GÖZLER EVRİLDİ Mİ?
Gözlerin evrimi problemi evrim teorisinin (her ne kadar evrimciler halledildiğini iddia etseler de) en sancılı konularından biridir. Nedeni ise gözlerin son derece kompleks organlar olduğu gibi görme olayının kompleks organların bütünselliğinde gerçekleşmesidir. Gerçekten de görme olayının gerçekleşmesi ve devamlılığı için göz denen organın, organların eksiksiz ortaya çıkması yetmez. Bunun yanında beynin; sinir, dolaşım, sindirim, solunum boşaltım vb. gibi yaşamsal sistemlerin bir bütün olarak eksiksiz oluşması gerekir. Örneğin bunlardan biri olan beyin olmaz ise görme algısı oluşmaz. Evrim teorisi taraftarları bu çetin sorunu diğer sorunlar gibi KENDİLERİNE ÖZEL MANTIKLA çözümlemeye çalışırlar. Bir evrim teorisi taraftarı için EVRİM TEK GERÇEKTİR. Tüm olgular buna uygun oluşmak zorundadır. Bu nedenle olguların geçmişteki sebepleri, nedenleri, niçinleri evrime uygun olarak araştırılır, yorumlanır. Diğer ifade ile sonuca (evrime) uygun kanıtlar aranır. Gerektiğinde bilimin gösterdikleri eğilip bükülerek evrime uydurulur; şöyle oldu, böyle oldu edebiyatı diye tarif ettiğimiz hiçbir bilimsel kanıta dayanmayan hayali öykülerle beslenir, desteklenir. Bu tür davranışların BİLİMİN ÖNCE KANIT SONRA SONUÇ ilkesine ters olduğu açıktır. Gözün evimi konusu da yukarı da anlatmaya çalıştıklarımızın ibret verici bir örneğidir. Aşağıda eleştirilerimizle birlikte evrimcilerin gözüyle gözün evrimi konusunda bilgiler vereceğiz. = = =
Evrimcilerimiz şöyle yazıyor.
Alıntı
Gözün evrimi, taksonlarda geniş ölçekte rastlanan özel bir homolog organ örneği olarak anlamlı bir çalışma konusudur. Gözün görsel pigmentler gibi bazı bileşenleri ortak bir atadan geliyor gibidir. Yani bu pigmentler, hayvanlar farklı dallara ayrılmadan evvel evrimlerini tamamlamıştır.
(Kanıt? Geliyor, gidiyor,oluyor, gibi, sözler kanıt değildir.)
Alıntı: Bununla birlikte görüntü oluşturma yeteneğine sahip, karmaşık gözler, aynı proteinler ve genetik malzeme kullanılarak birbirinden bağımsız olarak 50 ila 100 kere evrimleşmiştir.
(Kanıt?Yine kanıtsız iddia. Gözlerin aynı malzemelerden var edilmesi evrime kanıt olur mu? Peki ama nasıl var edilecekti?)
Alıntı: Karmaşık gözler ilk kez birkaç milyon yıl önce Kambriyen patlaması olarak adlandırılan süratli türleşme döneminde evrilmiş görünmektedir.
Bu da evrimin kanıta dayanmayan iddialarından biridir.Kambriyen dönemi canlılarından olan trilobitlerin bileşik gözlerinin olması evrimi çıkmazlara sokar.
Kambriyen öncesinde gözlerin varlığına dair herhangi bir kanıt yoktur ancak Orta Kambriyen devrinde Burgess shale olarak bilinen fosil yatağında geniş bir çeşitlilik gözlendiği açıktı
= = =
Sayın evrimcilerimiz ayrıntılı bahsetmemiş ama biz kambriyen dönemi hakkında bilgiler verelim. Kambriyen dönem, Paleozoik zamanın ilk alt bölümü olarak Kambriyen kayaç sistemlerinin oluştuğu ve içinde en eski fosilleri taşıyan jeolojik zaman dilimidir. Günümüzden 545 milyon yıl önce başlayıp, yine günümüzden 495 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilir. Süresi elli milyon yıl kadardır. Kambriyen Dönem, gezegenin tüm tarihi boyunca, yaşamın çeşitliliği ve yaygınlığı yönünden en parlak zaman aralığıdır.
