Aldatılmadık demeyiz bundan sonra olsundu..
seen from Germany
seen from Kazakhstan

seen from Kazakhstan
seen from United States
seen from China
seen from Italy

seen from Kazakhstan

seen from Kazakhstan
seen from Kazakhstan
seen from Kazakhstan
seen from Italy
seen from China

seen from Kazakhstan

seen from United States

seen from Kazakhstan

seen from United States

seen from Singapore
seen from United States

seen from United States
seen from China
Aldatılmadık demeyiz bundan sonra olsundu..
Aldatma ve Ağlatma..
Sormasaydın söylemezdim ama söylemem gerek
Bazen bir saniye binlerce yıl demek
Zorlama hiç boşuna içinden gelmeli sevmek
Bende bir yürek var ki çocuk var olman gerek
Aldatan Burçlar..
KENDİNİ ALDATAN İNSAN
KAFİRLERİN ALDANIŞI (GAZÂLÎ)
Söze önce kâfirlerin aldanışını açıklayarak başlayalım. Kâfirlerin aldanışı konusunda iki grup dikkati çeker:
Birincisi, dünya hayatına aldananlar;
ikincisi, şeytana (ğarûr)1 aldananlar.
#DÜNYAYA #ALDANANLAR
"Peşin, veresiyeden daha iyidir," diyenlerdir.
Bunlar, "Dünya zevkleri kesin, ahiret zevkleri ise şüphelidir, şüpheli olandan dolayı kesin olanı bırakma," derler.
Bu yanlış bir akıl yürütmedir. İblis de -Allah ona lanet etsin- "Ben ondan (Adem'den) daha iyiyim," (A'raf, 7:12) derken iyi olmanın soy/maddi unsura bağlı olduğunu sanarak aynı yanlış akıl yürütmede bulunmaktaydı.2
SAYFA 27
Bu aldanışın ilacı ya adına iman dediğimiz Hz. Peygamber'i [sav] doğrulama (tasdik) ya da kanıtlama (burhan) yoluyladır.
Bu konudaki aldanışın Hz. Peygamber'i (sav) doğrulamaya bağlı olan ilacı şu âyetlere ve genel olarak Hz. Peygamber'in (sav) getirdiği ilahi bilgilere inanıp bakış açısını değiştirmektir: "Allah katında olan (ahiret hayatı) daha değerli ve kalıcıdır" (Şûrâ, 42:36),
"Dünya hayatı ancak aldatıcı bir geçimlikten ibarettir" (Hadîd, 57:20).
#İLGİLİ #ALDANIŞIN #KANITLAMA #YOLUYLA #İLACI,
aldanışın arkasındaki akıl yürütmenin neden geçersiz olduğunu anlamaya bağlıdır. Yukarıda zikrettiğim akıl yürütmede kullanılan "Dünya peşindir, ahiret veresiyedir" öncülleri doğrudur.
Fakat "Peşin veresiyeden iyidir" öncülü yanıltıcıdır.
Durum öyle değildir.
Eğer peşin olan veresiye olanla hem miktar hem kişinin maksadı bakımından eşitse doğru, peşin veresiyeden iyidir.
Ama peşin olan veresiye olandan azsa veresiye olan daha iyidir.03
Ahiretin sonsuz, dünyanınsa sonlu olduğu malumdur."04 "Dünya zevkleri kesin, ahiret zevkleri şüphelidir" öncülü de geçersizdir.05
SAYFA 28
#BİLAKİS #İNANANLAR #İÇİN #AHİRET #ZEVKLERİ #KESİNDİR."06
Ahiret hayatının kesinliğini idrak etmenin iki yolu bulunmaktadır.
Biri, tedavide mahir doktoru taklit eder gibi, peygamberleri ve âlimleri taklit ederek iman etmek,07
diğeri ise peygamberlere vahiy, velilere ilhamdır.
Hz. Peygamber'in (sav) dünya ve ahiret hayatına ilişkin bilgisinin -kendisine vahiy getiren- Cebrail'i taklit olduğunu sanmayasın.
Çünkü taklit geçerli bir bilgi türü değildir.
Hz. Peygamber (sav) bu kusurdan uzaktır.
Bilakis ona dünya ve ahirete ilişkin gerçekler ayan olmuş (inkişaf), senin baş gözüyle duyusal nesne ve olayları gözlemlediğin gibi, o da onları basiret nuruyla gözlemlemiştir.
#GÜNAHKÂR #MÜMİNİN #KÂFİRİNKİNE #BENZER #ALDANIŞI:
