Murat Soner, muhteşem bir incelemeye imza atmış.
Her tespiti, hedefi 12'den vuruyor.
Özellikle sonunda çok öğretici cümleler var.
Evet bu sanıyoruz yabancı yapımlardan Türkiye'ye getirilen bir program.
Bu tip ilişkilerde, programlarda hep nesneleşme vardır.
Bunlar basit gibi görülüyor ama öyle değil.
Bunun da felsefesi var.
Âşkı metafizik olarak gören, Schopenhauerci ve Nietszcheci öğretiler Batı'yı teslim almış durumda. Oradan bize de yansıyor. Felsefede, siyasette olduğu gibi âşkta da öyle.
Schopenhauer, Aşkın Metafiziği’nde (Nietszche üzerinde çok etki bırakmıştır.) Afrodite Pandemos’u (tensel sevgiyi) ikinci plana atmış gibi gözükür. Ama ahlakla doğa arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi onaylar. Ve yalnızca fiziksel olanın geçerliliğini kabul eder. Ona göre beden “isteme”nin nesneleşmiş halidir. Şeyler sürekli didişme halindedir. İstemenin bir amacı ve sınırı yoktur. Bu sonsuz bir didinmedir. Bu konuda bilgi kördür ve akıl yetisi ancak iki yüzlülük etmeye yarar.
Bugünkü âşkların arka planını arıyorsanız işte budur.
Melih Cevdet Anday, Anı şiirinde şöyle diyor:
"Nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
Kahramanlıklar okudum tarihte
Çağımıza yakışan vakur, sade
Davranışınız geliyor aklıma"
Çağımızda âşk, vitrinlerde, şekillerde, biçimlerde, bedenlerde.
Oysa gerçekte hâlâ sade, vakur ve gönüllerde.