545 milyon yıllık (kambriyen döneminin başlangıcından kalma) bir trilobit fosili. Trilobitlerin mükemmel var edilmiş BİLEŞİK GÖZLERİ vardır. Kambriyen dönemi öncesinde gözlerin varlığıyla ilgili herhangi bir kanıt olmadığına göre trilobitlerin bileşik gözleri nasıl oluştu, nerede nasıl ve nasıl evrimleşmiş?
Kambriyen dönemi canlıları yapısal olarak öylesine geniş, derin ve büyük farklılıklar gösterir ki (örneğin deniz zambakları, süngerler,trilobitler, salyangozlar, deniz anaları,akrep vb. yüzlerce canlı türü) bu farklılıklar evrimsel mekanizmalarla doldurulup birbirleriyle evrimsel bağ kurulması imkansızdır. (Ayrıntılı bilgi için Kambriyen dönemi canlıları bölümlerine bakınız)
Aynı canlı türlerinin aynı yapılarda ve aynı dönemlerde DÜNYANIN ÇEŞİTLİ YERLERİNDE bulunmaları ise evrimin bir başka çıkmaz sokağı
= = =
Alıntı: Gözler, ait oldukları organizmaların ihtiyaçlarını karşılayan çok sayıda adaptasyon sergiler. Keskinlikleri, tespit edebildikleri dalga boyu aralığı, az ışık seviyelerindeki hassasiyetleri, hareketi yakalama,nesneleri seçebilme ve renkleri ayırt etme becerileri bakımından farklılıklar gösterebilir.
Göz evriminin önemli aşamaları.
Bir takım evrimci amcaların, teyzelerin hayal güçlerini kullanarak çizdikleri yukarıdaki resimler, şemalar gözlerin evrimine kanıt diye kullanılır.
Gözler bu kadar basit organlar mı.?
Oluverdi gidiverdi masalları bilime kanıt olmuyor.
= = = Yukarıdaki aşamalar!! herhangi bir bilimsel kanıta dayanmayan evrimci amcalarca teyzelerce ortaya konulmuş, hayal mahsulü şöyle oldu böyle oldu edebiyatı varsayımlara dayanır. Henüz beyni oluşmamış ilkel bir canlının algılayamadığı bir olguya ait faydalıları seçip biriktirmesi ve bu bilgileri genetik bilgilere dönüştürüp diğer nesillere aktarması imkansızdır. Bu tür karmaşık (kompleks) organların ancak bilgi-irade-güç-zaman ve madde beşlemesi sonucu oluşabileceği açıktır. = = = 1802 yılından bu yana, göz gibi karmaşık bir yapının doğal seçilim yoluyla evrimini izah etmenin zor olduğu söylenegelmektedir. Charles Darwin de, Türlerin Kökeni’nde, doğal seçilim yoluyla gözün evriminin ilk bakışta “son derece saçma” geldiğini yazar.
Ancak yine de bunu hayal etmenin güçlüğüne rağmen açıklamaya girişir, ki bu açıklama son derece makuldür: ...kusursuz ve karmaşık bir göz ile kusurlu ve basit bir göz arasında, her biri sahibine yarar sağlayan sayısız aşama bulunduğu; dahası gözün çok az bile olsa değiştiği ve bu değişimler sonraki kuşaklara miras kaldığı, ki zaten durum budur, ve organdaki herhangi bir değişim ya da modifikasyonun değişen yaşam koşulları altındaki bir hayvana fayda sağladığı gösterilirse, hayal gücümüz kabul etmekte ne kadar zorlanırsa zorlansın, kusursuz ve karmaşık bir gözün doğal seçilim tarafından biçimlendirilmiş olabileceğine inanmaktaki güçlük, geçerliliğini yitirir. = = = Sayın evrimcilerimizin son derece makul olarak niteledikleri gözün evrimiyle ilgili Darwin’in açıklamalarına pek çok yönden itirazlarımız vardır. Sahibine yarar sağlayan değişiklikler (bu değişimlerin nasıl oluştukları zaten şüphelidir. Çünkü yararlı mutasyon gözlenmemiştir.) diğer nesillere aktarılabiliyor mu? Diğer ifade ile bu değişiklikler BİLGİYE DÖNÜŞTÜRÜLEREK GENLERE İŞLENMİŞ MİDİR?
Kazanıldığı iddia edilen gelişimlerin diğer nesiller aktarılmasının başka yolu yoktur.
