üzerimde kışlık montum yavaşça koridora yöneliyorum. kimseyle göz göze gelmek gibi bir niyetim yok. insanlar sanki fiziksel olarak üstüme geliyorlar. bana varlıkları bile fazlasıyla fazla, koridorlarım daralıyor. koridordan sağa sapıp tuvalete giriyor, çıkmadan ellerimi insanlara göstermek adına gelişi güzel yıkıyor, kurulayabildiğime inanmadan oyalanıyor, peçeteyi girdiğine emin olamayacağım çöp kovasına savurup çıkıveriyorum. beş on dakika bir bekleme aşamasındayım şimdi. böyle anlarda kendime koridor nadası yazıyorum. hayat yine çok mat, gri ve durağan geliyor. kendi varlığımdan tiksindiğimi ve bulantılar yaşadığımı yüzüme vurup kendimden gizleyememek adına telefonumu cebimden özenli bir şekilde çıkarmayıp zamanı öldürmeyerek kendimi cezalandırıyor, kendimi bulunduğum duruma mecbur kılıyorum. kendi ayaklarımın üzerinde bulunuşumun diyetiyim. duvara dayanmış boş gözlerle koridoru inceliyorum. birkaç kişi rabarbaya, nüfuslarının yetmemesine rağmen ortama hakim olmak adına, boş muhabbetleriyle -ısrarla- dem tutuyor. uzun baktığımı fark ettiğim anlarda hızlıca başım sabit, gözlerimi yere kaçırıyorum. kimse bana bakmadığında bakıyorum etrafa ve kişilere. incelediğim detaylar çok yersiz ve çevreden fikir almak adına. bir mont rengi, geçenlerden birisinin çantasında yazan yazı gibi her ne kadar önemsizse bu detaylar, o kadar eğlenceli birer saçma oyuna dönüşüyorlar. takıntılar silsilesi. saç renkleri, bakış biçimleri, ellerinde tuttukları bir kitap varsa isimleri, ellerin sahiplerinin isimleri ve geri kalan her şey ilgimi çekiyor. görmekten tiksinebileceğimi düşünüp hüküm verdiğim ve bu doğrultuda doğru karar alıp almadığımı bilemeyeceğim kişiler ile göz teması bile kuramayacak kadar kısa bakışlar atıyorum. bir ayna gibiyim. bakışlarımı kişilerden sektirip, kişileri kendimden sektirip yokluğu arıyorum yansıtılamayacak edimler bulana kadar. bitince duruyorum. kimse için önemli bile değilken geçişlerini ve varlıklarını yok saydığımı bile zannediyorum, ne acınası. ne çok insan, tiksiniyorum. tiksinmem için yanımdan geçmeleri fazlasıyla yeterli oluyor. fonda çalan bir müzik olduğunu fark ediyorum birden bire. boş laf sallayanların nefes molalarına denk geldiğimi düşünüyorum. müzikte alçak bir partisyonda olduğumuz açıkça belli. yükselişlerin olmayan, insana kusma isteği doğuran asansör müziklerinden birisi çalıyor. kendimi duvara doğru itip, duvardan sekerek doğruluyor, uyuşan ayağımın üzerinde ufaktan adımlar atmaya başlıyorum. yanlış yöne gittiğimi fark edersem yanlış yolun sonuna kadar gidip, bir amaç taşıyor gibi görünerek oyalanıp, dönüşümü birilerine göstermeden, haklı bir amaç uğruna döndüğümün kanıtı olarak geri dönmem gerekecek, ve herkesin buna inanması. inanmazlarsa geri dönemem diye korkuyorum. herkes beni mi izliyor? ben gider gitmez rahatlamışlardır diye düşünüyorum. kendimi önemsediğimden değil, onları önemsemediğimden bu düello. sert bir dönüş yapsam olmaz gibi hissederim böyle zamanlarda. fakat bu sefer boş yürümüyorum o yüzden içim rahat. gideceğim yönü çoktan tayin ettim, bir hedefim var artık. bakışlarımdaki delici gücü yanımdan geçenler fark ediyorlar mı acaba? büyük bir işi başarıyor, podyumda yürüyormuşçasına ilerledikçe ilerliyorum. rahatsızlık duyduğum ya da özenli görünüp görünmediğine emin olamadığım kıyafet ve aksesuarlarımı doğru konumlarını kontrol edercesine yokluyorum yer yer. saat kayışımın ikinci yuvasında olup olmadığına emin olmam gerekmesi bu takıntılardan yalnızca küçük bir tanesi. sonunda koridor bitiyor, bir odaya varıyorum. kendime bir koltuk seçtim ve artık oturuyorum. yerimi sabitlediğim için içim çok rahat, derin bir nefes alıyorum. koltuğa yabancılığımı atmaya başladım bile. yeni adresim bir süreliğine bu koltuk ve bu mizansen. arka sıramda da koltuklarda oturanlar olduğundan onların önünde sırtım dönük nasıl durduğumu merak ediyorum. gözetleniyormuşçasına hareketlerimin savruk olmamasına özen gösteriyorum. bir avantajım var ki; önümden geçip giden insanlar. onlar da kendilerine dikkat etsinler diye düşünüyorum. ileriden bir kadın bana bakmadan bana doğru geliyor. etrafa da bakmıyor ilginçtir, belki nereye baktığını kendisi de bilmiyordur, sadece yürüyor gibi görünüyor gözüme. koltuğumun sırasındaki