Biz hapşuralım sen çok yaşa Ankaragücüm
seen from Maldives
seen from Bangladesh
seen from China

seen from Ukraine
seen from United States
seen from Türkiye
seen from United States
seen from United States
seen from Mexico
seen from United States
seen from United States
seen from Türkiye
seen from Türkiye
seen from Germany
seen from United States

seen from Ukraine

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from China
Biz hapşuralım sen çok yaşa Ankaragücüm
Chapter Fifteen: Beç Kapısında...
Uzun bir aradan sonra geri geldim. sınavları bitirip, okulu da kapatıp geldim. çok da giriş faslına dalmadan gezimize kaldığımız yerden devam edelim isterim.
budapeştede günü ve geceyi geçirdikten sonra slovakyanın kıyısından geçerekten sorgusuz, sualsiz dalıveriyoruz avusturyaya. zira schengen bölgesinde olduğundan sınırlar yok. sınır olmadığı için de "NON-EU" luk bir durum da yok.
yol boyu geniş tarlalar ve rüzgar gülleri çarpıyordu gözüme. balkanlardan çıkıp orta avrupada olduğumu bilmek nedensiz bir huzur getirmişti bana. viyana kapılarında herhangi bi dirençle karşılaşmadan danubenin kıyısında iniyoruz. toplucanak "stephansplatz" a yürüdükten sonra direktifleri alıyoruz. 2 saat vaktimiz varmış bu kültür mantarı kentte. hemmen haritama sarılıp b planı olan "innere stadt" ı kapsayan bi gezi planlıyorum. sarayları, opera binasını ve botanik parkları plandan çıkarmak evlat acısı gibi dokundu maalesef ki.
elde kalanla yetinmek adına stephan kilisesine gidiyoruz. 136 metrelik çan kulesiyle kilise, kentin en büyüğü ki daha büyük bina da yapılması yasak. yolunuzu kaybettiğiniz anda başınızı göğe kaldırmanız yetiyor. girişlerin ücretsiz olduğu mabede girebilmek adına mahşer yerinin demo versiyonuna katlanmanız gerekiyor.
adeta nakış işler gibi kilisenin dış cephesi çok büyük özenle yapılmış. çatı süslemelerine bile dikkat edilmiş. kiliseye hayran hayran baktıktan sonra ahmetle mozartın doğduğu evi arıyoruz ki o da buralara çok yakın bi yerlerdeymiş. o sırada karşıdan kısa, kel, hafif göbekli biri yaklaşıyor. bir türk olmanın tüm özelliklerini taşıyan abimiz hello dedikten sonra bi kilitleniyor. "fighlmüller" i soruyormuş ki figlmüller de yöreye has koccaman şinitzeller yapan enfes bi yer(miş). bilmediğimi söyledikten sonra ayaküstü muhabbet edip yolluyoruz bu şirin gurbetçi aileyi.
çok merkezi bi yerde de olsa ara sokakta karşımıza çıkıyor mozartın evi. insan koca bi konak beklerken 2+1 kombili apartman dairesi çıkıyor karşımıza. içeri girip sorduğumda ise gerçekten mozartın doğduğu ev olduğunu, üst katların ise olduğu gibi muhafaza edildiğini söylüyorlar. indirimli haliyle girişlerin 8€ olduğu eve o kadar para vermektense ahmetle shopa dalıp bi kaç ufak (en ucuzundan) hediyecikler alıp hofburg sarayına doğru hızlı adımlarla ilerliyoruz.
stephan meydanından geçerken ahmetle birer dondurma alıyoruz. yanılmıyorsam 3.5€ verdiğim 2 top dondurma tartsak yarım kilo gelirdi sanıyorum. elimde dondurma akarken viyananın istiklali grabenden geçip "michaelerplatz" da ki hofburg kraliyet sarayını buluyoruz.
1654 yılında tamamlanan saray başta habsburg hanedanlığı olmak üzere pek çok önemli şahsiyete barınak olmuş. schönbrunn sarayıyla birlikte dönüşümlü olarak kullanılan saray genelde kışlık olarak kullanılmış.
zamana karşı yarışırken rotayı votiv kilisesine çeviriyor ve kestirme olması adına geniş, yeşil, temiz viyana parklarından geçiyorduk. medeniyet içinde medeniyet kurmuşlar.
biz votivi bulamadan o bizi buluyor anlaşılan. sonradan öğrendiğim kadarıyla da sigmund freud parkından geçiyormuşuz. yerde geçtim çöpü, yaprak bile görmek imkansız adeta. çimenler safkan, ağaçlar balta görmemiş.
100 metre uzunluğundaki çan kulesiyle viyana üniversitesinin yanında yükselen mabedin önüne bir de tiyatro ortamı kurmuşlar. votivden ayrılıp yine parklar içinden parlamento binasını buluyoruz. antik yunana atfen inşa edilen parlamento bizimkinin yanında bekçi kulübesi adeta.
önündeki adalet tanrıçası da bekçinin ta kendisi. tabi bizde adalet olmadığı için böyle bekçiye de gerek yok deyip, politik de bi espri yapayım madem hazır yeri gelmişken(keh keh keh).
tabi espri yapabilmek adına barış tanrıçası "athena"yı adalet tanrıçası "themis" de yapmış olduk. tanrı çocukları bilir, elinde terazi olan themis. teşbihte hata olmaz tabi. tanrıçaların eteklerini öpüp viyananın olmazsa olmazı parklardan yine hofburg sarayına varıyoruz.
ben yorgunluktan fotojenik bir biçimde çimlere uzanırken ahmet de basıyor deklanşöre. yeşil-tarih-medeniyet triyosunda geçen bi günün ardından halihazırda 20 dk geciktiğimizi fark ediyorum (ben dediydim 2 saat yetmez diye). çantaları yüklenip başlıyoruz tunanın kıyısında başlayan macerayı sonlandırmaya. o koşuşturmacada haritamı düşürmüşüm. bisikletli bi beyabi arkamızdan yetiştirdi sağolsun.
otobüsümüzü bulduğumuzda ise çimlere yatanlar, yemek yiyenler, tunaya taş atanlar gayet free takılıyorlardı. bu gevşek tavırlarından ötürü athena onları cezalandırmış ve kurunun yanında yanan yaş misali bizde o gazaptan etkilenerek praga geç, çok geç bi vakitte varmıştık..
siz siz olun st. stephan kilisesinde bi fatiha okumadan, schönbrunn, belvedere ve hofburg saraylarını ziyaret etmeden, bethooven ve mozartı mezarı başında anmadan, figlmüllere uğramadan ve mümkünse sachertorte yemeden dönmeden derim..
Sou doente Tudo me dói Machuca, corrói Mas nada tem fim
ammar
Beç tavukları kene artışını tetikliyor
http://gazetehaber.biz/forum/bec-tavuklari-kene-artisini-tetikliyor.html
Beç tavukları kene artışını tetikliyor
Keneleri yemesi için doğaya bırakılan beç tavuklarının tüylerinde kene taşıyarak Kırım-Kongo kanamalı ateşinin artmasına yol açabildiği bildirildi. ABD Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, Türkiye’de ölümcül...