EVRİMİN DEĞİŞİKLİKLERİ BİLGİYE ÇEVİREN, MİLYONLARCA YIL SONRA OLUŞACAK OLUŞUMLARA UYGUN OLARAK ÖRGÜTLEYİP BİRİKTİREN mekanizmaları var mıdır? Yoksa önce BİLGİ MEYDANA GELİP BU BİLGİYE UYGUN ORGAN PARÇALARI MI OLUŞMUŞTUR? (Bu parçaların o an yaşayan canlıya yararı olmadığına, yük oluşturduğundan zarar verdiğine dikkat ediniz) Evrim teorisi taraftarlarının bu sorulara bir kaç şöyle oldu böyle oldu edebiyatı dışında verebilecek bilimsel bir yanıtları yoktu
= = =
Alıntı: Halen mevcut olan ara evrim basamaklarından örnekler vererek “başka herhangi bir düzenek içermeyen, yalnızca pigmentle kaplı bir optik sinir”den “az çok yüksek bir kusursuzluk düzeyine” doğru bir değişim olduğunu ileri sürer. Darwin’in düşüncesi bir süre sonra doğrulanır. Mevcut çalışmalar, gözün gelişimi ve evriminden sorumlu genetik mekanizmaların araştırılması üzerinedir. İlk göz fosilleri, bundan yaklaşık 540 milyon yıl önce, Kambriyen Devri’nin başlarında ortaya çıktı. Bu devirde, Kambriyen patlaması olarak adlandırılan gözle görünür hızlı bir evrimleşme süreci yaşandı. Bu çeşitlenmenin “nedenleri” için ileri sürülen pek çok hipotezden birisi de Andrew Parker’ın “Elektrik düğmesi” teorisidir. Bu teoriye göre gözün evrimi canlılar arasında bir silahlanma yarışını tetiklemiş, bu da hızlı bir evrimleşme sürecinin önünü açmıştır. Bundan önce organizmalar ışığa karşı duyarlılıktan yararlanmış olabilirler ancak görme duyusunu hızlı hareket ve yön bulma için kullandıklarına dair bir kanıt yoktur. = = = Andrew Parker’ın Elektrik Düğmesi Teorisi kambriyen döneminde görülen canlı çeşitliliğini ve ara format yoksunluğunu evrime uygun açıklamaya çalışan bir varsayımdır.
Nitekim aynı varsayım daha sonra sıçramalı evrim adıyla tekrar gündeme gelecektir.
Çeşitli süreçlerde evrimcilerce ortaya atılan klasik darwinizm, Neodarwinizm, sıçramalı evrim, elektrik düğmesi teorisi, anlık evrim, bazen gerileyen evrim vb. gibi genelde birbirleriyle çelişen varsayımların her biri GERÇEKLERİ EVRİME UYDURMA, OLMAZ İSE EVRİMİ GERÇEKLERE UYDURMA operasyonlarıdır. Görüleceği gibi evrim teorisinin kendine özel bir temeli bile yoktur. Tam bir anlam karmaşası içindedir. Kanıt olmadığı halde olgulara göre evrime uygun nedenler, niçinler arayıp bulmak evrimcilerin hayal ürünü tipik bir şöyle oldu, böyle oldu edebiyatıdır ki hiçbir bilimsel değer taşımaz. = = =
Alıntı: Kambriyen Devri’nin ilk dönemine dair fosil kayıtları son derece zayıf olduğu için gözün evrim hızını belirlemek zordur.
Doğal seçilime maruz kalan küçük mutasyonlardan başka bir şey gerektirmeyen basit (bir) modelleme ilkel bir optik duyu organından insandaki gibi karmaşık bir gözün, birkaç yüz bin yılda evrilebileceğini göstermektedir. = = = Sayın yazarımızın Darwin'in evrim uzun süreçler ister öngörüsünden çark ettiğini görüyoruz.Göz gibi son derece kompleks br organı kısa süreçlerde oluşturuvermiş. Göz evriminin kısa süreçlerde oluştuğu varsayımı bir GERÇEKLERİ EVRİME UYDURMA OPERASYONUDUR.
Nedeni ise kambriyen döneminin başlarından beri var olan kimi canlıların (örneğin trilobitlerin) gözlerinin (hem de bileşik göz) olmasıdır.
Ayrıca bu varsayım evrimin hızıyla tamamen çelişir.
Yüz bin yıl (SADECE) üç trilyon saniyedir. Basit bir göz ise çeşitli yapılarda milyarlarca HÜCRELERDEN MEYDANA GELEN SON DERECE KARMAŞIK (GERÇEKTE KOMPLEKS) BİR YAPIDIR. Bileşik gözler ise bunun binlerce katıdır. Bu kadar kısa süreçte böylesine kompleks bir organın meydana gelemeyeceği açıktır. = = =
Alıntı:
Gözün bir kerede mi, yoksa birbirinden bağımsız bir çok soyoluş dalında mı evrildiği tartışma konusudur.
