semptomlar asıl isteği bulanıklaştıran karşılık verme biçimleridir.
adam phillips - on balance
seen from United States

seen from Japan
seen from Iceland

seen from Australia
seen from China

seen from Japan
seen from Türkiye
seen from United States
seen from Yemen
seen from China
seen from Iceland
seen from United States

seen from United States
seen from Australia
seen from Iceland
seen from Iceland

seen from Australia
seen from United States
seen from United States
seen from China
semptomlar asıl isteği bulanıklaştıran karşılık verme biçimleridir.
adam phillips - on balance
en yalın böyle anlatılabilirdi ama alan kitabı sayılır. hakkını vererek okuyabilmek için felsefe daha doğrusu, klasik mantık özellikle modern mantık görmüş olmak gerekiyor.
‘’analitik felsefe terimi, yirminci yüzyılın başından itibaren, özellikle anglosakson çoğrafyada, değişik adlar altında olup hepsi dil analizine dayanan felsefi araştırmaları belirtmek için yaygın olarak kullanılmıştır.’’
‘’analitik felsefe incelendiğinde, her şeyden önce dikkati çeken şey, amaçların, ilgi alanlarının ve yöntemlerin çeşitliliğidir. analitik felsefeyle yeni tanışanlar açısından görünüşte, b. russell’in belirli betimlemeler teorisiyle l. wittgenstein’ın dil oyunları teorisi arasında, r. carnap’ın mantıksal sentaksıyla 70′li yıllarda viyana çevresi’nin metafizik karşıtı tavrıyla zorunluluk ve kabillik [ contingence ], mümkün dünyalar, ruh beden ilişkisi konusundaki güncel tarrışmalar arasında, hele hele ockhamlı william’ın usturasını maharetle kullanan ‘‘büyük kadimler’‘in ontolojik ekonomi kaygısı ile, felsefenin nec plus ultra’sını oluşturuyor gibi görünen, fiili olmayan imkanların, muhayyel objelerin ve bireysel özlerin sebest kabulü arasında hiç bir ortaklık yoktur.’‘
‘’analitik felsefenin dili hangi anlamda ele aldığını da tespit etmek gerekir: realitenin kavranmasında bir aracı olarak. analitik felsefecilerin çoğunluğu lengüistlerle pek az ilişki içinde olmaları ve lengüistikten ödünç aldıkları şeylerin, bu disipline kattıklarının yanında pek az olması sahiden de dikkat çekicidir. dilin imtiuazlı konuma geçtiği tek bakış açısı, mantıksal bakış açısıdır.’’
‘’aslında dil, sen taktik, semantik ve pragmatik eksenlere ayrılan üç boyutlu bir konu olarak ele alınabilir.’’
‘‘standart klasik mantık, zevahirdeki gramatikal formda kalır ve yüklem formuna öncelik verir: özne-yüklem-kopula. bu, standart klasik mantığın bağıntı önermeleri de dahil tüm önermeleri indirgemek istediği formdur. standart modern mantık ise, analizi yalın gramatikal analizden daha ileriye götürme iddiasındadır ve mantıksal form ile gramatikal form arasında ayrım yapmayı amaçlar.’‘
..
Analitik felsefe ya da dilbilimsel felsefe 20. yüzyılda ortaya çıkan bir felsefe yaklaşımıdır. Bu yaklaşıma sahip olanların ortak özelliği felsefeye dil çözümlemeleri açısından yaklaşmaları ve kavramların mantıksal incelemelerine odaklanmalarıdır. https://www.dmy.info/analitik-felsefe-nedir/
Pascal Engel – Sisler Dağılırken (2025)
Bu kitap, analitik ve kıta felsefesi geleneklerine mensup düşünürlerin bir hafta süren yüz yüze tartışmalarını içeriyor. Tartışmanın temel amacı, her iki tarafın da kendi felsefelerine ilişkin önyargıları aşarak karşılıklı yanlış anlamaları gidermesi ve bilgi eksiklerini tamamlaması. Tartışmaların ortaya koyduğu en çarpıcı sonuçlardan biri, analitik felsefenin katı başlangıç noktalarından…
View On WordPress
DMY Felsefe yeni yazı
DMY Felsefe, yeni felsefeler :) : https://www.dmy.info/bilimi-felsefeye-geri-dondurmeyi-birakin-wittgenstein-2-bolume-gecin/
Bilimi felsefeye geri döndürmeyi bırakın - Wittgenstein 2. bölüme geçin
Bir uçtan diğerine gidiyoruz. Materyalizme karşı idealizme, egoizme karşı özgeciliğe, hazcılığa karşı çileciliğe, nihilizme karşı ahlakçılığa… İkilik, öğrenme şeklimize ve dilin doğasından kaynaklanır. Belirli tanımlar yoluyla öğreniyoruz ve kelimeler “kesin şekilde” bilmeye uygun değildir. Kelimeler yüzünden dünyayı kesin olarak bilebileceğimizi düşünürüz. Bu mümkün değildir. Doğayı gözlemleme ve ölçme yöntemi olan bilim, doğa ve nesneler için harika çalışır; ama belki de özne, kendisinin nesnesi olamadığı için insanlara çözüm bulamıyor. Göz kendini göremez, diş kendini ısıramaz. Bu sadece nesne sorunu değil, aynı zamanda perspektif, insan çerçevesinden bakış sorunudur. Bu yüzden beşeri bilimlere sahibiz ve dünya hala çoğu şey için bilimsel yöntemi kullanamıyor.
