Sen ona bakarken, onun başkasına baktığını gördüğün zaman.
İşte o zaman derinden bir ateş düşer içine, hiç sönmeyecek gibi...
seen from United States

seen from United States

seen from Greece

seen from United States
seen from Greece

seen from Australia
seen from Greece

seen from Greece

seen from Slovakia
seen from Greece

seen from Germany

seen from Slovakia

seen from Pakistan
seen from United States

seen from Slovakia
seen from Malaysia
seen from Slovakia

seen from United States
seen from Slovakia
seen from Germany
Sen ona bakarken, onun başkasına baktığını gördüğün zaman.
İşte o zaman derinden bir ateş düşer içine, hiç sönmeyecek gibi...
Heine, doğru bir otobiyografi yazmanın mümkün olmadığını, insanın kendisi hakkında bir sürü yalan söylemeden edemeyeceğini ileri sürer.
Yeraltından Notlar/Fyodor Dostoyevski
babamın altın kurallarından biri (uyulması güç olan) de şuydu: “saygı duyamayacağın bir kimseyle asla arkadaş olma.
charles darwin - otobiyografi
“yazılarım otuz kırk dilde basılır Türkiye’mde Türkçemle yasak”
"Kader beni ölümün eşiğine getirip son anda kurtarmayı seviyor sanki."
. "Doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlıyoruz, oysa yalnızca sürecin sonuna geldiğimizde öldüğümüzü hissediyoruz ve bu son bazen inanılmaz uzun bir zaman alıyor. Ölüm dediğimiz şey, yaşam boyu devam eden bir sürecin son parçasından başka bir şey değil." syf.41 . "Edebiyat, hayatın anlamına dair matematiksel bir çözüm sunan, insanın bu çözümü kendi bütünlüğüne yedirip yürütebilmesi halinde varoluşunu da açıklamasını sağlayan, böylece zamanla yüksek matematiğin bir çeşidi haline gelen ve yalnızca tamamen ustalaşırsak adına okumak diyebileceğimiz, üstün bir matematik sanatıydı." syf.74 Bernhard'ın, hayatının hastane odasında geçtiği bir bölümünü anlattığı, otobiyografik beşlemesinin üçüncü kitabını hissederek okuyabileyim diye kasvet içindeydi bugün Rize. #thomasbernhard #nefes #birkarar #çeviri #sezerduru #selyayıncılık #kitap #neokuyorum #okumakiptiladır #okumahalleri #otobiyografi
“Ne mutlu, hayatım boşa geçmemiş diyebiliyorum”
Kitaplarıyla pek çok gencin hayatına dokunmuş, Türkiye’de gençlik edebiyatı denince akla ilk gelen yazarların başında geliyor İpek Ongun. Artemis Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Anlat Anneanne”de ise torunlarıyla yaptığı sohbetler üzerinden kendi yaşamına tanık ediyor okuru. Kitabın ilgi çekici yanlarından biri de Ongun’un hayatındaki küçük ya da büyük ölçekli bazı detayların kitaplarına olan yansımasını takip etmek. Dolayısıyla hem İpek Ongun’un yaşamını okumak hem de onun kitaplarını tekrardan aralamak gibi “Anlat Anneanne”yi okumak. Ongun, yeni çıkan anı kitabı vesilesiyle hayatına ve gençlerle kurduğu iletişime dair sorduğumuz soruları yanıtladı.
Bizde aile sırları hep saklanmak istenir. Siz son kitabınızda bunun aksini yaparak oldukça samimi bir dille ailenizin yaşamına götürüyorsunuz okuru.
Bizde aile sırları hep saklanmak istenir çünkü toplum belli bir olgunluğa erişmemiştir. Mahalle baskısı diye anılan zehirli dedikodu ve yargılanma korkusu pek çok konunun dile getirilmesini önler. Oysa bizleri biz yapan hatalarımız ve onlardan öğrendiklerimizdir. Neyi yazıp neyi yazmayacağımın kararını ancak ben verebilirim, diye düşündüm, sonuçta bu benim kitabımdı ve başkalarına söz düşmezdi.
Ne kadar sürede yazdınız bu kitabı? Bu süreçte yaşamınıza dönüp bakmanız size neler hissettirdi?
Bir buçuk yılımı aldı bu kitabı yazmak. Aslında bu hem kendimle bir hesaplaşma hem de torunlarıma onlardan öncekilerin, aile büyüklerinin iyisiyle kötüsüyle yaşadıklarını anlatmak, kuşaklar arası halkalar oluşturmaktı. Benim anneannem okuma yazmayı “millet mekteplerinde” öğrenmişti, benim torunlarımsa yapay zekâyı tartışıyorlar. Kendimle hesaplaşmaya gelince, aileme ve kitaplarıma, özellikle de gençlere dokunan kitaplarıma bakınca ne mutlu, hayatım boşa geçmemiş, diyebiliyorum.
Anılarınızı torunlarınızla yaptığınız sohbetler üzerinden anlatıyorsunuz. Kitaplarınızla pek çok gencin hayatına dokundunuz. Anladığım kadarıyla gençlerle iyi bir diyalogunuz var.
