Sûfyan şöyle dedi:
Kendisine soru sorulmasından hoşlanan kimse soru sorulmaya layık değildir.
Umeyr b. Said anlatıyor:
-Alkame’ye bir soru sordum, bana,
-Ubeyde’ye git, ona sor, dedi. Ben de gittim. Ubeyde ise,
-Alkame’ye git, dedi. Ben de,
-Beni Alkame gönderdi deyince,
-O zaman Mesrûk’a git, ona sor, dedi. Ben de Mesrûk’a gittim ve sordum.
-Alkame’ye sor, dedi. Ben,
-Alkame beni Ubeyde’ye gönderdi, Ubeyde de beni sana gönderdi, deyince, o dedi ki:
-O halde Abdurrahman b. Ebu Leyla’ya git. Abdurrahman b. Ebu Leyla’ya gittim ve meseleyi ona sordum. O da cevap vermekten hoşlanmadı. Daha sonra Alkame’ye tekrar döndüm, durumu anlattım. Dedi ki: Şöyle söylenirdi:“Bir toplumun fetva vermede en cüretli kişisi, ilim yönüyle en zayıf durumda olanıdır.”
Birine bir soru yöneltildiğinde, o olay oldu mu diye sorar. “Oldu” denirse, o konuda fetva verilir, şayet “olmadı” denilirse, o konuda fetva vermekten kaçınılırdı. Bütün bunlar fetva vermekten sakınmadır.
| Ahlâku’l - Ulemâ - Ebu Bekir el-Âcurri















