Hayvan Eti Yemenin Mentalitesi: Dr. Melanie Joy Röportajı - Nathan Runkle
Melanie Joy Sosyal bir psikolog, ayrıca “Why We Love Dogs, Eat Pigs and Wear Cows ? (Neden Köpekleri Sevip Domuzları Yiyor ve İnekleri Giyiyoruz)” adlı kitabın da yazarı. Bu kitap et yemenin ardındaki ideolojiyi açığa çıkartırken neden bazı hayvanların evcil hayvanlar olarak evimizde yaşadığını ve neden bazılarının yiyeceğimiz olduğunu ortaya koyuyor.
Kitabınızda karnizm terimini kullanıyorsunuz, toplumumuzun inek, domuz ve tavukların yenebilecek hayvanlar olarak gördüğünü öte yandan fare, yavru köpek ve papağanları yeme düşüncesinin midemizi kaldırdığından söz ediyorsunuz. Karnizm terimi ile ne demek istediğinizi söyler misiniz?
Karnizm kültürümüzün yenmesini normal karşıladığı hayvanları yeme fikri karşısında iğrenmemeyi öğretmen görünmez bir inanç sistemi ya da ideolojidir. Karnizm temelde veganizm ya da vejetaryenizmin tam zıddı. Hayvanları yiyen insanlardan söz etmek için karnist terimini kullanıyorum.
Karnistlere hepçil, etçil ya da et yiyenler diyoruz. Ama bu isimler tam olarak doğru değiller, hayvan haklarına da zarar verecek bir konumları bulunuyor; hayvanları yemenin hem normal hem de doğal olduğu iddiasını güçlendiriyorlar, bu iki düşünce de karnizmi meşrulaştırmak adına kullanılan, en derinlere işlemiş ve inatçı mitlerden.
Hepçil ve etçil terimleri insanın fizyolojik eğilimini tanımlıyor, ideolojik seçimini değil: hepçil, ister insan ister insan olmayan türünden olsun, bir hayvandır, hem bitki hem de hayvandan elde edilen maddeleri sindirebilir; etçil ise hayatta kalmak için hayvan eti yemeye ihtiyacı olan bir hayvandır. Et yiyen sözcüğü ise et yeme davranışına odaklanır, burada kişinin hayvanları tüketirken inanç sistemi dışında hareket etme seçeneği varmış gibi (veganlara bitki yiyiciler demediğimizi hatırlayın”).
Kısacası, hayvanları yemek bir gereklilik olmadığı zaman onun bir seçim olduğunu söyleyebiliriz- ve seçimler inançlardan kaynaklanır. Karnizmin görünmezliği ise hayvanları yeme eylemini sabit bir olgu gibi görür, sanki yemek masasına inançlarını getiren sadece veganlarmış gibi.
Why We Love Dogs…kitabınızda karnistler hayvanları yerken konforlarının bozulmaması için başvurduğu savunma mekanizmalarından söz ediyorsunuz. Bu savunma mekanizmalarından biraz daha söz edebilir misiniz?
Bir çok insan hayvanları umursuyor, acı çekmelerini istemiyor. Ama gene bir çok insan hayvan yiyor. Karnizm insanların değerleri ve eylemleri arasındaki çelişkiyi bloke etmek zorunda, bunu da hem sosyal hem de psikolojik düzeylerde iş gören bir dizi savunma mekanizması kullanarak yapıyor.
Sistemin ilk savunması görünmezliktir, ve görünmez kalmanın ilk yolu da isimsiz kalmaktır; eğer görmezsek o zaman ondan söz edemeyiz, onu sorgulayamaz veya ona karşı çıkamayız. Bir diğer savunma mekanizması, meşrulaştırmadır; kitabımda Meşrulaştırmanın 3 Yolu’ndan söz ediyorum: 1-hayvanları yemek normaldir düşüncesi, 2- doğaldır düşüncesi ve 3- gereklidir düşüncesi. Tabii aynı argümanlar bir çok şiddet içeren ideolojiyi desteklemek için de kullanıldı. Bu üç gerekçe karnistik kültür kendini mutlak hakikatler olarak sunmayıp savunma argümanları olarak ifşa ettiği zaman gücünü kaybediyor.
