Ama nafile, tek tük kıldığım namaz sonlarında hala hatırlayamıyordum. Hatırlamaktan iyice ümidi kesmiştim hatta yeni bir girizgah oturtmaya bile çalışıyordum fakat olmuyordu, eskisi gibi yapamıyordum kelime dahi bulamıyordum.
Bu yılın Ramazan ayının ilk günüydü, gerçekten bu sefer istekli bir şekilde namaza niyetlendim. İftardan sonra akşam namazını kıldım. Dua için ellerimi açtım ve birden girizgahın ilk bölümü dilimden dökülüverdi o heyecanla duanın geri kalanında sadece şükrettim.. o kadar sevinmiştim ki bu durumu eşimle bile paylaşmıştım. Allah dedim, “Allah beni huzuruna istiyor demek ki değil mi?” Dedim ama işte…
Velev ki devamı gelmedi.. çünkü şeytan anında devreye girmiş benim zayıf ve vasıfsız iradem de anında teslim olmuş bırakın namazı Ramazan orucumu bile terk etmeye başlamıştım. Kendimle yüzleşmemek için bu durumu aklıma bile getirmemeye çalışıyor adeta kendi vicdanımdan kaçıyordum.
Bu imtihan edildiğimizin aşikar olduğu zorlu ve mübarek Ramazan ayı içerisinde iki yaşındaki biricik evladımızın badem gözlerinin ileri derece hipermetrop olduğunu, hayatı boyunca gözlük kullanacağını, belki 18 yaşında ameliyatla gözlükten kurtulma ihtimalinin olabileceğini belki de hiç düzelemeyeceğini, görme kaybı olmaması için hergün bir gözünün bantla kapatılması gerektiğini kafamıza bir tokmak yemişiz gibi öğrendik. İlk on gün kabullenemeyip sürekli ağladım ve yüzleşmeye korktuğum vicdanımla tekrar yüzleştim. Bu benim cezam olabilir miydi? O zaman evladıma değil de bana olması gerekmez miydi? Belki de bu bir ceza değil sadece bir vesile idi.
Evladımın tedavisine başlayalı beri tam üç ay geçti. Yaklaşık üç haftadır dehşetli bir iç sıkıntısı, bunalım yaşıyordum ne yaparsam yapayım kalbim ferahlamıyordu. Bu sıkıntıyı tanıyordum, yıllar önce göğsümü daraltan sıkıştıran hissiyatın aynısıydı. En sevdiğim yemekleri yedim, en sevdiğim yerleri gezdim, alışverişler yaptım ama bu sıkıntım hiç azalmadı hatta çarpıntı şeklinde devam etti. En sonunda “namaz” dedim “yeter artık kendine gel, Rabbine yönel!” Diyordu içimden bir ses. Fakat ben Rabbimin huzuruna çıkmaya haya ediyordum, ne yüzle çıkacaktım bunca yaptıklarımdan sonra… birkaç gün debelendim ve nihayet Allahü’l Azim beni huzuruna kabul etti ve bir gün öğle namazı vaktinde Rabbimin huzuruna vardım.. secde secde bütün eklemlerim uzuvlarım bayram ediyordu sanki. Huzur damarlarıma enjekte edilmiş gibiydi. Namazda gözlerim doluyordu mutluluktan, göğsüm coşkuyla doluydu adeta bu sefer. Namazı bitirip duaya başladım ve tek seferde dilimden girizgahımın tamamı dökülüverdi inanamadım sadece ilk bölümü değildi tamamıydı, hatırlamaya çalışmadım, bir anda kendiliğinden oldu. Şükür şükür, tövbe tövbe o duayı da bitirdim. Sıkıntım bir anda huzura dönüştü. Rabbim bana nasip etti, bu sıkıntıyı bana geri dönmem için verdi. Namaz kılmam dua etmem şükretmem en önemlisi tövbe etmem için verdi. O benden vazgeçmedi. Rabbim beni benden çok önemsedi ve sevdi geri dönmemi nasip etti. Bu düşünce beni bulutların üstüne çıkardı.
Ben hiç hakketmeyen nankör bir kulun idim
SENDE ÖYLE BİR MERHAMET VARDI Kİ BANA BİLE MERHAMET ETTİN HUZURUNA KABUL ETTİN
Ne kadar şükretsem ne kadar hamd etsem az gelir.
SANA HER DAİM MUHTAÇ OLAN VE DE OLACAK OLAN BİR KULUN OLDUĞUMU İLİKLERİME KADAR İDRAK ETTİM