Bir vakıf medeniyeti olan Osmanlı'da; güzel yazı öğreten, kızlara çeyiz hazırlayan, duvar yazılarını silen, soğuk su dağıtan vakıflar vardı..
seen from United States

seen from India
seen from United States
seen from Argentina
seen from India
seen from India

seen from T1

seen from Belgium

seen from Türkiye

seen from United States
seen from China
seen from Norway
seen from Türkiye
seen from United States

seen from United Kingdom

seen from United States

seen from United Kingdom
seen from United Kingdom
seen from China
seen from Türkiye
Bir vakıf medeniyeti olan Osmanlı'da; güzel yazı öğreten, kızlara çeyiz hazırlayan, duvar yazılarını silen, soğuk su dağıtan vakıflar vardı..
İbn Haldun (1332–1406) “Tarihi anlamak, insanı anlamaktır.”
• Kalbe: “Toplum, insanın aynasıdır.” İbn Haldun, bireyin ruhunu toplumun yapısında aradı. Onun kalbi, insanın doğasına dair derin bir sezgiyle doluydu.
• Gönülle: “Devlet, adaletle yaşar; zulümle yıkılır.” Mukaddime’sinde devletlerin doğuşunu, yükselişini ve çöküşünü analiz etti. Gönül gözüyle bakıldığında, onun ilmi bir uyarı ve rehberdir.
• Akla: “İnsan, medeniyetle gelişir; yalnızlıkla çözülür.” Sosyolojiyi kurdu, tarih yazımına bilimsel yöntem getirdi. Bedevi ve Hadari toplum ayrımıyla sosyal değişimi açıkladı.
• Bilime: Mukaddime adlı eseri, tarih, sosyoloji, ekonomi, siyaset bilimi ve psikoloji alanlarında çığır açtı. Tarihsel olayları neden-sonuç ilişkisiyle ele aldı; gözlem, deneyim ve akıl yürütmeyi birleştirdi. Toynbee onun için şöyle dedi: “Herhangi bir zamanda, herhangi bir ülkede, herhangi bir zihin tarafından yaratılmış en büyük tarih felsefesinin sahibi.”
• Bilgiye: İbn Haldun’un mirası bize şunu öğretir: Gerçek bilgi, insanı ve toplumu birlikte anlamaktır. Onun kalemi, sadece yazmadı; çağları birbirine bağladı.
Toplumun kuralları da aslında bizim iyi ve kötü kavramlarımız üzerine kurulu bir şey diye düşünürsek, belki de çocukların kurduğu bir toplum
Imagine a society ruled solely by children under the age of then. What might be the laws be?
Bu da baya garip bir soru olmuş. Açıkçası ilk aklıma gelenler hiç de öyle ay çocuklar ne temiz kalpli, dünyayı onlar yönetse her şey çok güzel olur, her yerden iyilik fışkırır falan gibi şeyler değil. Tam bir kaos olur açıkçası, gerçekçi olmak lazım.
Bu arada hani şunu da irdelemek lazım. Çocuklar özünde iyiler mi yani? Linç yiyeceğim belki ama bana pek öyle gelmiyor. Bir ton çocuk kötü niyetli olmasa da gidip hayvanlara türlü türlü işkence yapmıyor mu bilmeden? İyi falan değil de primitif anlamda saf demek daha doğru bence. Daha iyi ve kötü kavramları yok şeklinde düşünebiliriz bence çocukları.
Toplumun kuralları da aslında bizim iyi ve kötü kavramlarımız üzerine kurulu bir şey diye düşünürsek, belki de çocukların kurduğu bir toplum pek toplum olmaz diyebiliriz. Pek bir yasadan kuraldan bahsetmek çok mümkün olmayabilir. Ne bileyim hani yüzer kişilik farklı farklı kabileler gibi bir yapı canlanıyor gözümde. Çok bir medeniyetten söz edemiyorum yani. Hiç bir yere varmayan bir düzen açıkçası.
Böyle bakınca da insan düşünüyor tabi; zamanında bütün insanlık böyleymiş, nasıl gelişmiş şu anki halimize evrilmişiz diye. Doğal olarak her yeni nesilde tekrar tekrar baştan başlamayarak tabi. Bilgi birikimimizi bir sonraki nesile aktarıp üstüne koya koya devam etmesini sağlayarak. On yaşında küçük çocuklar yönetince toplumu bunun olması zor olurmuş gibi geliyor haliyle.
İstanbul'daki Gazanfer Ağa Medresesi'ni gösteren 17. yüzyıla ait bir minyatür. (Mehmed bin Emirşah)
"İslam medeniyetinin parlak ve hızlı büyümesindeki en etkili faktörlerden bir tanesi, Müslümanların okul eğitiminde sergilediği muazzam serbestidir. Eğitim toplumun her kesimine o kadar eşit şekilde ulaştırılmıştı ki okuma-yazma bilmeyen Müslüman bulmanın zor olduğu söylenir." E.H. Wilds, Eğitimci