koltuklardan bir ya da bir kaç yanımdakine önümden usulca geçerek oturuyor. sol yanımdaki ikinci koltukta oturduğunu, sonra elindeki eşyaları sol yanına bırakarak, yan koltuğuma yerleştiğini fark ediyorum. gelirken bakamamış görememiş oluşuma sinirleniyorum. ne giyiyordu, nasıl birisiydi? gözlüklü müydü? şu andan itibaren tüm bunları ve elindekilerin neler olduğunu görmek için küçük bakışlar savurmam gerekecek. bu kadar yakında olan birisiyle ilgili bunca yersiz ve anlamsız detayı anlamam için en az belki on, belki daha fazla bakış atmam gerekeceğini biliyorum. fazla yakınız. ayakta ve arkası dönük bir şeylerle uğraşsa keşke biraz, o zaman o beni görmediği anlarda birçok bakışı bedavaya getirebilirdim diye düşünüyorum. yeni sıralar halinde birbirlerinin yerleşmesi için ayakta bekleyen ya da yeni gelen insanları görmüyorum artık. ilgim kadınsal bir hoşlanmadan çok uzak olmadığına emin olduğum bu yeni gelen bir kişide çünkü. bir teyze, bir amca da gelse durum bunun eşi olacaktı. tümü merak ve keşfetmekten ötürü doğan durumlar. neyse ki şanslıyım, merakımı çelen şey yaşı bir adam falan değil, hoşuma gidebilecek bir kadın en azından. hem şanslıyım ki benzer yaşam tarzlarına sahip olduğunu düşündüğüm bu kadın bana o sorularıyla dolaşan amca ve teyzelerin yersiz sorularını sormayacak. yanımdaki aynı yaş diliminde benimle sohbet etmeye çalışan genç birisi de olabilirdi.zorlu bir sınav olabilecek daha başka insanlar da yoklar neyse ki. kadın da oturuyor, ben de. yerime çoktan alıştım, küçük bakışlar sallıyorum. nerede olduğumuzun bir önemi yok. burası belki sinema, otobüs durağı, toplantı salonu, bekleme odası ya da otel resepsiyonu. hareketlerimde aşırılık olmaması için yersiz bir ciddiyet içerisindeyim. çok rahat hareket edemiyorum. ruhumdaki boşlukları doldurmak adına davranışlarımda saçma belirtiler boy gösteriyor. bir ayıbı örtercesine küçük küçük öksüyorum aralarda. oysa öksürmek nedensiz. ya da alnımı, kaşımı kaşıyorum. duraksadığımda bacağım kaşınıyor gibi oluyor, tam o sırada zaten gıdıklanan kafamın arka kısmını kaşımayı erteleyiveriyorum. neden hepsi aynı anda oluyor ki sanki? tüm uyarıcıları ortadan kaldıracak olsam sırasıyla öksürmek, en az dört noktayı kaşımak, üzerimdeki kıyafetleri düzeltirken saatimi kontrol etmek derken, elime verilmiş bir listeyi alman subayları disipliniyle yerine getiriyor olacağım. kadın bacak bacak üzerine atıyor. oysa bu benim de aklımdaydı. biraz doğrularak bacak bacak üzerine atarken üzerinde krem rengi bir kazağın olduğunu ve gözlük taktığını fark ediyorum. bir bakışa iki detay hiç de fena sayılmaz diye düşünüyorum. kafamın tam anlamıyla sola döndürülmesi olanaksız ve sebepsiz geliyor. geciken bacağımı bir diğerinin üzerine son derece doğal ve zaten yapacaktım edasıyla atıveriyorum. ayaklarımızın çarpışmayacağını hesaplamadan başladığım bu hareketi dikkatlice gerçekleştirdiğimden bir sorunla karşılaşmıyorum. bense ona göre ters bacağımdan başlıyorum bacak bacak üstüne atma hareketime. böylelikle aynı şeyi yapmamış olurum diye aptal bir düşünce geçiyorum yine aklımdan. ayağımın çok uzun aynı kalamamasına rağmen rahat olmadığını hissetmeme rağmen şu an diğer ayağıma geçmek için çok erken diye düşünüyorum. onun nasıl rahatsız olmadığını anlayamayıp biraz da sinir oluyorum. bir süre dayanmış olduğumdan birazdan yaparım düşüncesiyle bekleme halimdeyken kadın diğer bacağına geçiveriyor. fırsatı kaçırdım, şu an aynısını yapamayacağım diye düşünüyorum. yer yer rahat hareketlerle, boş bakışlarla, çok fazla çişi gelmiş ve etrafa fark ettirmeyen adam edasıyla incelemek ya da bakmak istemediğim etrafa bakınıyorum. bir öksürük daha. ardışık olmaması adına ağzımı kapama bahanesiyle elimi kaldırırken öksürük anında sakalımı kaşıyıveriyor, bir başka kaşıntı sinyali gelmesine rağmen normalime dönüyor sürdürmüyorum. doyurdukça üreyen ihtiyaçlar gibi sonu gelmeyecek mi diye düşünüyorum. belki de durmalıyım. ben kaşıdıkça mı var oluyor kaşıntılar ya da geçmek üzere olan yaralar? arada daha bir yayılarak oturuyor, ayağımı aynı bacağımda farklı konumlandırıyorum. tümü birer hile. herkes yalnızca bomboş otururken ben yirmi dakikayı epey bir şey yapmış gibi doldurmuş oluyorum. elimde değil. elimin üzeri kaşınıyor, kaşıyıveriyorum.