İlk krizimde 16 yaşındaydım ve kimse migrenden şüphelenmemişti. Sanki başımda camlar patlıyordu, gözümün önünde şimşekler çakıyordu ve yaprak gibi titriyordum. Annemin ve yeğenimin kollarında yığıla yığıla acil servise götürülmüştüm. Annem, ilk önce en kötüsünü düşünen her anne gibi başımda kocaman bir tümörün varlığından şüphelenmişti. (Gerçi ondan ben hala şüpheleniyorum ama iki MR da temiz çıktı, paranoyalarımı bir kenara bıraksam iyi olacak.)
Acilde verilen yüksek doz ilaçla kalbim durdu (gerçek anlamda) müdahele ile çalıştırdılar, oradan kaçarak uzaklaştıktan sonra bir daha acillere gitmemeye yeminli oldum. Daha sonraları bir gelip bir giden migren için pek doktora gitmedim, kimse de “Bu migren “ demedi ve ben sıradan baş ağrısı zannedip en yakın arkadaşım Günerciğime baş masajı yaptırıyordum, ilaç alıyordum, yorganları ısırıyordum ve atlatmaya çalışıyordum. Sonra neden anımsamıyorum bir doktor beni nörolojiye sevk etti, o da tetkikleri yaptı ve teşhisi koydu. Ona uygun ilaçlar verildi, bu ilaçlar da öyle ağır ilaçlardı ki beni mahvetti.
Hamileliğin en zor yanı ne deseler kesinlikle ilaç alamamak derim. Net bu. Hatta şu anda ilaç alabildiğim için o kadar mutluyum ki golden retriever gibi çarşaflarda mutluluktan yuvarlanasım geliyor. Çünkü o arada gelen migren krizleri için ölmeyi bile dilediğim zamanlar oldu. Hayat kalitem o kadar düşmüştü ki yorganların arasından çıkıp hayata karışamıyordum. Asosyalin teki oldum çıktım. Biri arasa dışarı çıkamıyordum ki, her şey etkiliyordu bu hastalığı, fazla güneş, fazla açlık, hatta fazla yemek yemek, fazla soğuk... Aklınıza gelebilecek her şey...
Son gittiğim doktor bir tedavi başladı, şükür ondan sonra bayağı bayağı iyi oldum. “Mükemmelliyetçi misiniz?” dedi doktor, o hastanede kalp damar cerrahları dahil karşılaştırsa benden daha mükemmelliyetçisini bulamaz. Her konuda değilim ama belirli konularda o kadar takıntılıyım ki, tüm gücümle o konuya odaklanabiliyorum. Bir de başarısızlığa tahammülüm yok. Doğuştan böyle miydim, sanmıyorum. Öyle olsa her konuda olurdum. Belirli konularda olduğuma göre bu sadece yetiştiriliş tarzıyla ilgili.
Benim annem babam var ya, ben koskoca lise dönemi dışarı çıkmadım hiç.İnsan bir arkadaşıyla çay bahçesine gider, cafe oldu şimdi onlar gerçi, bir dolaşır, sinemaya gider dimi? GÖNDERMEDİLER! Üstelik zaman bu kadar da kötü değildi. Herhalde şimdi çocuk olsam, babam hayatta olsa, değil beni cafeye yollamamak, odadan çıkarmaz okula göndermez. Dünya aileme göre o kadar güvensiz bir yerdi ki beni de öyle yetiştirdiler. Ben de kimseye güvenmem mesela, zaman zaman kendime bile. Başarılı olmak için didinirim, uğraşırım, başarısızlık oldu mu, migrenle 1 hafta boğuşurum. O geçtikten sonra gücümü toplar daha güçlü saldırırım elimdeki şeye.
Üniversite dönemim zor bir dönemdi, doyumsuz olduğum için iki bölümü aynı anda okudum öyle açık öğretim falan da değil ha, bildiğiniz ÇAP. Sabahtan akşama okuldaydım, derslerin birinden çıkıp diğerine girerdim. Telafi sınavına girersem zor soracağını söyleyen hocalar yüzünden günde 3 finale girerdim. Teki 2 saatten 6 saat. Uykusuzluğa iyi geldiği için iki filtre kahve sonrası makro ekonomi finalinde az daha nalları dikiyordum. Ellerim o kadar titriyordu ki düz bir çizgide yazamamıştım (ona rağmen sınıfın en yüksek notunu almıştım gerçi, ekonomide okuyanlar beni görebilmek için sınıfıma gelir tanışırlardı benimle, hacer-ül esved’e çıkmıştı adım, kitaplarını ver bir dokunalım belki bize de geçer bu zeka diyorlardı.)
Bu da sürekli migren geçirmeme sebep oluyordu. Fazla kahve - migren, uykusuzluk - migren, sosyal hayat eksikliği - migren.......
Öyle bir çalışma planım vardı ki, 9.00 - 18.00 okuldaydım, 20.00 - 03.00 uyurdum, sonra kalkar ve hiç yatmazdım. Ders çalışırdım ve yine okul yollarına... Bir diziyi sorarlar “Ha, ne? Yeni mi çıkmış ya duymadım ben onu.” halbuki dizi bir sezon oynamıştır ve final yapmıştır... Yeni açılmış bir yerden bahsederler “Ne? Nerede? Bilmiyorum gidemem herhalde ya haftasonu ders çalışacağım”.. Millet sözlenir nişanlanır “Ben gelemem ya size mutluluklar...”
Sonradan çok pişman oldum tabii, üniversiteden hatırladığım tek şey final sınavları! Başka hiçbir şey yok! Ya biliyorum gene girsem gene aynısı olacak. Programlanmışım çalışkanlığa...
Nörolog, migrenin geçmesi için ilaçlardan çok benim bazı şeyleri bırakmamın gerektiğini söyledi. Bana terapi yapacak olan psikologu bile strese sokabilirim, nasıl rahatlayayım. Sıkı sıkı tutuyorum ipleri, sürprizlere tahammülüm hiç yok. Bu gidişle öldükten sonra bile “Ay doğru mu yaptım acaba, oturayım şu ayetlere çalışayım belki sorarlar” falan diye stres yapacağım. En son alesten 79 alıp, niye 80 değil niyeeee diye sonu hastanede biten bir migren krizine girdim. Bu beni daha çok hırslandırdı tabii. İnsallah sonbaharda 90ı çakacağım. (Sonbaharda editlerim)
Ben ne diyorum ya. Ben olmuşum anatomi. Başlarım böyle hayata arkadaş.