Keşke bir kaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım…
seen from Germany

seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from Philippines

seen from Malaysia

seen from Poland
seen from China
seen from China
seen from China
seen from Türkiye
seen from United Arab Emirates
seen from United States
seen from Malaysia

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
Keşke bir kaç dakikayı ipek mendillere sarıp saklasaydım…
Mendil... | Ali Doğan Gönültaş
Bu sesi ilk defa duyduğumda içimden çok farklı hisler geçti. neden bilmem ama müziğin evrenselliğini kanıtlayan melodilerden ve seslerden birisi derdim bu türküye. Sözlerini hiç anlamıyorum. Kürtçe de bilmiyorum. Aşağıya Türkçe halini de koydum zaten Ali Doğan Bey"in açıklamasındaki gibi. Ama burda mesele sözleri değil "ax ez o" derken o içten o yanık çıkan ses tonu. bak hiç bir tercümana ihtiyaç yok. kime dinletirsen dinlet. Ah ediyor orda derler. Çünkü herkes bilir. Ah etmenin nasıl ses çıkardığını, kokusunun nasıl yanık olduğunu, nasıl içine dokunduğunu herkes bilir. kendinden bilir , hangi ırktan olursa olsun, hangi dili konuşursa konuşsun orda bir ah var der bunu duyduğunda...
Çok garip değil mi, dünya üzerindeki herkesin ortak bildiği bir şey "ah" ve herkesin bilmesine rağmen yine de bir insandan "ah" sesi çıkıyorsa, orda bir şeyler kanıyor demektir... feryad var demektir.
Ah benim akılsız başım ah... Ah benim gönülsüz yokuşum ah...
Türkçesi
Mendil Hane halkı düğüne gidiyor Benim Ciğerim gelin oluyor Ben şimdi nasıl ona misafir olayım Köyünüz bana kapkaranlık Ah beni beni Ben kimsesizim Ah beni beni Ben anasız, babasızım.
Mendili bende kaldı Gidin söyleyin hiç utanıyor mu Şu Dersimde kimse çekmedi Senin elinden çektiğim kadar Ah beni beni Ben kimsesizim Ah beni beni Ben anasız, babasızım.
Damların üzerinde otlar yükseldi Çiçekler,ağaçlar yeşerdi Ben nasıl unuturum o güzelliği Gel kardeş gidelim gurbete Ah beni beni Ben kimsesizim Ah beni beni Ben anasız, babasızım.
.
Biz bayramları bilemedik.
Onu deniz kenarında bir tatil sandık.
Hele bir de aradaki günler de eklendiyse tatile ve uzadıysa, uzaklara gittik.
Çok uzaklara...
Bizi dört gözle bekleyen büyükleri unuttuk.
Mendillere konan harçlık nedir bilmeden büyüdü çocuklarımız
Yeni elbiseleri başucuna koyup uyumanın ne olduğunu kendi çocuklugumuzda bıraktık.
Bayramların birlik ve beraberlik olduğunu unuttuk.
Çekirdek ailemizle arabaya atlayıp kalabalık akraba toplantılarından kaçtık.
Kartpostalları, tebrik kartlarını mazide bıraktık.
Taslaklardaki hazır bayram mesajlarını aynı anda bir çok kişiye atarak bayramlarını kutladığımızı sandık.
Arefe gecesinde kına yaktığımız ellerimiz yetim şimdi.
Özenle açılan ev yapımı baklavalar yerini hazır yufkalarla yapılan tatlılara bıraktı.
Kapı kapı dolaşıp yapılan bayram ziyaretlerini de çoktan rafa kaldırdık.
Biz ne çok şeyi bıraktık bilsen, ne çok şeyi.
Büyüğe saygıyı,
Küçüğe sevgiyi,
Dostça sarılmayı,
Ahde vefayı...
Bin bir telaşla hazırlandığımız
Arefeyi, bayramı...
Hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz bir kişinin sizi incitmesi...
Güzel Bir Anı
26.03.17,Pazar Bugün hava yağmurluydu ve ben sokakta hızlı bir şekilde yürüyordum.Kaymamak için yavaşladığım bir sırada, şemsiyeli, takkeli, sakallı bir amca bana iki paket mendil uzattı ve mendil isteyip istemediğimi sorduktan elli kuruş olduğunu ekledi. Ancak yanımda bozuk olmadığımı söyledim, cidden üzülmüştüm.Ne zaman dilenmeden ekmeğini kazanmaya çalışanları görsem duygulanırım.O da bana mendillerden birini uzattı ve "Olsun, hediye." dedi. Benim iyiden iyiye üzüldüğümü görünce, "Al yavrum al, hediye bu." dedi. Teşekkür ettim. Amca bana gülümsedi ve şöyle dedi: "Kur'an'ın manasını okuyun, iyi günler."