"Ve gece yatmadan önce konuştuğum son insan olmanı seviyorum."
Ben neresindeydim bu gerçekliğin? Ne kadar kaçabilmiş, ne kadar uzak kalabilmiştim?
Bin kere öldürülüp, yeniden kendini en yüksek binanın en yüksek katından aşağı atan bedenimin tutturamadığı yollarda gezinmekteydim.
Kapanmak bilmeyen 11 haneli bağlaç. Senin sesini benim sesime bağlayan, derdini gönlüme taşıyan. En çok söylemek istediklerimizi susa susa, hiç nefes almadan konuşmamız, konuşmaktan sayılır mıydı küçükhanım? Sayılsındı.
Yanağının gamzesine tutturduğun, bizi bağlayan ağırlığın sebebi olmak bile güzeldi. Uyuyana kadar, sesin kesilene kadar, nefes alışverişin derinleşene kadar beklemek isterdi gönül. Çok sözlü susuşlarımızı da içimize gömerek kopardık bağımızı. Kopması mümkün olmayanın, gönül bağı olduğunu bilmeyerek belki. En kısa zamanda en çok seninle konuşmuştum ben. Derdinin kesilişine ben şahit oldum, sesimle tamamladım seni.
-Güleceklerin bitti mi?
-Bitse ne olacak?
-O zaman derdine derman oldum demektir, güldürmüşümdür, kapatabilirim demek?
-Bitmedi o zaman.
Hep beklemek. Çok beklemek isterdi. Kısmet işte. Hayatta her istediğimiz olmuyor di mi küçükhanım?
-Şimdi bitti mi güleceklerin?
-Bitti ama kapatma yine de.