“Why We Love Dogs…” kitabını yazma sebebiniz neydi?
Kitabı hem karnistler hem de veganlar için yazdım. Karnistler için yazdım; çünkü sadece hayvanları neden yememeleri gerektiğini değil, neden hayvan yediklerini de anlamalarına yardımcı olmak istedim, böylece kendilerini bu diyaloğa dahil etmelerini istedim, kendilerine öğüt veriliyor gibi bir hava oluşmasından daha iyi bir durum bu. Veganlar için yazdım ; çünkü kendilerini daha sağlam hissetmelerini, seçimlerini daha iyi ifade edebilmelerini; karnistleri daha iyi anlayıp onlarla daha etkili bir iletişim kurabilmelerini; değiştirmeye çalıştıkları sistemi anlamalarını istedim.
Kitabı yazarken ne tür hazırlıklar yaptınız?
Kitap et yemenin psikolojisi üzerine hazırladığım doktora çalışmama dayanıyor, bu doktora tezi sebebiyle et kesenlerle, kasaplarla, veganlarla, vejetaryenlerle ve karnistlerle görüştüm. Ayrıca bir kaç sene boyunca tahakküm sistemleri ve stratejik toplumsal değişim konusunu da araştırdım.
Eğer insanların diğer hayvanları yerken kendilerini rahat hissetmek için bu tür ince savunma mekanizmalarına gereksinimi varsa, neden daha çok insan vejetaryen olmuyor?
Karnizmin derinliği ve yaygınlığını kavradığımız zaman bir insandan et yememesini istediğimizde o insandan sadece bir davranışını değiştirmesini değil bir bilinç kayması yapmasını istediğimizi de daha iyi anlayabiliriz. Bu tür bir kayma; söz konusu insan, karnistik sistemin dışına çıkıp dünyaya bambaşka gözlerle bakacak kadar kendini güvende hissedene dek meydana gelmeyecektir.
Hayvan hakları hareketinin karnizm kavramını veganizme dahil etmesi sizce neden önemli?
Bence hayvan hakları hareketinin karnizmi merkezî bir noktaya yerleştirmesi bir çok sebepten ötürü yaşamsal önem taşıyor.
Öncelikle, karnistlere ulaşmak veganizm için çok temel bir öneme sahip olduğundan ,ulaşmaya çabaladığımız insanları anlamak zorundayız. Sık sık bildiğimiz gerçeklerin ideolojiyi değiştireceğini düşünüyoruz (“et, yumurta ve süt ürünleri hakkındaki gerçeği bilseydin bir daha asla hayvan ürünü yemezdin”) ve bunu yaparken de karnistlerin bu tür gerçekleri pas geçmesinin ardından kompleks bir psikoloji bulunduğunu kavrama konusunda başarısız oluyoruz.
Dahası, karnizmin spesifik bir yapısı var ve biz bu yapıyı eğer anlamazsak o zaman büyük bir dezavantaj söz konusu demektir; görünmeyen bir varlığa karşı gözlerimiz kapalı bir şekilde mücadele ediyoruz demektir. Gerçekten de vegan hareketin amacı sadece hayvan ürünlerinin üretilmesinin sona erdirilmesi değil, karnizmin de dönüştürülmesi hedefleniyor, bu tür bir üretimi mümkün hâle getiren şey zaten bu karnist sistemin kendisi.
Hayvanları yemenin sadece kişisel bir etik meselesi olmadığını; derinlere kök salmış bir inanç sisteminin kaçınılmaz bir sonucu olduğunu anlayarak bu konu hakkında düşünme ve konuşma biçimimizi radikal bir şekilde değiştirmiş olacağız.