Gözün gelişimine katılan genetik mekanizma göze sahip bütün organizmalarda ortaktır. Görme duyusu için organizmada hazır bulunması gereken tek şey görme pigmentindeki A vitaminine bağlı kromoforlardır ve bu molekül parçaları bakterilerde de bulunur.
Foto reseptör hücreler de, moleküler açıdan benzer kemo reseptörler ve muhtemelen Kambriyen patlamasından çok önceleri de var olan ışığa duyarlı hücrelerden birden fazla kere evrimleşmiş olabilir. = = = Yukarıdaki cümleler herhangi bir kanıta dayanmayan sadece TAHMİNİ olarak ortaya atılmış fakat daha sonra evrimcilerce inkar edilemeyen bilimsel bir gerçek olarak lanse edilmiş bir şöyle oldu, böyle oldu edebiyatıdır. Sayın yazarımızın sözünü ettiği kromofarlar cisimlere (burada canlılara) renk veren moleküllerdir ki milyonlarca çeşittir. Fotoreseptörler ise ışığa ve renge duyarlı hücreler grubu (retina) dır.
Yukarıda fotoreseptör hücrelerin yapı ve çalışma sistemi gösteriliyor. Görülen o ki fotoreseptör hücreler oldu denilince oluverecek kadar BASİT yapılar değilmiş. Sayın yazarımız şöyle oldu böyle oldu edebiyatı yerine bu ÖZEL hücrelerin evrim mekanizmalarıyla nasıl oluştuğunu kanıtlar göstererek anlatıverseydi bilim ve evrim adına daha hayırlı işler yapmış olurdu.
= = =
Alıntı: Işığa duyarlı bütün organlar, opsinler olarak adlandırılan bir protein grubunu kullanan foto reseptör sistemlerine dayalı olarak çalışır. Yedi opsin alt grubunun tümü, hayvanların son ortak atasında zaten bulunuyordu. Dahası, gözleri konumlandıran genetik malzeme bütün hayvanlarda ortaktır: Farelerden tutun insanlara ve meyve sineklerine varıncaya kadar bütün gözlü organizmalarda gözün gelişeceği yeri PAX6 geni kontrol eder. Bununla birlikte bu ana kontrol genleri, modern hayvanlarda kontrol ettikleri yapıların çoğundan çok daha eski olsalar gerektir ve muhtemelen başka bir amaç için seçilmiştir. = = = Bu iddialara karşılık sormak gerekir. Var olduğu iddia edilen HAYVANLARIN SON ORTAK ATASI hangi canlıdır? Kambriyen dönemi canlıları arasındaki evrimsel mekanizmalarla doldurulması ve açıklanması mümkün olmayan YAPISAL VE TÜRSEL YÖNDEN derin, geniş ve büyük farklılıklar olduğuna göre BU ORTAK ATA prekambriyen döneminde yaşamış olmalıdır. Görünüşe göre evrimcilerimiz yine OLMAYAN BİR DALA TUTUNMAYA ÇALIŞMIŞ. Gözleri konumlandıran genetik malzemenin bütün hayvanlarda ortak olması ise (bu malzemelerin evrimsel mekanizmalarla meydana geldiği kanıtlanamaz ise) tüm canlıların TEK KAYNAKTAN Var edildiğinin kanıtı olur. = = =
Alıntı: Duyu organları muhtemelen beyinden daha önce evrildi. Çünkü işleyecek bilgi olmadan bu bilgiyi işleyecek bir organa gerek yoktur. = = = Yukarıdaki cümle evrimcilerimizin ne kadar büyük çelişkilere düştüğünün bir başka kanıtıdır. Bilgi işlenemiyorsa o bilgiden yararlanılamıyor, faydalısı faydasızı ayrılamıyor demektir. Işıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan beyindeki görme merkezinin evrimsel mekanizmalarla nasıl oluştuğu konusunu merak ettik ve araştırma yaptık ama herhangi bir bilgiye rastlamadık.
