(Cun okuma yazma bilmeyen annesinin mektuplarını açıyor.) 'İlkinde beyaz bir kağıt vardı. Evirdim, çevirdim, yakından baktım, uzaktan baktım, gün ışığına tutunca kağıdın yapısını değiştiren ve rengini gölgeleyen yuvarlak lekeyi fark ettim. Bu bir gözyaşıydı. Annem, ben gidince ağlamıştı. İkincide kağıt yoktu, zarfın dibinde, yumuşacık, soluk sarı renkte bir yün parçası vardı, bir tutam tiftik, çocukluğumda ördüğü kazaklarda kullandıklarından. Şu demekti: Seni sımsıkı kucaklıyorum. Üçüncüde hiçbir şey yoktu. Gözümden kaçan bir ayrıntı yakalamak için zarfı sallayıp durdum. En sonunda zarfı yırtarken, kapağın iç tarafındaki ruj izini buldum. Şöyle fısıldıyordu: "Seni öpüyorum." Dördüncü gayet açık ve netti. Zarfın içinde köşeleri yuvarlak, üçgen şeklinde gri renkli bir çakıl taşı vardı, taşıma ücreti arttığından daha fazla pul yapıştırması gerekmişti. Annem bana şöyle diyordu: "Çok üzgünüm." Beşincisi daha fazla soruna neden oldu: İçinde bir tüy vardı. "Yaz bana" anlamına geldiğini sanmıştım, sonra bunun bir güvercin tüyü olduğunu fark ettim, rengindeki geçişlerden belliydi, tam ortası fildişi tonunda, yanlara doğru kül renginde, uç tarafı gökkuşağı renkleriyle bezeli. İşte o anda mesaj iki yeni anlam kazanıyordu, ya "Neredesin?" ya da "Geri dön", zira gezgin güvercin daima yuvasına geri dönerdi. Dolayısıyla bu durum bir imdat çağrısı mı gizliyordu? Altıncısı önce yüreğime su serpti: Zarfın içinde kilit yeri kırılmış eski bir köpek tasması vardı. Annem beni rahatlatmaya çalışıyordu: "Özgürsün." Bu son mesaj olduğu için kaygılanmıştım, şu anlama da gelebilirdi: "Gittin ve benim umurumda değil.'' - #şişmanlayamayansumocu https://www.instagram.com/p/BV14FzVFlAv/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=sidjpibcy82i