Yalnız olmaktan mutsuzum.
Hayatı paylaşmak güzel olurdu. Hayatı paylaşmayı isteyecek bir hevese sahip olmak iyi olurdu.
Hayatımın her parçasını tek başıma göğüslemekten bitkin düşmüş hissediyorum.
Olmadık şeylere özeniyorum.
Ben bu hafta sonu ne yapmak istedim biliyo musunuz; dışarı çıkıp tüm bit pazarlarını, antikacıları, ikinci elciler; her yeri gezip sevdiğim insanla evimize elimizle boyayacağımız, dikeceğimiz, asacağımız bir şeyler almak istedim. Bir evden başlayıp tüm hayatı güzelleştirmek istedim. Tüm yorgunluğumuzu bir balkonda, sevdiğime sarılarak belki çaydan belki biradan bir yudum alarak atmak istedim.
Kedime almak istediğim büyük tırmanma evlerini birine göstermek, ama en çok da sevdiğime tabii; “alalım canım, ben hemen kurarım. Şu köşede dursa nasıl olur, Jön de buraya bayılır, biz de şu koltukta uzanırken onun burda oynayışını izleriz.” gibi cümleler duymak istedim.
Bazen bu ve bunun gibi,bir şeylere heves ediyorum ama anlatıcak kimsem yok.
10 gündür bulaşık yıkayamadım, eve gece 12′de geliyorum. Annemi aradım dün. Sohbet ederek mutfağı temizledim. Evde bir ses varken, sevdiğim birilerinin sesi; haftamın nasıl geçtiği küçük bir ekrana anlatırken (tabi kötü anları gizleyerek -çünkü anneler çok üzülür.) yine iyi hissettim. Yarım saatliğine yalnız değildim.
Bazı hobilerim vardı. Bazı eşyaları severdim, biriktirme huyum vardır çok pis şekilde. Şimdi ne zaman bir şeyi beğensem, alayım desem içimde bir yarık açılıyor ve hevesim o yarıktan atlıyor. Vazgeçip yürüyorum.Böyle anlarda biri olurdu “nolcak, bir kere de kendini düşün” derdi de ikna olur, sadece ama sadece benim seveceğim saçma eski bir posteri alır saklardım.
Evet, buyrun söyleyin ki ben kendi kendine yetemeyen ve hayatı başlarıyla yaşayan bir eziğim.
Bunu okumasaydınız öyle olduğumu anlamazdınız, bana bayılır; bu karının kimseye ihtiyacı yok derdiniz. Ne mutlu, ne kadar kendinden emin, tuttuğunu koparan bir keçi, kafası rahat, kararlarını vermiş bir fırtına.
Neden böyle iki yüzlüyüm bilmiyorum. Sanki 7/24, bitmez bir tiyatro oyunun içindeyim. Ve çok nadir perde arası verildiğinde, bakıp diyorum ki: Ne ben böyle biriyim ne benim istediğim hayat bu. O zaman neden bunu yaşıyorum?
Gerçekten bana değer veren insanları, ne olursa olsun beni bırakmayacak bu insanları, kollarım kanadım olanları,fani dünyada nefes alabildiğim tek gölgelerimi.
Bu çaresizlik çukurunun içinde daha da kötü hissediyorum. Daha da çok özlüyorum.
Onlar yerine şahit olduğum samimiyetsizliklerden bıktım.
Yalan sevgi gösterilerinden bıktım.
Anlamsız konuşmalardan, iyiye gidecek sanıp gitmeyen - düzelir diyip düzelmeyen her şeyden bıktım.
Bana bir de “sen istesen...” derler.
İstemiyorum arkadaşım. Günü geçirmek için söylediğiniz hiçbir sözü, yalandan özürleri, ama siz iyi niyetliydiniz di mi; hah o niyetlerle düşündüğünüz ve yaptığınız hiçbir şeyi İSTEMİYORUM.
Herkesin “zaten anlatıcaktım - zaten biliyordun- sana söylemedim mi sanki - ama amacım o değildi bilmen gerekirdi” lerinden falan da usandım.
İnsanlar da ben de usandı.
Uzaktan bakınca yemyeşil bir ormanım sanki; rengarenk çiçekler var, kuşlar var. İnsan bu ormana girip koşturmak, gördüğü her şeyi incelemek ister. Merak eder. Keşfedesi gelir. Çünkü uzaktan, ne sakladığı anlaşılmayan bu orman çekicidir. İnsan toprağına basmak, gördüğü her güzel hayvanın peşine düşmek ister.
Yok yok kendimi övmüyorum, dinle. İnsan böyle sanar diyorum. Hatırla, iki paragraf önce dedim ki iki yüzlüyüm.
Sonra cesaret eder de adım atarsan, görürsün içerde sadece kuşlar yoktur. Yarısı vahşi hayvandır ama umursamaz da yürürsen bil, daha ilerde toprak altı mayınlarla kaplıdır. Biri olmazsa birine basarsın, parçalar burası seni. bir de öyle hemen çıkamıyosun tabi, tam bir lost adası.
Kendimi az önce lost adasına mı benzettim............ Evet. Arafım araf. İnsanın neyi seçeceği neyi yapacağını unutturan, saçma bi kadın.
Yine de yalnız kalmak yerine, kucağında kedisi, başının altında bir omuz; dudağında şarkı, evinde saçma koleksiyonları olsun isteyen bir gerizekalı kadın.