= = =
Öglenada ışığa duyarlı beneği, stigma gözler. = = = Evrimcilerimiz öglena denen tek hücreli canlıda bulunan ışığa duyarlı hücreleri stigma gözler diye adlandırırlarsa da doğru değildir. Evrimcilerce göz olarak nitelenen bu molekül grubu canlının beslenmesi ve üremesiyle görevlidir ve yaşamsaldır. Bu hücrelerin göz ile olan tek benzerlikleri ışığa duyarlı olmalarıdır. Canlılarda sıkça gözlemlediğimiz AYNI YAPILARDA FAKAT FARKLI GÖREVLERDE olan hücre (molekül) gruplarından sadece biridir. = = =
Alıntı: Gözün en erken atası, tekhücreli organizmalarda bile bulunan göz beneği denilen ışığa duyarlı foto reseptör proteinlerdi. Göz benekleri yalnızca çevredeki parlaklığı hissedebilir: Işığı karanlıktan ayırt edebilirler ki bu foto periyodizm ve 24 saatlik tempoya bağlı günlük senkronizasyon için yeterlidir. Ancak şekilleri ayırt edemedikleri ve ışığın yönünü belirleyemedikleri için görme duyusu oluşturmakta yetersizdirler. Göz benekleri hemen hemen tüm büyük hayvan gruplarında bulunur ve öglena dahil, tekhücreli organizmalarda ortaktır. Öglenanın göz bebeğine stigma denir ve hücrenin ön tarafında bulunur. Bu, bir dizi ışığa duyarlı kristalin üzerini örten kırmızı pigment içeren küçük bir benektir. Hareketi sağlayan kamçıyla birlikte göz beneği, organizmanın ışığa göre konum alabilmesine olanak verir. Bu, genelde, fotosentezi kolaylaştırmak için ışığa yönelim şeklindedir. Göz beneği gece ve gündüzü ayırt eder, ki bu 24 saatlik yaşam ritmi oluşturmadaki temel işlevdir. Daha karmaşık organizmalarda görsel pigmentler beyindedir ve yumurtlamayı ayın çevrimleriyle senkronize etmekte rol oynadıkları sanılmaktadır. Organizmalar, üreme oranını en üst düzeye çekebilmek için, sperm ve yumurta salımını gece vakti ışık miktarındaki küçük değişimleri tespit ederek senkronize ediyor olabilir = = = Yaşam dünyasındaki canlıların tümü mükemmel yapılıdırlar. Diğer ifade ile tüm organları yerli yerinde; ne eksik, ne fazladır. Kullanılmayan fazlalıklar yük olduğundan o canlının zararınadır. Bu nedenle hiç bir canlı kullanmadığı (yararlanmadığı) fazlalıkarı bünyesinden tutmaz. Hemen kurtulmaya çalışır. Öglena denilen tek hücreli canlıdaki stigma gözlerde canlının ihtiyacına göredir ve yerlidir. Yapı olarak ne fazla, ne de eksiktir. Evrimci taktiklerinden birisi de organizmaların gerçekte son derece karmaşık olan yapılarını, işlevlerini basite indirgemek; mümkün olmaz ise fazla kurcalamadan evrime kanıtlarmış gibi göstermeye çalışmaktır. Yukarıya aldığımız öglena ve stigma gözleri buna örnektir. Sayın evrimcilerimizin fotoreseptörler olarak geçiştiriverdikleri yapılar gerçekte fotoperiyodizm gibi yaşamsal olguları meydana getirip düzenleyen son derece önemli kompleks oluşumlardır. Biyokimyada reseptör veya almaç, birbiriyle kısmen örtüşen iki anlama karşılık gelir. Birinci anlamıyla reseptör, sinyal transdüksiyonunda yer alan bir proteindir, hücre dışındaki bir sinyali hücre içine taşır. Sinyalin bir biçimden başka bir biçime dönüşmesini sağlayan protein hücre dışında olabileceği gibi hücre içinde de olabilir. Reseptöre bağlanan moleküle ligand denir. Bağlanma olunca reseptör biçimini değiştirir ve hücresel bir tepki meydana gelir. Ligand etkisiyle reseptörde meydan gelen değişiklikler sonucu fizyolojik tepkiler meydana gelir, bunlar liganda atfedilen biyolojik aktiviteyi oluşturur. Bu aktiviteler yaşamsal olduğundan öglenanın ortaya çıktığı (var edildiği) ilk anlardan itibaren (yaklaşık iki milyar yıl öncesinden) eksiksiz var olmalıdır. Bu yaşamsal mekanizmalar nasıl meydana geldi? Evrimcilerimiz şunla bunla uğraşacaklarına prokaryotlardan ökaryotlara, tek hücreli canlılardan çok hücreli canlılara, eşeysiz üremeden eşeyli üremeye nasıl geçildi vb. gibi yanıtlanamayan, yanıtlanamadığı için evrimin temellerini sallayan, yıkımına neden olacak olan onlarca soruya şöyle oldu böyle oldu edebiyatı yerine kanıtlara dayanan bilimsel yanıtlar arasalardı çok daha akıllıca işler yapmış olurlardı.
