Normalde 4 günde bir yer değiştiriyordum fakat phi phi de 6. günün sabahına uyandım. Phil dün ayrılmıştı. Erken uyanmıştım ve Emily ve ekibinin gitmek üzere hazırlandığını gördüm. Artık ilk gün tanıştığım ve beraber vakit geçirdiğim grubun son parçası da gidiyordu. O sabah onlarla vedalaştıktan sonra kahvaltı esnasında artık benimde ayrılma zamanımın geldiğini düşündüm. Saat sabah 8 civarları bugün için ne yapsam dediğim esnada kaldığım yerin hemen bitişiğinde sürekli gördüğüm portekizliye selam verdim. Bugün için planım olup olmadığını sordu. Sabah sabah ne diyor falan diye düşünürken adanın çevresinde ki yerleri kapsayan bir turdan bahsetmeye başladı. Daha tam kendime gelemediğim esnada karşılaştığım ısrarlı tavsiye üzerine tamam dedim. Zaten ısrar etmese bile balıklama atlayacaktım çünkü gerçekten o gün için aklımda en ufak bir düşünce yoktu. Ne zaman diye sorunca biraz sonra yanıtını aldım ve gidip üstümü değiştirip çantamı hazırladım.
Bizi korsan gemisine benzetmeye çalıştıkları bir gemiye bindirdiler ve yola çıktık. Gemiye doğru yürüdüğümüz sırada bir kaç insanla tanıştım. Zaten yolculuğun en kolay kısmı arkadaş edinmek diyebilirim... İlk olarak Monkey Beach de maymunlarla takılmak için bizi bindirdikleri küçük tekneler ile kıyaya çıktık. Maymunların profesyonel soyguncu olduklarına dair uyarılar sonucu telefon gibi hiç bir şeyi yanımıza almadık. Gerçekten kurnaz hayvanlar... Monkey Beach de biraz olay şov gibiydi. Maymunlar insanlara alışmış ve çekinmeden omuzdan omuza atlıyorlardı. Yinede onlarla vakit geçirmek insanı keyiflendiriyor :)
İkici durak olarak bizi Leonardo Dicaprio'un oynadığı The Beach filminin çekildiği Maya Bay'e götürdüler. Götürdüler diyorum ama kıyıya çıkamadım çünkü verilen hasarlardan dolayı insanların adaya girmesini yasaklamışlar. Yinede size bir nostalji havası veriyor . Hele ki Dicaprio hayranlığınız varsa benim gibi kendinizi bir parça olayın içinde hissedebilirsiniz.
Bu arada gemi içerisinde ki bardan bir şeyler içiyordum. Sabah tanıştığım Natalia bira mı ödemek istedi ve söylediğine göre İspanyol kızlar böyle yaparmış. Baskın karakterli olduklarını Ersoy abi bana anlatmıştı ama bizim Türk erkekleri misali olabileceklerini düşünmemiştim... Natalia ve Azahara’ya bir parantez açmak isterim çünkü her ikisi de hoş insanlar . ( Natalia ile arada sohbet ediyorum ve içinde bulunduğumuz karantina günlerin de İngiltere’de hastanede çalışıyor umuyorum her şey yolundadır. )
Pileh Lagoon... Bir sonraki noktada durduğumuz yer ve tur için verdiğim parayı tek başına karşılayabilecek tek nokta. Kayalıkların arasında saklanmış sulara kayak yaparak ulaştım ve güneşin aralıklı vurduğu berrak ve balıklarla dolu olduğu suya atladığım anda hissettiğim keyfi ve huzuru maalesef yazıya dökmem çok zor.
Saatler ilerliyor ve artık tüm enerjinin biteceği, sahilde futbol oynamaya ve bembeyaz kumlara kendimi bırakmak için Bamboo Island'a atladığım kayık ile yanaştım. Kayığı kuma çektikten sonra Natalia ve Azahara ile adanın içerisinde bir tur attım. Sonrasın da bir gördüm ki saha kurulmuş . Ağır messi ya da gökdeniz karadeniz misali girdim sahaya ve yerliler , gezginler karma bir maç yaptık. En son terden sucuk halde bacaklarımda ki son kuvvetle koşarak attım kendimi suyun içine. Kayık ile tekrar nasıl gemiye döndüm hala bilmiyorum...
Güneş batmaya başlamış , hafif bir müzik ve elde buz gibi bira... Gün için ideal bir son diyebilirim. Ama gün o şekilde bitmedi çünkü güneş batması ile gemide parti başladı. Bir çok unutulmaz hissiyat için portekizliye ve keyifli bir gün geçirmemi sağlayan gemide ki herkese tekrar teşekkürler...