hoş geldiniz, ayakkabısız girelim lütfen yerleri yeni sildim.
sheepfilms
occasionally subtle

roma★

❣ Chile in a Photography ❣
Misplaced Lens Cap
YOU ARE THE REASON
"I'm Dorothy Gale from Kansas"
PUT YOUR BEARD IN MY MOUTH

#extradirty
KIROKAZE
Cosimo Galluzzi
Acquired Stardust

Love Begins

Andulka
2025 on Tumblr: Trends That Defined the Year
dirt enthusiast

Product Placement
Game of Thrones Daily

titsay
hello vonnie

seen from Malaysia
seen from Poland

seen from United States
seen from Trinidad & Tobago
seen from United Kingdom

seen from Germany

seen from Canada
seen from Canada
seen from Brazil

seen from Malaysia

seen from Türkiye

seen from China

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Norway

seen from Malaysia

seen from United States

seen from United States
seen from United States
seen from Brazil
@suprantimane
hoş geldiniz, ayakkabısız girelim lütfen yerleri yeni sildim.
o kadar uzun zaman seni içimde muhafaza ettim ki, bunca zamandır burada olmayışın biraz bile eksiltmedi burada var olmuşluğundan. halbuki dönüp baktığımda görüyorum, yoksun, yoktun, seni korkusuzca var ettim içimde ve büyüttüm orada. şimdilerde de içimdeki bir parçanın içindeki bir parçayı hep seveceğiyle ama bu sevgiyle bir adım ilerleyemeyeceğimle yüzleştim. eskisi gibi yakmıyor artık, sükut dolu bir olgunlukla göğüslüyorum bunu. avuç içime yanan izmariti basma vakitleri geçti, soğumuş külleri ufalıyorum parmak uçlarımda. izlerin yerini isler alıyor. gecelerim artık sokak lambalarının kaçta söndüğünü bilecek kadar uzun değil. bu beni üzüyor. bu beni neden üzüyor.
dışarıda fırtına kopuyor kar kış değil ama kıyamet içim. bir hayalin rüzgarı esiyor parmak uçlarımdan tenimin her milimine, dolu gözlerime bakıp elmacığımı seviyor, boynumu okşuyor ve ruhuma sızıp içimi ürpertiyor. alıştım desem alışamıyorum, vazgeçtim desem bir an olsun gerçekten düşünmedim. kaç canım kaldı? dokuz, sekiz, yedi, altı, be- eksiye düşeceğiz. beyaz ve parlak ışıkları hiç sevmiyorum, boğazıma yer eden kaskatı kesilmiş yumruyu yutamıyorum. yalandan da olsa, bana biraz dokunur musun.
burada sesim yankılanıyor, öyle kimse kalmamış
sana aşığım, mütemadiyen kızgın ve aralıklarla yorgun. tırnaklarım sürekli eşeleyecek bir şey buluyor, aklım da düşünecek. böyle apaçık her şeyi sererek ortaya, bütün zaaflarımı herkesten kaçırıp senin avcuna koyarak. söyle, bu beni hedef tahtasından başka ne yaptı.
nasılsın
yazmayı özledim, çok üzgünüm
‘‘Şimdi zamanın içinde bir sabaha varıyor yeryüzü iğde ağaçlarının altında konaklayan kimsesizliğim rüzgâra sokuluyor uludukça kalbimi ululayan acının köpeği şimdi sen göğün önünde dur! ben bir acıyı uluyacağım kapanan kalp surumun kapıları ve birbirine geçen demir zincirlerin sesi bu! kuş diliyle anlatıyorum bir halkın kerpiçten kurduğu ayrılığı ben sana çocuktum -ben sana büyümedim- şimdi bir mutluluğun kapı önünde oynuyorum bir mutluluğu sayıyorum: bir mutluluk, iki mutluluk bir hasret, iki hasret… şimdi öyle ki ben, bir oyunun kuyusunda Yusuf’u arıyorum ‘‘
-Müesser Yeniay / Yusuf
yazdıklarım göğsüne saplı bir bıçakmış, ben bu yaraları bıçaksız açtım
umarım bir gün hiç tereddütsüz dalgasız bir denizde güneşli bir günde sırt üstü uzanır gibi huzurla sevildiğini hissedersin, ben sana karanlıklardan ötesini verememişim
belki iyiden çok kötüyü yazıyorum ama seni hep en güzel halinle hatırlıyorum
ben bak bu olacak demeyi çok iyi biliyorum ama ben söyleyince olmuş olan felaketi sanki ben çağırıyormuşum gibi oluyor o yüzden sessizce olmasını bekleyip olunca da boğazımda çözülmesi mümkün olmayan bir düğümle sadece gülümsüyorum
ben şimdi sana elleri titrek tırnakları kemirilmiş o 14 yaşındaki o kızı getiremem o kız büyüdü ve yaşamak zorundaydı bak bu bileğimdeki deriyi ben paramparça ettim ben bu izi oradan silemem
noldu biliyo musun ben bi sabah uyandım sesin artık yoktu