= = =
Alıntı: Görme duyusu, bütün gözlerde ortak olan temel bir biyokimyasal sürece dayanır. Bununla birlikte bir organizmanın çevresel özelliklerini yorumlamak için bu biyokimyasal mekanizmanın kullanılış biçimleri büyük farklılıklar gösterir: Gözler son derece farklı yapılarda ve farklı biçimlerdedir. Hepsi de mekanizmanın temelini oluşturan protein ve moleküllere kıyasla oldukça geç evrimleşmiştir. = = = Görme duyusu bütün gözlerde ortak olan temel BİR BİYOKİMYASAL SÜRECE mi dayanıyor? Yoksa SON DERECE ayrıntılı etki, tepki ve organizasyonlara mı? Yukarıdaki cümleler (evrimcilerde çok sık rastladığımız) son derece kompleks ve ayrıntılı olan görme olayını (pek çok yaşamsal olaylar gibi) BİR BASİTE İNDİRGEME OPERASYONUDUR.
Bu operasyonların nedeni ise bu tür olgu ve olayları evrim mekanizmalarına uygun açıklayabilmek için başka yol ve yordamın olmamasıdır. Evrim varoluşta açıkça gözlemlenen bilgiyi ve bu bilginin sonucu olan kompleks olguları ret ve inkar etmek zorundadır.
= = =
Planaryalar, az da olsa ışığın yönünü ayırt edebilen, çanak şeklinde göz beneklerine sahiptir.
Salyangozlar yaşam dünyasının en eski canlılarından biridir. Bu nedenle gözleri evrimcilerce İLKEL GÖZ kabul edilir. Bu tür gözlerin planarya ve salyangoz denilen bu canlılara en uygun gözler olduğu açıktır.
Yusufçuğun bileşik gözleri. Bilindiği gibi yusufçuk dünya yüzünde görülen ilk çok hücreli canlılardandır. Bu nedenle evrimcilerce ilkel kabul edilir. Fakat bu böceğin nice yüz milyon yıllardan beri varlığını koruyup neslini sürdürmesi ve herhangi bir değişime uğramaması hiç de ilkel olmadığının ve evrimin geçersizliğinin açık bir kanıtıdır. Bu gözler evrimcilerce ilkel göz olarak kabul edilip evrime kanıt olarak gösterilirse de doğru değildir. İlkelden gelişmişe doğru bilimsel kanıtlardan çok hayali resimlerle desteklenmeye çalışılan gözün evrimi konusunu daha önce değinmiştik. Sayın evrimcilerimiz bilimin ortaya koyduğu gerçekte yaratılış harikalarını olan bulguları büyük bir ustalıkla (ve de açıkgözlülükle) evrime uygun yorumlarlar ve evrime kanıt olarak gösterirler. Evrimcilerce gözün evrimi konusunda ortaya konulan aşağıdaki bilgiler bu konuda ilginç ve ibret verici örneklerdir. Onlar göre her şey evrime uygun olarak OLU OLUVERMİŞTİR. Aynen alıyoruz. = =
Alıntı: Bu karmaşık optik sistemler, çokhücreli göz lekeleri olarak yolculuklarına başlamış, daha sonra adım adım çanak şekli alacak biçimde içe göçmüştür. Bu sayede öncelikle parlaklığın yönünü belirleyebilme becerisini kazanmışlardır. Sonraları çukur derinleştikçe bu beceri gittikçe daha da sofistike hâle gelmiştir. Düz göz lekeleri ışığın yönünü belirlemede yetersizdi, zira bir ışık ışını, hangi yönden gelirse gelsin, aynı ışığa duyarlı hücre grubunu aktive edecektir. Öte yandan çukurlu gözlerin çanağa benzeyen biçimi, geliş açısına göre ışığın, üzerine düştüğü hücrelerin farklı olması sayesinde sınırlı da olsa yön tayini yapmaya izin verecekti. Kambriyen devrinde ortaya çıkan çukurlu gözler, o dönemki salyangozlarda görülmekteydi. Hâlâ varlıklarını sürdüren bazı salyangozlarda ve planaryalar gibi omurgasızlarda da mevcuttur. Planarya, çanak biçimindeki, bol pigmentli retina hücreleri yüzünden, ışın yönünü ve şiddetini çok az belirleyebilir. Bu hücreler, ışığın girmesi için sadece bir açıklık bırakacak şekilde ışığa duyarlı hücrelerin önünü kapatır. Bununa birlikte, bu proto-göz, daha çok ışığın yönünden ziyade varlığını ya da yokluğunu tespit etmede yararlıdır. Göz çukuru derinleşip fotoreseptör hücrelerin sayısı arttıkça bu durum daha kusursuz görsel bilgi elde etmeye doğru adım adım değişir. = = =