Dilleriyle ve kalpleriyle iman eden kimseler,
Allah'ın iyi işlere (salih amel) karşılık gelen emirlerini çiğneyip şehvet ve arzuların kirine bulaştıklarında, kâfirlerin aldanışına benzer bir aldanış yaşamaktadırlar.
Bu itibarla dünya hayatı hem kâfirler hem müminler için bir aldanıştır.
SAYFA 29
#KÂFİRLERİN #ALDANIŞI #ŞÖYLEDİR:
Bazı kâfirler,
"Eğer öldükten sonra Allah bize tekrar hayat verecekse o hayattaki mutluluğa diğer insanlardan daha çok hak sahibiyiz," diye düşünürler.
Nitekim şu âyet bu durumu bildirmektedir: "Adam (gurur ve kibirle) kendisine yazık ederek bağına girdi.
Şöyle dedi:
'Bunun, hiçbir zaman yok olacağını sanmam.
Kıyametin kopacağına da inanmıyorum.
Fakat (farz-ı muhal) öldükten sonra diriltilip Rabbimin huzuruna döndürülecek olsam bile hiç şüphesiz orada da bundan daha iyisini bulurum" (Kehf, 18:35-36).
#BU #ALDANIŞIN #SEBEBİ #NEDİR?
Bu aldanışın sebebi, yine İblis'in yanlış akıl yürütmelerinden biridir.
Şöyle ki, onlar dünyada sahip oldukları ilahî nimetlere bakıyor, ahiretle dünyayı bir-birine kıyas ederek, aynı nimetlere ahirette de sahip olacakları sonucuna varıyorlar.
Bazen dünyada başlarına gelecek olan ilahi azabın ertelendiğini görüyorlar, ahiret azabını buna kıyas ederek orada da başlarına kötü bir şeyin gelmeyeceği sonucuna varıyorlar.
Şu âyet onlardan söz eder: "
Üstelik kendi kendilerine alaylı bir şekilde, 'Madem Muhammed bir peygamberse, bu söylediklerimiz yüzünden Allah bize bir ceza verse ya!' diyorlar" (Mücadele, 58:8).
Bazen de müminlerin fakir ve yokluk içindeki hâllerine bakar ve onları küçük görüp "Allah aramızdan bula bula bunlarımı lütfuna layık gördü?" (En'âm, 6:53),
"Eğer Kur'ân iyi ve faydalı bir şey olsaydı, şu ayaktakımı kimseler ona inanmakta bizi geçemezlerdi," derler (Ahkâf, 46:11).
Burada kullandıkları akıl yürütmede şu öncüller yer alıyor: "Allah bize dünya nimetlerini lütfetti.
Her lütfeden, seven; her seven, lütfedendir." Oysa durum öncüllerde yer aldığı gibi değildir.
Bilakis Allah lütfeder ama sevmeyebilir, hatta bazen lütuf-istidrâc(08)
kabîlinden- kişinin helakine sebep de olabilir.
SAYFA 30
Bu da Allah'la aldanmanın ta kendisidir.
Bunun için Peygamberimiz [sav] der ki "Siz nasıl sevip kıyamadığınız hastanızı -perhiz gereği yemeden içmeden sakındırıyorsanız,
Allah da kulunu dünyadan öylece sakındırır."09
Nitekim basiretli kimseler, kendilerine dünyalık nimetler ulaştığında üzülür, dünyalık nimetler ellerinden çıktığındaysa sevinir ve "Salihlerin şiarı, merhaba!" derler.
Bu konuyla alakalı şu âyetler dikkat çekicidir:
"Ama insan, Rabbi onu varlıkla sınayıp da kendisine ikramda bulunduğu ve bol bol nimetler verdiği zaman, 'Rabbim beni şerefli kıldı, der" (Fecr, 89:15);
"Onlar, zannediyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz bunca servet ve evlatlarla, üzerlerine hep hayır yağdırmak için can atıp duruyoruz?
Hayır! Ama onlar yanıldıklarının farkında değiller!" (Mü'minûn, 23:55-56);
"Resûlüm!
Artık şu Kur'ân'ı, yalanlayanlarla baş başa bırak!
Yakında biz onları bilemeyecekleri, farkına varamayacakları yerden yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım gerçekten pek sağlamdır!" (Kalem, 68:44); "Kendilerine verilen öğüt ve yapılan uyarıları unutunca, bu defa üzerlerine bütün nimetlerin kapılarını açtık.