Arkeoloji müzesi, lezzeti, tarihi, anadoluda yapılan ilk cami özelliğini taşıyan habibi neccar camii ve titus tünelleri ile çok güzel bir yer ANTAKYA. Gezilmesi ve görülmesi gereken yerlerin başında gelen Antakya özellikle sokak lezzetleri anlamındada çok zengin☺️👌
MEDENİYET Mİ DEDİNİZ...
Zorluklar, yaşamlar, alışkanlıklar... Farklı kültürlerin olduğu bu coğrafyada bana hiç uygun olmayan, yadırgayacağım kadar abartılı bir yaşam tarzıyla karşı karşıyaydım. Bir de uçakta kadınlar Türkiye'nin durumuna laf etmişlerdi. Öyle bahsedince ben de kendimi medeni bir yere geliyorum zannetmiştim. Sabah uyandığımda düne nazaran daha iyi durumdaydım. İdrak etmeye çalışıyordum sadece. Hem çok karmaşık hem çok basit geldi her şey. Buradaki Aiesec ekibi yazdı hemen, buluşalım dedi. Bu hayattaki en sevdiğim şeydir zaten sürekli yeni yerler görmek ve yeni insanlarla tanışmak. Hollandalı, Tunuslu, Faslı birçok insanla tanıştım. Hepsi inanılmaz sıcak insanlar. Buraya adapte olmamı kesinlikle kolaylaştırıyorlar. Erkekler... Aaah ah bazılarınız her yerde mi aynısınız. Anneme ilk günden Tunuslu iki tane damat adayı buldum. Ablam biz Tunuslu istemeyiz, oralar cok uzak, veremem seni ama zenginse iç güveysi olarak gelebilir diye dalga geçti benimle. Ya çocuğun biri geldi adını söylemeden açık açık dedi ki: Are you single? O an boşluğuma geldi, yes dedim. Demez olaydım. Sonra soruyor mutlu musun bu durumdan diye. Çok mutluyum ayağı yaptım başımdan gitsin diye. Ama başladı kendisinin yalnızlıktan kaynaklı ne kadar mutsuz olduğunu anlatmaya. Banane aq. O gün Meryem ve Arca diye iki kişi daha geldi Türkiye'den. Evde Meryem'de bizle kalmaya başladı. Üç yataklı eve dört kişi tıktılar bizi. Bu halis mi? Yusuf diye bir çocukla tanıştık, Tunuslu. Biraz fazla yakın davranan erkeklerden. Arca'ya mukaddesi beğendim, tatlı kız, ben de zaten Türkiye'ye okumaya gelicem demiş. Allahın manyakları ya. Sanırım hep böyle yaptığım için Allah beni cezalandırıyor şu an karşılıksız olan sevgimle. "I have someone in my heart" diyemedim çocuklara da. Bu arada cidden ben ilk defa bu kadar çok hoşlanıyorum sanırım birinden. Şairin aklımda hep sen varsın dediği yerdeyim. Neyse sizi aşk hayatımla boğmayayım. Tunusluların şavurma diye bir yemeğini yedik. Bizim dönerli dürümlere benziyor fakat açıkçası daha güzel. Ama bunlar her şeye inanılmaz derecede acı koyuyor. Adamların tuvaletteki hallerini hayal bile edemiyorum. Sonuçta o acının bir yerlerden çıkması gerekiyor. Damak tadımıza çok uzak değil lezzetleri ama çoğu zaman hijyeninden şüphe ediyorum. Ona da yapacak hiçbir şey yok artık. Zehirlenip ölmediğim sürece her şey okey benim için. İlginç gelen şey, ülkede kocaman Atatürk isimli bir cadde var ve sahip oldukları Türk restaurantının adı Atatürk. Bizim liderimize bizden daha çok sahip çıkmışlar resmen. Assil diye bir çocukla tanıştık. Bence o asla diğerleri gibi değil. Buraya aitte değil. Çocuk hem dj, hem fotoğrafçı, hem doktor. Btw Türkiye'de veya herhangi bir yerde doktorluk garanti meslek olarak görünse de burda durum böyle değil. Sağlık sistemi kötü olduğu için çoğu zaman doktorlar iş bulamıyorlarmış. Çocuk o yüzden ekstra işlerde de çalışıyor. Sağlık sistemi berbat durumda. Ölmediğin sürece hastaneye gitme yani. Sağ girersin hastalıklı çıkarsın o kadar söyleyeyim. Boşuna sağlık sigortasına o kadar para döktük bir de. İnsanların anlattıklarından anladığım kadarıyla burda inanılmaz derecede Türk dizileri izleniyor. Bu nasıl bir hayranlık anlamadım. Bizden daha çok Türk dizisi izleyip, Türk ünlü tanıyorlar. Eve döndük daha sonra. Meryem evi görünce çıldırdı. O hepimizden daha titiz biri. Buraya alışması daha fazla zaman alacak gibi. Kız gelirken kendi tarhanasını, salçasını, şehriyesini, tuzunu, domates kurusunu bile getirmiş zaten. Değişik...
İçimde ve evlerde balkon Bir tabut kadar yer tutar Çamaşırlarınızı asarsınız hazır kefen Şezlongunuza uzanın ölü
Sezai Karakoç