Sayın evrimcilerimiz muhtemelen bir evrimci amcanın ya da teyzenin hayal gücüne dayanarak çizdiği yukarıdaki çizimi “geliş açısına bağlı olarak ışık ışını göz çukurunda farklı hücreleri aktive eder” alt yazısıyla bir kanıt gibi gösterir. = = =
Alıntı: Bir foton, kromofor tarafından emildiğinde, kimyasal bir reaksiyon, fotonun enerjisinin elektrik enerjisine çevrilmesine ve yüksek hayvanlarda sinir sistemine aktarılmasını sağlar. Bu fotoreseptör hücreler, retinanın bir kısmını oluşturur. Bu kısım, görsel bilgiyi, bunun yanı sıra vücut saati için gerekli gün uzunluğu ve ışık bilgisini beyne ileten ince bir hücre tabakasıdır. Bununla birlikte Cladonema gibi bazı denizanalarının oldukça ayrıntılı gözleri vardır, ancak beyinleri yoktur. Bu canlılarda gözler, bilgiyi, herhangi bir ara işleme tabii tutmadan doğrudan kaslara gönderir. Kambriyen patlaması boyunca, gözün evrimi süratle ivme kazanmış ve görüntü işleme ve ışığın yönünü tespit etmede radikal gelişimler göstermiştir. = = =
Nautilus yaşam dünyasında varlığını sürdürmeyi başarmış bu nedenle yaşayan fosillerden biri olarak gösterilen bir canlı türüdür.
Evrimcilerimiz bu ilginç ve mükemmel canlıya ait resmin altına “ilkel notilus (doğrusu Nautilus) göz fonksiyonları, iğne deliği kameranınkine benzer” yazısını koyabilmişlerdir. Bakınız bu konuda daha neler yazıyorlar. = = =
Alıntı: İğne deliği kamera tipindeki göz, önce bir çanağa, ardından bir odacığa doğru derinleşen bir oyuk şeklinde gelişmiştir. Giriş açıklığının daralmamasıyla birlikte organizma, temiz bir yön ve şekil algılamasına imkân veren gerçek bir görüntüleme becerisi edinmiştir. Korneadan ve mercekten yoksun olan bu tip gözler notiluslarda bulunur. Çözünürlükleri zayıftır, görüntü pusludur. Ama yine de göz beneklerine göre çok daha gelişkindirler. Şeffaf hücrelerin oluşturduğu şişkinlik organizmayı bulaşımdan ve parazit istilasından korur. Artık ayrı bir bölüm olan odacığın içinde kalanlar, yavaş yavaş, renk filtreleme, daha yüksek kırılma indisi, morötesi ışınımı bloke etmek veya su içinde ve dışında iş görebilme gibi optimizasyonlar için şeffaf bir salgı şekline özelleşebildi. Bazı sınıflarda, bu tabakanın organizmanın kabuk ya da deri değiştirme alışkanlıklarıyla ilgili olabileceği düşünülmektedir. Gözlerin, elektromanyetik tayftaki kısa dalgaboylarını algılayacak şekilde özelleşmelerinin sebebi, ışığa duyarlılık geliştiren ilk türlerin sucul olması ve görünür ışığın su içinde ilerleyebilen en belirgin dalga boyu olması gibi görünmektedir. Suyun ışığı filtreleme özelliği bitkilerin ışığa duyarlılığını da etkilemiştir. Mercek oluşumu ve farklılaşma Canlılar dünyasında birbirinden bağımsız olarak evrilmiş bir dizi mercek tipi mevcuttur. Basit çukurlu gözlerde mercekler, muhtemelen retinaya düşen ışık miktarını arttırmak için gelişti. Mercekli basit gözlere sahip bir erken dönem lobopodunun odak uzaklığı görüntüyü retinanın arkasına odaklıyordu, bu nedenle görüntünün hiçbir kısmı odaklanamadığı