Röportajımız da tekrar Ankara’dayız. Genç ve güzel bir barista olan Güneş Pitekra @aceleetmiyorum ile keyifli bir sohbet oldu.
Güneş’e klişe fakat sormak zorunda olduğumuz şeyi sorduk, bu işe ne zaman başladın? Pitekra: Genel olarak kahve kültürüm bu işe başlamadan çok çok önce, ben çocukken ailemin “kahveyi evdeki imkanlarca” demleyerek tüketmesiyle başladı. Güzel aromalı kahve tadını ayırt edebilmemle kahveyi araştırmam, küçük bir kahve sever olmam arasında geçen süreçte bu işi gerçekten yapmak istedim.Üniversitede kısa süreliğine girdiğim bir işte direkt olarak espresso makinesini tanıma ve kahve yapma şansım oldu. Gerçekten cafede yapmayı en çok sevdiğim şeydi kahve fakat o mekanda çalışmam uzun sürmediği için bir süre kahve yapmayı da bırakmış oldum.
Bundan iki üç ay önce @koalacoffeeshop 3. Dalga kahve fikrini duyduğumda gerçekten çok heyecanlandım. Burada eğitimimi en baştan aldım ve yaklaşık bir bir buçuk ay önce Koala Coffee Shop'da çalışmaya başladım. Şu an işimin yanında arkeolojide master yapan bir öğrenciyim. Hem arkeolog hem barista olmanın en iyi yanlarından biri, bu işi kökenine kadar araştırma merakım. Bunu hem tarihsel boyutta hem de kahve yapım teknikleri açısından söyleyebilirim.
Sektör hakkında ne söylemek istersin? Müşteriler kahveyi biliyormu? Latteyi sütsüz isteyen oluyormu? Pitekra: Dünyada 2003 gibi başlayan 3. Dalga kahve akımını Türkiye'de yeni yeni görüyoruz. Başlarda İstanbul'la sınırlı kalan 3. Dalga kültürü Ankara'da da yavaş yavaş oturmaya başladı. Öyle ki bu işi yapanlar coffee roesterından baristasına, demleme teknikleri hakkında bilgisi olmayan insanlar da heyecanlanmaya başladı.
Herkes daha fazla şey öğrenmek ister hale geldi. Bu sürecin Ankara piyasasına oldukça iyi geldiğini düşünüyorum çünkü kültürün oturmaya başlaması demek, sektördeki herkesin işini daha iyi yapmaya çalışması, zaten iyi olanların da derin bir nefes alması demek. Kahveyi suyla sütle ya da çeşitli tadlarla harmanlamanın haricinde bambaşka bir boyutu olduğunu bilmeyen insanların yanında artık kaliteli kahve tadmak isteyen gurme diyebileceğim insanlarla tanıştım. Bu bilinç bize epey ivme kazandırdı kanımca. Latteyi sütsüz değil de ‘sütlü köpüklü’ diye isteyenle, yarısını döküp içine su koymamı, latteyi hep böyle içtiğini söyleyenle ve 'latte istiyorum ama hiç köpüğü olmasın’ diyenlerle karşılaştım. Bunlar illa ki olacak tabi ama özellikle latte için mutlu olduğum bir şey var. İnsanlar başta çay sıcaklığında latte isterken şimdi yanmış süt tadını ayırabiliyorlar, “Lütfen sütü şu şu derecede ısıtabilir misiniz?” gibi sorular bile duyuyorum.
Koala Coffee Shop'daki ekibimizin tümü için söyleyebilirim, biz misafirlerimizi ağırlamaktan, sohbet etmekten çok mutlu oluyoruz, hiç bıkmadan konuşacak, anlatacak potansiyelimiz var Neticede yeni açılan bir yeriz ve hepimiz çok heyecanlı, hevesliyiz. Koala bir buçuk ay önce işletmecileri Onur ve Aytunç'un kahve meraklarını takiben açılmış bir mekan. İtalya'da gözlemledikleri demleme teknikleri ve tadım aşamalarından sonra Türkiye'de de ilgili yerler arasında baya bir km yapmışlar. Hatta şu anda Koala Blend dediğimiz kendi kahvemizi bile uzun uğraşlar ve aşamalardan sonra seçmişler, kahve eğitimlerini almışlar. İşlerini en iyi şekilde yapmaya çalışıyorlar.
Koala Coffee Shop olarak misafirlerimizi “hayvanseveryerler” tagi ile karşılıyor ve diyoruz ki “dostlarımızı ağırlamaktan mutluluk duyarız”. Ben, Onur bu tabelayı asarken gurur duydum çalıştığım yerle. Çünkü doğanın en geniş otonom bölge olduğunu düşünüyorum. Bu bölge devinir, dönüşür, tükenmez ve içinde yaşayan her şeyin en az insanlar yaşamaya hakkı vardır. Bahsettiğim şey tam olarak doğanın diyalektiği. Yani aslında tüm hayvanların ve insanların ve doğadaki her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Koala ailesi olarak hayvan dostlarımızın yaşama ortamlarını kısıtlayan, beton yığınına dönüşmüş şehirlerde, onlara bir nebze yardımcı olmaya çalışıyoruz aslında. Bu içinde bulunduğumuz dünya için küçücük bir görev. Tüm bunların dışında, hayvan dostlarıyla beraber yaşayanların büyük bir problemi olan, hayvanlarla mekanlara girememe meselesini de kendi mekanımız için çözümlemeye çalıştık. Gelenler bilir; kafede “Bambam” adında siyah tatlı bir kedimiz var. Hatta sadece bambamı sevmeye gelip gidenler var . Hijyen açısından rahatsız olabilecekler için söylüyorum, Bambam'ın tüm sağlık kontrollerini ve aşılarını yaptırıyoruz, o da artık aileden biri sonuçta. Çok güzel gerçekten, kahveyi seven insanların hayvanlarıda sevmesi çok güzel! Peki neden “koala” Pitekra: Biliyorsunuz Koala 20 saat uyuyan bir hayvan. O kadar uyuduktan sonra Koala “bir kahve"yle ayılacak ve kendine gelecektir. İşte bu yüzden sloganımız da "Wake the Koala!” Aaa bir de koala evlat edindik onu da söylemek isterim.
Çok teşekkür ederiz coffee documentary olarak..