DMY Felsefe yeni yazı
DMY Felsefe, yeni felsefeler :) : https://www.dmy.info/analitik-felsefe-ve-kita-felsefesi-farki/
Analitik felsefe ve kıta felsefesi farkı
Analitik- kıta ayrımı felsefenin kapsamına ve yöntemine dair farklı vurgular içeren ve tanımı net olarak belli olmayan bir meta-felsefe sınıflandırmasıdır. Ayrım analitik felsefenin ortaya çıkışı ve kalan diğer akımların ve yöntemlerin “kategori dışı” anlamında “kıta felsefesi” olarak dışlanmasına dayanır. Her akım gibi analitik felsefe akımı da bir kavramı, hayatın bir ucunu, gerekli veya gözden kaçırılmış bir noktasını vurgulamak için ortaya çıkmıştır. Temel dayanağı teorilerin dünyaya dayatılmasındansa dünyanın parça parça incelenerek bilgi edinmeye çalışılmasıdır. “Kıta” veya ötekiler diye reddettikleri akımlar ise genelde dünyaya dair bir teorileri, önkabulleri, varsayımları olan “eski” felsefelerdir. Sentez yerine analiz, yani dünyaya teorini dayatmak yerine onu parça
‘’analitik felsefe terimi, yirminci yüzyılın başından itibaren, özellikle anglosakson çoğrafyada, değişik adlar altında olup hepsi dil analizine dayanan felsefi araştırmaları belirtmek için yaygın olarak kullanılmıştır.’’
‘’analitik felsefe incelendiğinde, her şeyden önce dikkati çeken şey, amaçların, ilgi alanlarının ve yöntemlerin çeşitliliğidir. analitik felsefeyle yeni tanışanlar açısından görünüşte, b. russell’in belirli betimlemeler teorisiyle l. wittgenstein’ın dil oyunları teorisi arasında, r. carnap’ın mantıksal sentaksıyla 70′li yıllarda viyana çevresi’nin metafizik karşıtı tavrıyla zorunluluk ve kabillik [ contingence ], mümkün dünyalar, ruh beden ilişkisi konusundaki güncel tarrışmalar arasında, hele hele ockhamlı william’ın usturasını maharetle kullanan ‘‘büyük kadimler’‘in ontolojik ekonomi kaygısı ile, felsefenin nec plus ultra’sını oluşturuyor gibi görünen, fiili olmayan imkanların, muhayyel objelerin ve bireysel özlerin sebest kabulü arasında hiç bir ortaklık yoktur.’‘
‘‘analitik felsefe çok belirgin bir yeni-kant’çı karakter taşır; kant’tı kritik teşebüsünde duyarlılığın ve müdrikenin formlarının rolünü, bu kez (kendisiyle hangi surette karşılaşılırsa karşılaşsın yahut hangi vechesine öncelik verilirse verilsin) dil oynar.’‘
‘’analitik felsefenin dili hangi anlamda ele aldığını da tespit etmek gerekir: realitenin kavranmasında bir aracı olarak. analitik felsefecilerin çoğunluğu lengüistlerle pek az ilişki içinde olmaları ve lengüistikten ödünç aldıkları şeylerin, bu disipline kattıklarının yanında pek az olması sahiden de dikkat çekicidir. dilin imtiuazlı konuma geçtiği tek bakış açısı, mantıksal bakış açısıdır.’’
‘’aslında dil, sen taktik, semantik ve pragmatik eksenlere ayrılan üç boyutlu bir konu olarak ele alınabilir.’’
‘‘standart klasik mantık, zevahirdeki gramatikal formda kalır ve yüklem formuna öncelik verir: özne-yüklem-kopula. bu, standart klasik mantığın bağıntı önermeleri de dahil tüm önermeleri indirgemek istediği formdur. standart modern mantık ise, analizi yalın gramatikal analizden daha ileriye götürme iddiasındadır ve mantıksal form ile gramatikal form arasında ayrım yapmayı amaçlar.’‘
DMY Felsefe yeni yazı gönderildi.
Yeni yazı paylaşıldı: https://www.dmy.info/wittgensteinin-felsefesi/
Wittgenstein'ın Felsefesi
Ludwig Wittgenstein’ın hayatını özetlemiş ve analitik felsefe geleneğindeki önemini belirtmiştik. Onun mühendislik öğrenimi sırasında karşılaştığı matematik problemleri onu matematik felsefesine ve Russel’a; onlar da Wittgenstein’ı felsefenin temel sorunlarına ve dile yönlendirmiştir. Cambridge’de felsefe yaparken felsefenin işlevini mantıkla özdeşleştiren ve metafiziği reddeden mantıkçı pozitivist bir felsefe yürütmüştür. Mantık disiplini 2300 yıldır kurucusu Aristo’nun prensipleriyle çalışırken 19. yüzyılın sonundan itibaren yüz yılda Frege’nin matematik-mantık-dil birlikteliğini anlatması, Russel’ın sembolik mantığı sistemleştirmesi ve Wittgenstein’ın dilin sınırlarını belirlemeye çalışması ile uzun süren uykusundan uyandırılmıştır. Frege ve Russel daha çok ve fonksiyonel çalışmalar yapmış olsa da felsefesini yaşayan ve radikal denemelerden kaçınmayan bu filozofun felsefe yapmak