Nihayet kendilerine verilen nimetler yüzünden iyice şımardıkları sırada, onları ansızın yakalayıverdik de birdenbire bütün ümitlerini yitirdiler" (En'âm, 6:44).
Allah'a iman eden kimse bu aldanıştan emin olur.
Bu aldanışın kaynağı nedir? Bu aldanışın kaynağı, Allah'ı ve onun sıfatlarını bilmemektir.
Çünkü Allah'ı bilen kimse onun tuzağından kendini hiçbir zaman güvende hissetmez.
Allah'ı bilen kimseler Firavun'un, Hâmân'ın, Semûd kavminin akıbetini gözünün önüne getirir.
Allah bir yandan onlara da büyük servetler bahşetmiş, ama bir yandan da kendileri- ni tuzağından yana temkinli olmaya çağırmıştı.
Ayetlerde bu durum açıktır: "Allah'ın tuzağından ancak zarar ve ziyanda olanlar güven duyarlar" (A'râf, 7:99);
"Onlar tuzak kurdular.
Allah da onlara karşı tuzak kurdu.
Allah tuzak kuranların en iyisidir" (Al-i İmrân, 3:54);
"Sen kâfirlere biraz mühlet ver, bir süre onları kendi hâllerine bırak!" (Târık, 86:17).
#GÜNAHKÂR #MÜMİNLERİN #ALDANIŞIDA #ŞÖYLEDİR:
Allah mağfiret ve merhamet sahibidir, dolayısıyla bizi affeder, diye düşünür,
Allah'ın merhametine güvenip çaba ve gayreti ihmal ederler.
Aslında bu umut (recâ) hâline dâhildir.
Umut hâli dünyada iyi bir makamdır.
Şüphesiz Allah'ın rahmeti geniştir, nimeti kapsayıcıdır, lütfu engindir.
Bizler onun birliğine iman edenler olarak Allah'ın merhamet ve mağfiretini kuru kuruya değil, ancak iman, kerem ve ihsan vesilesiyle umarız.
Bu aldanış bazen anne babalarının iyi hållerine tutunmaktan kaynaklanan bir umut olabilir.
Oysa bu tam bir aldanıştır.
Zira anne babaları, iyi hâlleri ve takvalarına rağmen, ahirette neyle karşılaşacaklarından yana korku içindeydiler.
Şeytan onları ayarttığında akıl yürütmeleri şöyle işliyor:
Bir insanı seven onun evlatlarını da sever.
Allah sizin ana babalarınızı sevdi, o sizi de seviyor, çabalamaya ihtiyacınız yok.
İşte buna bel bağlayıp Allah'la aldandılar.
Halbuki Hz. Nuh oğlunu gemiye almak istedi, ama oğlu kabul etmedi ve Allah inkârcı toplulukla birlikte onuda suda boğdu.
Hz. Peygamberimiz (sav) Allah'tan annesinin kabrini ziyaret edip ona dua etmek (istiğfar) için izni istedi.
Allah ona ziyaret için izin verdiği hâlde dua etmesi için izin vermedi.
Bunlar Allah'ın şu buyruğunu unutuyorlar:
"Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez ve onunla yargılanmaz. İnsan için ancak kendi çalıştığının karşılığı vardır" (Necm, 53:38-39).
Babasının takvasıyla kurtulacağını sananlar, babasının yediğiyle doyduğunu, babasının içtiğiyle suya kandığını iddia edenlerden farksızdır.
Takva farz-ı ayndır ve şefaat dışında, kişinin sorumluluğunu babası bile üzerine alamaz.
SAYFA 32
"O gün insan kaçar; kardeşinden, annesinden, babasından, karısından ve oğullarından!
O gün onlardan her birinin başından aşkın bir işi, kendine yetecek bir derdi ve belası vardır" (Abese, 80:34-37).
Bu kimseler Hz.Peygamber'in [sav] şu sözünü unutmuşlardır:
"Akıllı kimse
kendini sorgulayan ve ölüm sonrası için çabalayandır. Ahmak kimse nefsani arzularının peşine takılan, sonra da kuruntularını Allah'tan bekleyendir."10
Bu kimseler şu âyetleri de unutmuş gözüküyorlar: "Şüphesiz iman edenler, Allah yolunda cihad edip savaşanlar var ya, işte Allah'ın rahmetini umacaklar onlardır.
Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir"
(Bakara, 2:218);
"Onlar cennetin yâran ve yoldaşlarıdır; yaptıklarının bir mükâfatı olarak orada ebedi kalıcıdırlar" (Ahkâf, 46:14)."11
Umut, öncesinde bir çaba varsa umuttur, yoksa
düpedüz kendini kandırmaktır.
#KÖTÜLÜKLERİ #İYİLİKLERİNDEN #ÇOK #OLMASINA #RAĞMEN #İYİLİKLERİNE #ALDANANLAR
Belli iyilikleri olmasına rağmen kötülükleri daha fazla olanlar da bir önceki gruptan farksızdır.
Bunlar da ellerindeki az iyiliğine güvenerek Allah'ın kendilerini bağışlayacağını umar, İyiliklerinin kötülüklerinden ağır geleceğini zannederler. Bundan daha büyük cehalet olmaz.
Birini düşünün; kendine has bir miktar helal ve haram karışık sermayesiyle ticaret yapıyor ve zaman zaman büyük işlere girmek üzere insanlardan kendininkinden kat kat büyük sermaye topluyor.
İşin sonunda kâr paylaşımı için terazinin bir kefesine kendine has on dirhem, diğer kefesine diğerlerine ait bin dirhem koyuyor ve kendi kefesinin ağır basıp kârın büyük kısmını almayı bekliyor!
Bundan büyük cehalet olur mu?
SAYFA 33
#İYİLİKLERİNİN #KÖTÜLÜKLERİNDEN #ÇOK #OLDUĞUNU #SANIP #ALDANANLAR
İyiliklerini kötülüklerinden çok sanıp aldananlar da var. Bun- lar bir iyilik yaptığında onu iyice beller, hesabını tutar. Mesela diliyle gece gündüz yüz kere veya bin kere istiğfar çekip sonra Müslümanların gıybetini yapan, gün boyu Allah'ın razı ol- mayacağı şeyler konuşup duranları düşünün. Bunlar zikir ve tespihin fazilet ve sevabını düşünüp dururken gıybet ve dedi- kodu yapan, sıkıştığında yalan söyleyerek insanlara iki yüzlü davrananların cezasını unuturlar.
Tam bir aldanış hâli.
Oysa dilini günahtan korumak tespih ve zikirden daha değerlidir.
1 Gazzali, metnin orijinalinde "şeytan" yerine, onun Kur'ân'da (Lokman, 31:33) geçen "ğarür" (çok aldatan) lakabını kullanarak kitabın adına ve ana konusuna mal olan "ğurur" sözcüğüne tarizde bulunmaktadır.
Türkçede "övünç" anlamında kullanılan "gurur" sözcüğünün de aslı olan bu kelime, "insanın herhangi bir konuda kayba uğramasına yol açan aldanma, ayartılma hâli" anlamına gelir.
2 İlgili âyetlerde anlatıldığı hâliyle İblis, Adem'in topraktan, kendisininse ateşten yaratıldığını; ateşin topraktan daha iyi/değerli olduğunu, dolayısıyla kendisinin Adem'den daha iyi olduğunu gerekçe göstererek Adem'e secde emrine karşı çıktı.
İblis, yaratılışında kullanılan maddi unsurun (ateş) değeri üzerinden kendisinin değerli olduğu sonucuna varmakla yanlış akıl yürütmüştür.
İyi ve değerli olmak, yaratılıştan sahip olduğumuz bilinç ve istek dışı niteliklerimize değil, hayat içinde bilinç ve isteklerimizle kazandığımız erdemlere bağlıdır.
3 Gazzali Ihya'da bu argümanı tüccar ve hasta örnekleriyle teyit eden açıkla malar sunar. Tüccar, elindeki üç liralık nakit sermayesiyle kazanacağı veresiye beş lira için yatırım yapar.
Kazanacağı beş lira veresiye olsa da elindeki nakit üç liradan daha değerli olduğunu düşünmese bu yatırımı yapmaz.
Ayrıca tüccarlar, ileride elde edecekleri kazançları uğruna deniz yolcukları yapar, canlarını tehlikeye atarlar. Peşin olan veresiye olandan daha değerli olsaydı ileride kazanmaları muhtemel karlar uğruna hem peşin sermayelerini hem canlarını tehlikeye atmaz, onca zahmet ve meşakkate katlanmazlardı.
