Ne çok çektim hasretini ben ,ahh sen bir bilsen...
seen from Germany
seen from Australia

seen from Indonesia

seen from United States
seen from China
seen from United States

seen from Malaysia
seen from Italy

seen from Germany
seen from United Kingdom
seen from United Kingdom

seen from Indonesia
seen from Türkiye

seen from Singapore
seen from Italy
seen from China

seen from Australia

seen from United States

seen from Malaysia
seen from Germany
Ne çok çektim hasretini ben ,ahh sen bir bilsen...
Kimseyi tanımadım ben
Senden daha özel
İyi ki doğdun imparator 👑
Daha önce Beijing (Pekin)'den fotoğraflar paylaştım ama bir şeyler yazamamıştım. Şimdi önce o gözlemlerini yazacağım. Merak edenler daha önce parça parça paylaştığım fotoğraflara bakabilir. Sonra da fotoğraflarını şimdi paylaştığım Yasak Şehir’i anlatacağım. *** Beijing için en güzel vakitler. Kışın yaklaştığı, havanın soğuduğu ama bir yandan da şehri en güzel gezebileceğiniz dönem. Özelikle tarihi evler olan Hutonglar görülmeli. Buralarda yaşam hâlâ canlı. Bisiklet ve elektrikli bisiklet bir kültür. Herkes bunları kullanıyor. Sokaklar bisiklet deryası. Beijing'de reklam panosu yok. Bu temiz binalar ve sokaklar demek. Reklamı da şirketler bisiklet yaptırarak çözüyor. Hem reklamları oluyor hem de ulaşım sorununu çözüyor. İnsanlar sabah ve akşam sokaklarda spor yapıyor. Topluluklar halde dans ederek sağlıklı yaşam sürdürüyorlar. Wangfujin sokaklarında günlük veya geleneksel elbiselerle dans edenleri görebiliyorsunuz. Kamu yatırımları ile zenginleşen bir toplum görüyoruz. Tek bir eski araba bile yok. Taksilerin tamamı araçların çoğu elektrikli. Çin'de olmayan şeylerden biri kavşak sistemi. Dönerler yok. Ama trafikte hiçbir sıkıntı olmuyor. Trafik lambaları da durduğunuz yerde değil, karşımızdakine göre hareket edebileceğiniz düzende. Bize göre araba kullanmak zor olsa da orada sistem tıkır tıkır işliyor. Çin'de öncelik güvenlik. AVM'de girişlerde arama yok çünkü öncesinde çözüyorlar. Bu yüzden kadın erkek; 7'den 70'e sokaklarda geç saatlere kadar rahatça gezebilir ve eğlenebilirsiniz. Her yer güvenlik kameraları ile dolu. Tacizciyi bulmak en fazla 20 dakikasını alıyor güvenlik güçlerinin. Suç oranları yok denecek kadar az. Bir kafede ders mi çalışıyorsunuz, eşyalarınızı, bilgisayarınızı bırakın 2-3 saat gezin gelin, çalınan hiçbir şey olmuyor. Sokaklar fazlasıyla soya sosu kokuyor. Hemen hemen her yemekte kullanıyorlar. Fakat bir yerden sonra alışıyorsunuz. Pekin ördeğini mutlaka deneyin. DÜNYANIN EN BÜYÜK SARAYI
İkinci günümüzde Yasak Şehir’e gidiyoruz. Ming Hanedanlığı döneminde inşa edilmiş. Halka halka büyütülmüş. Dünyanın en büyük sarayı. Yapımına 1406 yılında başlanan Saray’ın 14 yılda tamamlandığı kaydediliyor. Yetkililer, ‘Yasak Şehir’i yılda 17 milyonu aşkın turistin ziyaret ettiğini belirtiyor. 720 bin metrekarelik bir alanı kaplayan yerleşke, 1925'ten bu yana müze olarak hizmet veriyor. Kusura bakmayalım ama bizim saraylar bunun yanında bahçe gibi kalıyor. Ahşap şehirde hükümdarların güvenliğini sağlamak için girişler olağanüstü önlemlerle yapılıyor. Hükümdarların ve mandarinlerin girişleri ayrı. Sadece yabancı turistlerin değil, yerli turistlerin de ilgisi büyük. Okullar gezi düzenliyor. Özellikle Çinli kadınlar, geleneksel kıyafetleriyle sarayı geziyor. Çinller tarihlerine ve kültürlerine sıkı sıkıya sarılıyorlar. Yabancıysanız randevu almak ve pasaportla girmek zorundasınız. Kapıda, çatıda, yan sütunlarda, duvarlarda her yerde ejderha görselleri yer alıyor. Ejderha bilindiği gibi Çin kültüründe gücü ve iyi şansı temsil ediyor. Çin yeni yılında, güneş hükümdarın odasındaki 9 ejderhaya vuruyor ve aydınlatıyor. Ayrıca hükümdarın kaldığı yerde 126 oda bulunuyor. İmparatorun gece hangi odada yatacağı bilinmiyor. Suikaste karşı bir önlem. İmparator ile imparatoriçenin kaldığı bölümler de ayrı. Sağında ve solunda haremler var. Yine bir bölümde, imparatorun varisini yazdığı ferman muhafaza ediliyor. Bu dönemin başbakanına da veriliyor. İmparator öldükten sonra orada