Doğrudur, gençlerle iyi bir diyalogum var. Çünkü ben onları yargılamam. Duygularına, üzüntü ya da sevinçlerine saygılıyımdır. Onları eleştirmem, onlarla konuşurum. Bir şey anlattıklarında onları dinlerim, onları görürüm. Sanırım aramızdaki diyalog böyle kuruldu.
Bu kitabın en büyük motivasyon kaynağı torunlarınız olmuş. Onlar da okudu mu kitabı? Ne düşündüler?
Henüz okumadılar ama ben de okudukları zaman ne diyeceklerini çok merak ediyorum.
Peki sizin gençliğiniz nasıl geçti?
Benim gençlik günlerim güzeldi. Bir kere harika bir arkadaş grubum vardı. Bunun yanı sıra hayatımızda sanat vardı. Her hafta sonu bir piyes izler ya da sinemaya, konsere giderdik. Tiyatronun altın çağıydı o günler. Çok okurduk, kitaplar vazgeçilmezlerimizdi. Ayrıca okulda çeşitli kültür kulüplerimiz vardı, herkes bir ya da iki kulüpte çalışırdı. Özetle güzel şeylere vaktimiz vardı.
Benim için bu kitabın en ilgi çekici yanı hayatınızdaki bazı detayların kitaplarınızdaki yansımalarını keşfetmekti. Bu detayları okurlarla paylaşmak sizin için de heyecan verici oldu mu?
Hem de nasıl! Çünkü okullara gittiğimde pek çok kez bu tür sorularla karşılaşıyorum. O nedenle nu tür küçük sırları çok keyiflenerek açıkladım.
Kitapta hayatınızı etkileyen üç kadından bahsediyorsunuz: Anneniz, anneanneniz ve teyzeniz. Hangi açılardan etkiledi bu üç kadın hayatınızı?
Anneannem güçlü bir kadındı ve sürekli yakınanlara kızardı. O nedenle ben mümkün olduğunca yakınmamaya çalışırım. Teyzemse zeki ve esprili bir kadındı. En kötü olayda bile gülünecek bir taraf bulur, en karanlık anlarda bile onun bir sözüyle herkes gülmeye başlar, hava değişiverirdi. Bu da bana olaylara gülerek bakarsak, o yükün daha kolay taşındığını öğretti. Bunda ne denli başarılı olduğum tartışılır, o başka. En büyük dersse annemden… Hayatta, uzun vadede hoşgörülü, anlayışlı olmanın, insanları kırmamanın, yumuşak bir üslupla konuşmanın pek çok sorunun halledilebileceğini gözlerimle görerek öğrendim.
Peki ya aşk… Aşk nasıl etkiledi hayatınızı?
Aşk, hayatımı çok güzel etkiledi. İlk önce birbirimize âşık olduk ve yirmi gün içinde karar verip evlendik. Ama bence sonrası daha önemli. Aşk sevgiye dönüştü, dönüşebildi. Sevgi arkadaşlığı getirdi. Ve biz yıllardır birbirimizi çok seven iki arkadaş olduk. Konuşacak pek çok sözü olan elli iki yıllık bir arkadaşlık bu.
Kitapta şehirler de önemli bir yer tutuyor: Ankara, Atina, İstanbul, Mersin… Sizin için en özel şehir hangisi oldu şimdiye dek?
Açık ara Mersin! Elbette İstanbul da çok önemliydi benim için ama Mersin’in anlamı bambaşkadır. Güzel bir Akdeniz kenti olmasının yanı sıra iki kızımızın da evde olduğu dönemdir, benim en mutlu olduğum dönem diyebilirim. Ayrıca mahalle kültürü ve komşuluk da vardı. Sokakta oynayan ve susayınca o sokaktaki evlerden birine rahatça gidip bir bardak su isteyebilen son kuşaktı bizim kızlarımız. Ayrıca pek çok dostum, sevdiğim arkadaşlarım oldu Mersin’de.
http://www.milliyet.com.tr/ne-mutlu-hayatim-bosa-gecmemis/cumartesi/haberdetay/16.12.2017/2573374/default.htm
94 mart ikindisinde ilk defa düzce’de ağladım en son da dün akşam sevdim balıkları kuşları ısırganları tabi bir başka insanları hayatta hep bir doğru vardır diye düşünüp içinden çıkamadığım olaylar da yaşadım inandığım her şeyin peşinden gittim 18 ime kadar futbol 4 yıl hiç durmadan tiyatro selam verdim selam aldım 5 yıldır da şiir yazarım şair değilim mısra düzerim kah uzun kah kısa anlatırım eksikliğimi hızlı karar veremedim hiç çorap alırken de arkadaş olurken de çorabın ipi kaçanını arkadaşın en dalgınını seçtim sevemedim arabaları kart oyunlarını tavlayı şarkıların müziğine değil sözlerine takıldım kendi boşluğumda duruyorum hayata karşı en çok da haksızlığa karşı henüz çok yakınımdan kimse ölmedi ölse ona da alışacağım biliyorum eksile eksile azala azala çıkaramadım kimseyi hayatımdan gitmemi istedi bazıları çıkar kelimesinin eksilmek olmadığını öğrendim bir gün çıkardım kapşonlu hırkamı oturdum güneşin çıkarsız ısıttığı taşlara o taşın üzerindeyim hala gözüm pek doğrum tek belki çıkarım yarına
kaan uzun, mart eksiği