Bunun gibi doktor da hastasına tedavi amaçlı belli yiyecekleri yasaklar.
Hasta ilgili yiyeceklerin peşin lezzetinden, ileride kavuşacağı (veresiye) sağlığı uğruna feragat eder.
Peşin olanı veresiye olandan daha değerli bulsaydı perhize uymazdı. Bkz. Gazzali, İhyâu Ulûmi'd-Din, c. 3, s. 380.
4 Dolayısıyla ahiretin sonsuz nimetleri her ne kadar peşin olmasalarda- dünyanın peşin olan sınırlı nimetlerinden -mukayese edilemeyecek kadar- daha değerlidir.
5 Gazzali, İhya da peşin olanın veresiye olandan daha değerli olduğu önermesini de çeşitli örneklerle eleştirir.
Söz gelimi tüccarların ellerindeki sermayesi peşin olduğu kadar, kesindir de.
Ama bu sermayeyi yatırıma dönüştürüp elde edeceği kazanç veresiye olduğu kadar şüphelidir de.
Buna rağmen tüccarın, kesin olan sermayesini kesin olmayan kazanç uğruna yatırıma dönüştürüp riske atması kesin olanın şüpheli olandan değerli olduğu önermesinin yanıltıcı olduğunu göstermektedir, bkz. Gazzali, lhyâu Ulûmi'd-Din, c. 3, s. 381.
6 Gazzalinin konuyu önce iman sonra kanıtlama ekseninde tasarlamasına bakılırsa kanıtlama kısmı imandan bağımsız görünmektedir.
Zaten konu- nun ana başlığı da kafirlerin aldanışı olduğundan burada muhatap inançsız kimselerdir. Bu durumda onları ahiret hayatı karşısında dünya hayatının aldatıcılığına ikna edecek inançtan bağımsız argümanlar kullanmak gerek- mektedir.
Gazzâlî'nin her iki öncülü de inanca referansla çürütme çabası bu açıdan dikkat çekmektedir.
7 Gazzalinin taklidi kesin bilgi (yakin) kategorisinde değerlendirmesi kelâmcıların genel tutumuyla uyumludur. Ancak peygamberlerin taklit konusu edilmesi, diğer kelâmcıların hassasiyetleriyle örtüşmemektedir.
Diğerlerine göre araştırma ve inceleme yapmadan peygambere iman eden kimsenin håli taklit değil, "ittiba" (tabi olmak) terimiyle anılmaktadır.
Bu tutum, özce arada bir fark olmamasına rağmen, taklit teriminin menfi çağrışımına karşı gösterilen bir hassasiyet gibi görünmektedir.
Burada şuna da dikkat çekmek gerekir. Gazzāli birkaç cümle sonra taklidin geçerli bir bilgi olmadığının altını çizdiğine göre, avamın peygambere taklit yoluyla iman etmesinin bir bilgi değeri bulunmamaktadır.
Bu bazı kelâmcıların benimsediği, mukallidin (taklit yoluyla iman eden) imanının geçersiz olduğu görüşünü teyit etmektedir.
8 "İstidrac", Allah'ın, âyetlerini yalanlayanları derece derece, sezdirmeden azaba doğru çekmesi, her yeni hata ve günahta yeni nimet ve imkânlar vererek azdırması, yavaş yavaş helake götürmesi anlamına gelen bir terimdir; bkz. İslam Ansiklopedisi, "İstidråc" maddesi.
9 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 23095
10 Tirmizi, 2456.
11 Gazzāli, âyette belirtildiği gibi cennetin yapılan iyi işlere mükafat olduğuna dikkat çekerek çaba ve gayretsiz cennete gidilemeyeceğine işaret ediyor
KENDİNİ ALDATAN İNSAN
EL-KEŞF VE'T-TEBYÎN Fİ GURÛRİ'L-HALKİ ECMAÎN
BİRİNCİ BÖLÜM
KAFİRLERİN ALDANIŞI
Aldatan erkeğe ne denir???!!!??!
Sitemize "Erkeğini Aldatmaya İten Kadınlar" konusu eklenmiştir. Detaylar için ziyaret ediniz. https://www.bilgiyo.com/erkegini-aldatmaya-iten-kadinlar/