Kazakistan İslam coğrafyasının en uzak köşesinde bulunan ülkedir. İslamiyet Kazakistan topraklarına VIII.-IX. yüzyıllarda Abbasi Devleti’nin bölgeye seferleriyle yayılmaya başlamıştır. Kazak boyları ve Orta Asya’da tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan irili ufaklı yapılanmalar, yüzyıllar boyunca önce Moğolların ardından Rusların ve Çin’in baskılarına maruz kalmış, siyasi bakımdan uzun süreli bir istikrar dönemi söz konusu olmamıştır. Nitekim Çarlık Rusya’sı 18. yüzyılda tüm bölgeyi hakimiyeti altına almıştır. Ruslar, Kazakistan’ı tamamen idareleri altına aldıktan sonra burada büyük bir asimilasyon siyaseti uygulamıştır. Camiler kapatılarak halkın ibadet hürriyeti engellenmiş, Müslüman toplumun ateistleşmesi için katılımın zorunlu olduğu konferanslar tertip edilmiş, ateizm okullarda ders olarak okutulmuştur. Sovyet rejimi bununla da yetinmeyerek Türk lehçeleri arasındaki farklılıkları arttırarak her bir lehçeyi ayrı bir dil şekline sokmaya çalışmış, Kiril alfabesi kabul ettirilmiş, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra eğitim ve bilim dili olarak Rusça kullanılmaya başlanmıştır. Öte yandan millî kültürü aksettirecek edebî eserler yasaklanmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra diğer Türkî devletler gibi Kazakistan da 16 Aralık 1991 tarihinde bağımsızlığını ilân etmiştir. Rusya Kazakistan’da yaptığı bu baskılar sonucu halkın çoğunluğu önce istemeden daha sonraları ise asimile olarak dinsizleşmeyi kabullenmişlerdir. Bundan dolayı Kazakistan’da önceleri halkın tamamı Müslümanken bu oran şimdilerde %70’e kadar düşmüştür. Kazakistan halkının yeniden İslam’a dönmesi ve Rusya’nın baskılarının bertaraf edilmesi için ferdi olarak yapılacak hiçbir engelleme çabası mutlu sona ulaşamaz. Bunun için yapılacak tek ve nihai çözüm hiç şüphesiz İslam Devleti’nin kurulmasıdır. Unutulmamalıdır ki devlet eliyle kaldırılan değerler, ancak bir devlet eliyle yerleştirilebilir.














