"Meziyetlerimizi anlatmaya koyulduğumuz andan itibaren, onları kaybetmeye başlıyoruz."
| İbrahim Tenekeci


#batman#bruce wayne#batfam#dick grayson#tim drake#batfamily#dc fanart


seen from France
seen from Russia
seen from Australia
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States
seen from China
seen from United States
seen from Russia
seen from United States
seen from Japan
seen from Malaysia
seen from Italy

seen from Germany

seen from United States
seen from Ukraine
seen from Finland
seen from Germany
seen from United States
"Meziyetlerimizi anlatmaya koyulduğumuz andan itibaren, onları kaybetmeye başlıyoruz."
| İbrahim Tenekeci
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez."
Lokman, 31/18
Eskiden " Ben" diye konuşulmaz,
"Bu fakir" ifadesi kullanılırdı.. Şayet ağızdan
"Ben" sözü kaçsa derhal ilave edilirdi:
"Benliğime lânet!.." diye
Büyük şeyh efendi İsmet Ğaribullah (k.s) ne güzel demiş.
Zararlardan geçip Hakk'a gidelim
Cemâl-i bâ kemâle Seyir İdelim
Benlikten Geçip Hakk'a Gidelim
Cemal-i bâ Kemal-i Seyir İdelim
Bizi bir an bile bizimle bırakma Ya Rab! #allahnurunutamamlayacak#enaniyet#benlik#kişilik#psikoloji#hadis#risaleinur#hemdem#eskişehir (Eskisehir, Turkey) https://www.instagram.com/p/BxPRkL9lbLj/?utm_source=ig_tumblr_share&igshid=1kqjq6optqakj
Ayakkabı, İhlas...
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri bütün işleri ihlâs ile, Allahü teâlânın rızâsı için yapmak lâzım olduğunu, bir misâl ile şöyle izâh ettiler:
"Nişâburlu bir ilim talebesi ile bir tüccar yol arkadaşı oldular. Çok fakir olduğundan talebenin ayakkabısı yoktu. Yalın ayak yürürken, tüccar bir çift ayakkabı verdi. Sonra tüccar, talebeye ikide bir; "Ey talebe! Yolun düzgün yerinden yürü... Sivri taşlara basma... Ayaklarını sürüme... Dikenli yerlerden gitme.. Ayakkabıyı eskitme..." diye tembih ediyordu. Bu tenbihler talebeyi usandırdı. Sonunda talebe dayanamayıp ayakkabıları çıkardı, tüccarın önüne bıraktı ve; "Ben senelerce yalın ayak seyâhat ederim. Kimse bana bunun için bir şart koşmuyordu. Şimdi verdiğin bu ayakkabılar için sana mahkûm olamam." dedi.
İşte burada olduğu gibi, yapılan hayır-hasenât karşılıksız olmalı Allahü teâlânın rızâsı için yapılmalıdır. Ancak böyle olursa makbûl olur.
Yapılanların ihlaslı mı ihlassız mı olduğu nasıl anlaşılır diye soranlara şöyle cevap vermişlerdir. Seni övenle yeren, nazarında bir olduğu zaman ihlasta ilerlediğini düşünebilirsin. Öyle değil de seni öveni seviyor, yerene kızıyorsan, ihlasta değil benlikte ilerliyorsun demektir. Unutma! İnsanların övmesi kurtarmaz, yermesi de batırmaz. Mühim olan, Allahü tealanın övmesidir. Çünkü cennetle cehennem O'nun elindedir
Daha önce indirilen kitaplardan birinde Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
Ey kulum! Beni tanıyasın diye zatıma ait bazı sıfatlardan bir numune de sana verdim. Eğer sen o sıfatların sana ait olduğunu iddia edersen, senden dostluğumu çeker alırım; verdiğim sıfatları ise sende bırakırım.
Ey kulum! Sen bana dön, ben de özel olarak sana yöneleyim. Sende ilimlere açılan bir kapı vardır; o kapının anahtarı benim ( sen o ilimlere ancak benimle ulaşırsın) yine sende cehalete açılan bir kapı vardır; o kapının anahtarı da sensin (benden kaçıp kendine yönelirsen cahil kalırsın); artık istediğin kapıya yönel.
Ey kulum! Sen nefsinden uzaklaştığın ölçüde bana yaklaşırsın; nefsine yaklaştığın (ve onun kötü arzularına uyuduğun) ölçüde de benden uzaklaşırsın. Ben sana bana gelen yolu tanıttım; nefsini terk et ;bir adım da bana ulaşırsın.
Ey kulum! Seni bana yönelten, kalbini bütünüyle bana bağlayan her hayırlı iş, sana benden gelmiştir. Seni benden ayıran her iş de senin nefsindendir. O halde nefsinle mücadele et ki bana ulaşasın. Şunu da bil ki benim bu alemde hiç kimseye ihtiyacım yoktur.
Ey kulum! Sen nefsini bana adarsan, ben onu, benden razı ve benim kendisinden razı olduğum bir sıfatta sana geri veririm. Eğer nefsini kendi yanında tutarsan, şunu bil ki o, senin için büyük bir beladır. Senin için en tehlikeli düşman odur. Onu terbiye için bütün gayretiyinle çalış ki sana fayda versin.
Bahrül medid, 1.cilt 292.sf
Azaba düçar olmuş kişi der ki :
"Bu mal ve bu ilim bana bilgim sayesinde, çalışıp kazanmam (hak ettiğim için) sayesinde verildi"
Cenâb-ı Hak cevaben buyurdu ki :
"Hayır, o bir imtihandır." Ona bahşettiğimiz şey, aslında bir nimet değil, onun ŞÜKRÜNÜ ve KÜFRÜNÜ ortaya çıkarmak için verilmiş bir imtihan ve beladır. Fakat çoğu bunun imtihan (fitne) olduğunu bilmez.
(Zümer 49 / Bahrü'l Medid)
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
"Biriniz mutlaka birini övecekse, "Ben falanı şöyle zannediyorum. Allah ona kafidir. Allah'a karşı hiçbir kimseyi temize çıkaramam" desin buyurdu.
(Müslim, Kitabu'z Zühd)