Bazı saçma durumların, bazı güzel manzaraları. 🌸

seen from United States

seen from Germany

seen from Yemen

seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States

seen from Germany

seen from Malaysia
seen from Germany

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from United Kingdom
seen from China

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Russia
seen from United States
Bazı saçma durumların, bazı güzel manzaraları. 🌸
Sevgisizlik... Sevildiğini hiçbir zaman hissedememek...
Ruhun, kalbin, tüm hücrelerin... sevgisizliğin bıraktığı o koca boşlukta ağrırken başkalarının sevilmelerini izlemek...
Yalnızca izlemekle kalmak...
Evimizin eşyaları sıfır olmadığı için babam temiz olmadıklarını düşünüyormuş. İlk geldiğimizde iki hanım herşeyi temizledikten sonra üstüne ben biri çamaşır suyu biri buhar makinası olmak üzre 3 kere daha sildim. Üstüne aylardır rutin temizliğim de var. Fabrikadan sıfır çıkan eşyalardan daha temizlerdir şuan. Tabi steril olarak görsel olarak değil. Konu ne olursa olsun dış görünüşün verdiği ön yargıları kırmak kolay olmuyor ...
Sesli Meram #560 - Yersiz Yurtsuz (11.05.2026)
"Bir var olma mücadelesi kesintisiz olarak çıkageliyor. Sınırların sanallaştığı, insan hakları normatif kılındığına dair seslendirmeler, demokrasinin ortak payda ilan edilmesinin açık, aleni tezahürleri dillendirilirken, onca lider, yöneten katından insanın mutlak dünyanın geleceği için barışın elzem halinden bahisler açılırken varılan eşik korkunç değil midir? Halen sürgit devam olunan savaş güncesinin, aba altından sallanan sopaların kıyısında ol nihai olarak var edilmiş hayatın çürütülmesi çabasının hesabını kim nasıl verecektir. Belli bir biçimde düşmanlık alınıp satılan, kıyıda köşede bitiveren silah ticaretinin artık dipsiz bir karanlığı imgelediği, insanların geleceklerinin o ölüm kusan oyuncaklara aktarıldığını gördüğümüz / yaşadığımız bir dünyada, hayatların biricikliğini ilk kim hatırlayacaktır. Ne Müslüman, ne Hristiyan, ne Yahudi, ne o ne bunun için ayrıcalıklı değil, doğrudan eşit ve ayrıştırılamaz bir biçimde hakkaniyetli bir yaşam idesini var etmeye müştereken daha çok var mıdır? Düşüncelerin, birbiri ardına çıkagelen cerahatli yok saymaların, yasak savma, hak gasplarının ortasında imdat çığlıklarına şimdi kulak verilmeyecekse ne zaman verilecektir! Kıyamet dört bir yanda, insan eliyle kopartılmaya çabalanırken, ne ara, nasıl!" sesli meram
podcast image credit: night time:::nastya gornaya:::the hug
independent podcast... biopolitics, ethics, musica, utterly experimental files and words
Asker ocağına neden peygamber ocağı derler? Neden tunacık, muratcık değil de Mehmetçik diye çağrılır askerler? Allah, peygamber sevgisinden dolayı, İslâm ordusu olduğundan, olacağından dolayı. Yoksa orası ne peygamber ocağı diye anılmaya ne de Mehmetçik namını taşımaya yetmeyecek bir yer oluverir. Sıradan bir askeriye işte ne beklersin dersin. Bunca yıl içi maneviyattan, Allah'tan, Kitap'tan, peygamberden boşaltılan ve neredeyse boş bir kap haline getirilmek istenen o güzel kurum, isim şimdi tekrar özüne dönmekte. "Allah-u Ekber!" diye haykırmalar, marş okumalar duymak da nasip oldu elhamdülillah..
Okunan marş -Eski Ordu Marşı-
(Dillerde tekbir Allah-u Ekber geçen o güzel marş)
Sessiz Uzaklaşmanın Gücü
Hayatta bazen, bazı insanlarla konuşmayı bırakırız. Ve bunu yaparken hiç açıklama yapmayız. Bu sessizlik, yanlış anlaşılmasın; bir kaçış değildir. Bazen açıklamalar hiçbir şeyi değiştirmez.
Bir noktadan sonra insan anlatmaktan yorulur. Tekrar tekrar aynı şeyleri söylemek, karşımızdakinin farkında olması gerekenleri anlatmak… Bazı davranışlar açıklama istemez, farkındalık ister. Karşımızdaki yetişkinse, ne yaptığını ve bunun neye yol açacağını bilir. Buna rağmen hâlâ açıklama bekleniyorsa, mesele iletişim değil, sorumluluktan kaçmaktır.
Bu durum sadece özel hayatımızda değil, iş hayatında da karşımıza çıkar. Sınırların defalarca aşılması, söylediklerimizin göz ardı edilmesi, emeğin veya duyguların yalnızca işine geldiğinde hatırlanması… Bunlar tek tek küçük detaylar gibi görünür; ama birikir. Ve bir noktada insan, aynı şeyleri tekrar tekrar anlatmaktan vazgeçer.
Sessizce uzaklaşmak, çoğu zaman en net duruştur. Bağırmadan, suçlamadan, uzun uzun konuşmadan “buraya kadar” diyebilmektir. Aynı döngüye bir kez daha girmemeyi seçmektir.
Herkes kendi seçtiği davranışın sonucunu yaşar. Sen nasıl hareket etmeyi seçersen, ben de buna göre yerimi belirlerim. Bazıları yüzleşmeyi tercih eder, bazıları susmayı. Ve unutmamak gerekir ki; susmak her zaman güçsüzlük değildir, çoğu zaman olgunluktur.
Her şeyi anlatmak zorunda değiliz. Bazen en büyük saygı, insanın kendini geri çekmesidir. Bazı vedalar sessiz olur. Ve çoğu zaman en doğru olan da budur.
kalbimden neler geçtiğini, kafamda biriktirdiklerimi, tasarladığım her şeyi bildiğini düşünüyorum. en azından tüm bunları hissettiğini. belki de böyle bir beklenti benimkisi. çünkü bunları asla sana söylemeyeceğim, söyleyemeyeceğim. oysa o kadar dilimin ucundalar ki, rüzgar esse düşecekmiş gibi, gözlerime baksan, giderken başını bir kez geriye çevirsen, ağzımdan dökülüverecek kadar dilimin ucunda. uzunca susuşlarım, ağzımı bile açmadan öylece kalakalıp, bakışlarımı kaçırışım bundan. burada hava her geçen gün soğuyor, zaman diyorum, biraz daha zaman. dilimin ucunda ki kelimeler bu kışın da donmazsa bir daha ki yıl uçmayı öğrenecekler. biraz zaman diyorum, kalbimin bir tarafı sıcak kalabilirse bu kış, bir delilik daha yapacağım. Ne bir portakal bahçesinde dolaştım, ne de bir pasta treninde yolculuk ettim. çiçekler bir açmaya görsün, bir çılgınlık yapıp hatırla öleceğim.
17.01.2026'den hatıralar.
Bugüne nispeten (18.01- Pazar) sıcak, yumuş yumuş bir gündü. Ama bugün -9'dan daha sevimli bir sayı görmeyecek gibiyiz termometrelerde.