" Do you see them? "
Elini attığın gibi bulduramadığın elektrik anahtarı; ki 18 senedir bu evdesin sen, avucunun içindeymiş gibi bilmelisin o ışık düğmesinin yerini; karanlıkta fısıldıyor: “Buraya ait değilsin artık.”
Ama öyle bir evresinden geçiyorsun ki hayatının, başka bir yere de ait değilsin.
Yurt odana girdiğinde de ya yeni nesil anahtarınız olan güç kartını duvara takman gerektiğini unutuyorsun ya da yuvasının yerini bulduramıyorsun. Üzerinde yurdunun logosunun olduğu ve oda numaranın yazdığı o manyetik kart gibi sen de; yuvan neresi, bilemiyorsun.
18 senedir her gece, gözlerin beyninle mükemmel bir uyum içinde çalışıp ayın ve sokak lambalarının pencerenden içeri süzülen zayıf ışığında bile görebilmeni sağladığında odanın o her santimini ezbere bildiğin duvarlarını incelemeye koyulurdun. En sevdiğin renk olduğuna karar verdiğin için mavi boyadığınız duvarların çatlaklarını, badana katmanlarının zamanla oluşturduğu minimal tümsek ve çukurları izlerdin. O kadar çok izlerdin ki sonunda bir şeylere benzerlerdi; ruh hâline göre şekillenir, her gece farklı karakterlere öykünürlerdi.
Bir de, ne zaman baksan göz göze geldiğiniz bir prenses vardı mavi duvarında, hatırlıyorsun değil mi? Şık elbisesinin kabarık eteği yüzünden üzerine oturduğu hayvan bir at mı yoksa ejderha mı, söylemek zordu ama kızın duruşundaki asalet ve uzun saçlarını süsleyen tacı, çok net seçiliyordu. Gerçi duvardaki arkadaşlarını annenle tanıştırmaya karar verdiğinde annen onları göremediğini söylemişti ya, neyse.
Dün gece, nispeten yabancı olduğun bir odadaydın. Yine bir kız vardı karşında. Bir prenses değildi, tacı yoktu. Yatağında mışıl mışıl uyuyordu. Oda arkadaşın. Aranız, tanıştığınız ve birbirinize en zorlama gülümsemelerinizi gösterdiğiniz o günden beri aklında tekrar tekrar kurduğun senaryolardakinden, hayal edebildiğinden daha da iyi. Yine de günün her saati birlikte olunca, amfide yan yana oturup geceleri yan yana yataklarda uyuyunca yalnız kalmayı özlemen çok normal. Arada kendini dışarı atıp tek başına dolaşmaya çıkman, etrafına bakına bakına gezinmek istemen de bundan belki.
Bir hafta sonu yine, gezinmeye çıkmıştın. Kısa sürede sevmiştin burayı, insanlarını; turist dolu olmasına rağmen Trakyalı kalabilmiş samimi çarşısını... Hiç geçmediğin yollardan geçtin o gün ve daha önce görmediğin bir duvar gördün. Badana ve beton katmanlarının, içindeki karakterleri ortaya çıkarmak istercesine, yer yer döküldüğü kırmızı bir duvar. Odandaki gibi. Ancak yeterince bakarsan içindeki karakterleri görebileceğin bir duvar. Anonim bir sanatçı; annesinin hayali arkadaşlarını garipsediği o küçük kızın elini tutarcasına “Bak, onları ben de görüyorum.” der gibi, o beton katmanlarının, duvar çatlaklarının sınırlarını belirtmişti. Gördüğü karakterleri sprey boyasıyla çizmişti.
08/05/2018
...
Aklıma gelen bir Bridge to Terabithia kesitiyle bitireyim yazımı, siz de izlemediyseniz gidip izleyin pls. Gözleriniz kapalı ve zihniniz açıkken.