için mevcut ışık yoğunluğu organizmaya yaşamak için daha derin (ve daha karanlık) suları seçme olanağı sağlamıştır. = = = Lobopodia (lobopod) erken kambriyen dönemin de yaşamış bir eklem bacaklıdır. Baş ve tüm vücudu zırh plakalarla kaplıydı. Sayın evrimcilerimiz evrim teorisini temellerinden sarsıp yıkacak kadar önemli olan kambriyen dönemi canlı tür çeşitliliği, türler arasındaki evrimsel mekanizmalarla asla açıklanamayan büyük derin ve geniş farklılıkları evrime uygun açıklamaya çalışacakları yerde bu mükemmel yapılı canlının gözleriyle ilgilenmeyi daha uygun bulmuşlardır. Her canının kendine göre eksiksiz ve fazlalıksız (mükemmel) var edildiğini bir kez daha hatırlatalım. = = =
Alıntı: Kamera tipi gözlerin evrimi muhtemelen başka bir yörüngede cereyan etti. İğne deliği gözün üzerindeki şeffaf hücreler, aralarında bir sıvı bulunan iki katmana ayrıldı. Bu sıvı aslında, toplam kalınlığın artmasını ve böylece mekanik koruma da sağlayan; oksijen, besin maddeleri, atıklar ve bağışıklık fonksiyonları için kullanılan bir dolaşım sıvısı olarak iş görüyordu. Ayrıca katı ve sıvı maddeler arasındaki çoklu arayüzleri, daha geniş görüş açıları ve daha büyük çözünürlük sağlayarak optik gücü arttırmaktadır. Tabakaların ayrılması, deri değiştirmeyle alakalı olarak da ortaya çıkmış ve hücreler arası sıvı da ortaya çıkan bu boşluğu doldurmuş olabilir. = = =
Evrimci amca ve teyzelerin çizdikleri bir başka çizim. Evrimcilerimiz bu basit çizimi de gözün evrimine kanıt olarak göstermiş
= = =
Alıntı: Uzaktaki ve yakındaki bir nesneden gelen ışığın merceğin eğriliğini değiştirmek suretiyle odaklanması. Omurgalılarda mercekler, yüksek yoğunlukta kristalin proteini içeren epitel hücrelerinden oluşur. Gelişimin embriyo basamağında mercek canlı bir dokudur. Ancak hücre mekanizması, şeffaf olmamasından ötürü, organizmanın görme becerisi kazanabilmesi için dışarı atılmalıdır. Mekanizmanın dışarı atılması demek, merceğin, organizmanın ömrü boyunca kullanılabilecek kadar kristalinle paketlenmiş ölü hücrelerden oluşması demektir. Merceği kullanılabilir kılan kırılma indisi gradienti, merceğin değişik parçalarının mevcut kristalin konsantrasyonundaki radyal değişim sayesindedir. Buradaki püf noktası kristalinin varlığı değil, merceği kullanılabilir yapan nispi dağılımıdır. Bir akıllı tasarım taraftarı olan David Berlinski, bu hesaplamaların dayandığı temeli sorgulamış ancak Berlinski'nin bu eleştirileri, hesaplamaların olduğu orijinal çalışmanın yazarı tarafından çürütülmüştü = = = Görüleceği gibi sayın evrimcilerimiz gerçekte yaratılışın kanıtları olan bilimsel bulguları tek gerçek kabul ettikleri evrimle doğrudan ilişkilendirip kanıt olarak kullanmaya çabalamaktadırlar. Fakat bu bulguların evrimsel bağları bilimsel yöntemlerle gösterilmedikçe bu çabalar boşunadır. Bu açık bir bilim suiistimalidir. Evrimcilerimiz doğruluğuna gönülden inandıkları teorilerine hiç bir katkı sağlamayan bu tür hayali şöyle oldu böyle oldu edebiyatı, suiistimaller, aldatmacalar yerine; temel sorunlarından sadece biri olan faydalı değişimlerin (gerçekte böyle değişimler yoktur) nasıl genetik bilgilere dönüştüğü, gen havuzu bilgilerine nasıl eklenip zenginleştirdiği gibi binlerce sorulara bilimsel cevaplar arasalardı çok daha akıllıca davranmış olurlardı.