yazan isimle Başbakan’daki isim karşılaştırılıyor. Eğer tutuyorsa, o kişi başa geçiyor. Avluda bol bol kazan bulunuyor. Yangına karşı önlem almak içinmiş. Yine büyük, devasa buhurdanlıklar karşınıza çıkıyor. Burada tütsü yakılıyormuş. Güneş saatleri uzun ömrü temsil eden telli turnalar ve kaplumbağalar da görülüyor. Bir fotoğrafta paylaştığım tokmaklı duran pirinçten dev kazanlar, 1900’lerin başında Japon işgalinde çalınmış. Sonra tekrar getirilmiş. Yine çıkışa doğru bir tapınak görüyorsunuz. Sarayda 9.999,5 oda yer alıyor. On, göksel imparatora ayrılmış bir sayıdır, bu nedenle Yasak Şehir'in cennette olduğuna inanılan saraya ait 10.000 odadan daha az odası olmalı. Sarayın sağındaki cennet tapınağında bir tek imparator ibadet edebiliyor. Böylece 10 bine tamamlanıyor ve cennete çıkıyor. Yer gelmişken söyleyeyim, sayılar konusunda Çin’de takıntı var. 8 uğurlu bir rakam. Gittiğim restoranlarda sorduğum wi-fi şifresi hep 88888888’di. 8 tane 8. Çin’de başlık parası da var. Ama bu para yine o evlatlara harcanıyor. Yani garantileme gibi bir şey. En düşük başlık parası 188,888 yuen. Orada da 8 var. 4 ise genelde uğursuz kabul ediliyor. Bir büyük fabrikaya gitmiştik. Orada bina numaraları 1-2-3-5-6 diye gidiyor. 4 uğursuz olduğu için verilmiyor. Toplumda din diye bir şey yok ama batıl inançlar sürüyor. Şıncın’da (Hong Kong’a yakın) falcılık ciddi boyutlardaymış. Özellikle iş insanları, gelecek yıl nasıl ekonomik tablo yaşayacaklarını falcılara soruyorlarmış. Konumuza dönelim ve bitirelim. Çin hükümdarlarına 500 yıl hizmet veren Saray, eskiden halkın girişine yasak bölge olduğu için “Yasak Şehir” olarak anılıyordu, 1911 ve 1949 Çin devrimleriyle birlikte imparatorluğun lağvedilme sürecinden sonra insanlığa açıldı. Pekin’i ziyaret eden herkese ‘Yasak Şehir’e zaman ayırmasını öneririz. Burası artık insanlara değil, imparatorlara yasak bir şehir.
Un buen viajante no tiene ni planes fijos ni la intención de llegar.
Filozof-İmparator Marcus Aurelius
Roma İmparatoru olduğu dönemde Markorman Savaşı sırasında ‘’Kendime Düşünceler’’ adlı bir otobiyografik eser hazırlayan Marcus Aurelius, imparator kimliğinin yanında filozof olarak da ün kazandı.
Roma’nın en iyi imparatorları arasında gösterilen Aurelius, küçük yaşından beri çok detaylı ve özenli bir eğitimle yetiştirilmiştir. Hocalarının, onun felsefeye olan yatkınlığını görmesi ve bu yönde yönlendirmesi sonucunda felsefeye ilgi göstermeye başlamıştır. Bu ilgi zamanla o kadar büyümüş ki Aurelius, filozof gibi giyinmeye başlamış, Antik Yunan pelerini ile gezer olmuştur.
Marcus Aurelius, imparator olduktan sonra da felsefeye olan ilgisini kaybetmemiş, Atina’da Aristotelesçi, Platoncu, Epikürcü ve Stoacı gelenekleri sürdüren felsefe kürsüleri kurdurmuştur.
Onun yazdığı Kendime Düşünceler eserinden bahsedecek olursak; eser Stoacı bir yaklaşımla yazılmıştır. Düşünürün kendine notlarından, düşüncelerini kağıda geçirme şeklinde yazdıklarından oluşturduğu eser, onun davranış ve düşüncelerinde yönlendirici, teşvik edici olan felsefi bir yol rehberi gibi görünür. Stoacı yaklaşımın temel alınarak hayatın nasıl yaşanması gerektiğini anlatır. Bilindiği üzere Stoacı yaklaşım, kişinin özellikle ahlaki yönden doğaya uyumlu, iyi, erdemli bir birey olması ile ilgilidir. Ancak bu sayede mutlu olunabilir der. Aurelius’ın eserinde Stoacı filozof Epiktetos’un bireyin kendini eğitmesi ile ilgili düşüncelerinden ilham aldığı da açıktır. Epiktetos, arzu edilen ve nefret edilen şeyler, eyleme geçip geçmeme ve aldanmaktan kaçınma konusunda kişinin kendisiyle savaşması ve eğitmesi gerektiğini söylemektedir.
Aurelius ise eserinde;
‘’Hayal gücünü yok et, dürtülerini dizginle, arzularına hakim ol. Seni yöneten zihnini efendi kıl...’’ der.
“Kendisinin imparatorluğunu elde edememiş hiç kimse özgür değildir. Kendisine hakim olamayan hiçbir insan özgür değildir.”
-PİSAGOR
Allah seni başımızdan eksik etmesin 💛❤️
Abi bekarlık sultanlık diyorlar. Ne dersin bu konuda. Diye sordu bir arkadaş ;
Ne sultanlığı. imparatorluktur kiymetini bilin 😁😂