Yer / Yurt / Çukur
Düzen kendi daim o düzensizliği içerisinde insanlarını göz ardı etmeye, herkesi bir rakam kılmaya, sürünceme olmadan devam edenlerindir. Bugün içinde kalakaldığımız -coğrafya bu kötülük timsalinin rehini kılınırken bir yandan da normalleşme süreçleri zikredilirken varılan çürümenin sahnesi yapılıyor. Birbiri içerisinde değişken tavırlarla, a’dan z’ye olan her sıradan meselinin çarçur edilmesi, üstüne basılıp geçilmesi o muktedir sayesinde bariz bir hakikat kılınıyor. Yok eden çürüten ve aynı zamanda da yitirmeyi sürekli kılmış olana ait mekanizma düzen diye yutturulmaya devam olunuyor. Bir saha, karanlığının dibindeki halleriyle bütünlüklü olarak yıkıcı, sıradana düşman olmaktan zerre gocunmayan toplamı memleket diye yutturmaya devam ediyor.
Düzen hayatlara karşıtlığın simgeleştirildiği bir sahnenin ta kendisi olan 2020 yılının orta yerinde kendini belirginleştiriyor. Pandemi sürecinin ortasında, hastalık kadar yaygınlığı artık uzaklardan, çerçevenin dışından dahi görülen / anlaşılan nefret / hiddet / ırkçılık gibi pek çok etmenle / mutlak, kati faşizmin bina olunması güncelleniyor. Bir menzilin bariz bir biçimde hızar gibi hayatı ezip geçmesi / çürütmesi hali güncel, daimi, devamlılığı tek kalemde sağlama alınan bir mesele dönüştürülüyor. Artık hayatın sıradana dair bir mesele değil salt ve sadece muktedir ile avenesinin, yancılar ile o ranttan pay almaya hakları var edilmiş zümreler olduğu gizlenmeye bir meseldir. Cürmün coğrafyası kendi doğrusunun bunca bariz bir yıkıcılık / bu kadar keskin bir yıldırı ve tahakküm hallerinin toplamından mülhem olduğunu bariz ifşa edendir.
Düzen, bayram seyran günlerinden şimdi normalleşme sürecinin ifade olunduğu Covid19 pandemi sürecinin dahilinde ve sonrasında bu hallerle bunca açıktan / bariz kılınmış olan o cerahatle birlikte yön tayinine girişmektedir. Hayatın berhava olunduğu, her fecaati var edip sonra da bunları akla hayale gelmeyecek senaryolarla dış mihrak oyunu kılan / bilen veya bildiren devletlinin süre gittiği istikamet bu düzen denilenin fecaatini de kesintisiz bir biçimde örneklemektedir. Sıradanın normatif kıldığı / bildiği gündelik haline onlarca kez müdahale edilen, yaşamsal halleri sağlamaktan artık aciz, sosyal devlet olgusunun bir hiç kılan / düşünen menzilin ulu orta ettiği, ektiği yücelttiği ülke tahayyülü bu düzenekler sarmalının kasıtlı halleri artık uzak öte değildir, her şey afakidir! Görmek isteyene.
Mezopotamya Ajansı’ndan aktaralım: “Halfeti’de karakol bahçesinde yüzükoyun yatırılmış fotoğrafları basına yansıyan yurttaşlardan 37'si hakkında takipsizlik kararı verildi. Urfa Barosu’ndan Mevlut Güneş, “İhlal edilen, insan hakları, masumiyet karinesi ve hukuk ilkeleri oldu” dedi.
Urfa’nın Halfeti ilçesi Dergili (Dêrto) Mahallesi’nde, 18 Mayıs 2019 tarihinde HPG’liler ile polisler arasında çıkan çatışmada 1 polis ve 2 HPG’li yaşamını yitirmişti. Sonrasında, olayla bağlantılı oldukları iddiasıyla 55 kişi gözaltına alınmış ve gözaltına alınanların karakol bahçesinde sıralı şekilde uzatılmış fotoğrafları ile işkence gördüklerine dair beyanları basına yansımıştı.
Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından söz konusu kişilere ilişkin başlatılan soruşturma tamamlandı. Başsavcılık, gözaltı süresince yoğun işkencelere maruz kalan 37 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcılık, 13’u tutuklu 18 kişi hakkında ise iddianame hazırladı. İddianame, Urfa 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Urfa Barosu Yönetim Kurulu Üyesi ve İnsan Hakları Koordinatörü Mevlut Güneş, verilen takipsizlik kararını değerlendirerek, olayın başından beri masumiyet karinesinin göz ardı edildiğine dikkati çekti. İşkence ve kötü muamelenin avukatların müvekkilleri ile yaptığı görüşmeler ile ortaya çıktığını hatırlatan Güneş, “Meslektaşlarımızın tutanakları ve gözlemleri yine sosyal medya ve basına yansıyan fotoğraflar, gözaltına alınan şahısların bu yönlü yaptıkları başvurular neticesinde işkence iddiaları su yüzüne çıkınca, baromuz ve yönetim kurulumuz harekete geçerek duruma müdahale etti. Tabi ilk başta engellenmeye çalışıldı girişimlerimiz. Baromuz işkence iddialarına ilişkin hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı. İşkence ve kötü muamele uluslararası boyuta yansıdı. O dönemde Uluslararası Af Örgütü imza kampanyası başlattı. Yine İngiltere Parlamentosu’nda bu durum gündeme geldi. Yani sınırları aşan uluslararası boyut kazandı” sözleriyle o dönem yaşananlara değindi.
Güneş, 37 kişi hakkında verilen takipsizlik kararına da işaret ederek, kararı şöyle yorumladı: “Masumiyet karinesi göz ardı edilerek 55 insan gözaltına alındı ve işkence yapıldı. Tabi kimi çevreler işkencenin müstahak olduğunu söyleyecek kadar düştüler. Gelinen noktada bırakın mahkemenin yaptığı yargılamayı savcılık makamı herhangi bir suç unsuru bulunmadığından 37 kişi hakkında takipsizlik kararı verdi. Sonuç ne oldu? İhlal edilen insan hakları oldu, masumiyet karinesi ve hukuk ilkeleri ihlal edildi. Yine işkenceye maruz kalan bireylerin kişilik haklarına saldırı oldu. Hatta bu durum meşru sayılmaya çalışıldı. Yargı millet adına, güvenlik güçleri devlet adına hareket eder. Bu durum anayasada da açık bir şekilde dile getiriliyor. Bu ihlallerin yaşanmaması için millet adına yargılama yapan kişi kurum ve makamların, devlet adına çalışan kişi ya da kurumların bu ihlallere müsaade etmemesi gerekir.”
İşkencenin suç olduğunu vurgulayan Güneş, şöyle devam etti: “Düşünün Türkçe bilmeyen insanlar gözaltına alınarak itirafa zorlandı. En azından gördüğümüz bu oldu. Toplumu da vicdani olarak rahatsız eden, ayrıştıran muameleler oldu. İşkencenin mahkûm edilmesi gerekir. Tabi bu uygulamaların önüne geçilmesi için baroların özgür olması gerekiyor. Ama gelinen aşamada bahsettiğimiz gibi baroların yapılarında değişikliler yapılmaya çalışılıyor. Bu durum Halfeti işkencesinde olduğu gibi işkence ve hak ihlallerinin gün yüzüne çıkmayacak, mağduriyetler yaşanacak. Bu nedenle baroların bağımsızlıklarını tartışmak yerine baroların özgür yapılarının daha da nasıl geliştirileceğine yönelik çalışma yürütülmelidir."”
Düzen var edilmiş fasit döngü içerisinde bir ülke gerçekliğini bırakmıyor. İşkencenin her türlüsünün reva görüldüğü, var edildiği bir örneğin, günlerce yaygın medya aracılığıyla ol insanların terörist ilan edilip durulduğu bir günceden yıllar sonra çıkagelen aklama hali her neyi değiştirir, sahiden? Bir menzil ki içine doğru göçmeye devam ederken yaşamın her durumda, her koşulda çürütülmesine müdahil olunması bir geleceğin de kalmadığını bir kez daha yineleyelim gösterir. Vahametin, işkencenin, ötekileştirmenin ve düzenin ol namla anılanın sıradana vaat olmaktan öte hakikat kıldığı şey bir karanlığa rehineliktir.
Düzen, bugün bu namla anılan şey hayatları yedi gün / yirmi dört saat gözetleyen, içinde yaşayan sıradan olanın hakkını her anlamda gasbeden, yutan, yok sayan, ezen, delen ve bitimsiz bir biçimde linç etmeye teşne bir kolektif kötülük tezgahıdır. İçinde kaldığımız şu sahanın dönüşümünü bunca bariz bir biçimde şu pandemi güncesinde ettiği, eklediği, eylemeye devam ettiği her şeyle birlikte / bütünlüklü okuduğumuzda ahlakın da etiğin de sözün de, hürriyetin de, barışın da dinamitlendiğini görmek mümkündür. Biteviye siyahın karanlık bir düzlemin binası devam olunurken, işkencelerin bahsinin konuşulmaması da dert olmaya devam edendir. Budur yeni ülkenin, her türlü var ettiği fecaatin ta kendisine en yalın örnek.
Yeni Yaşam Gazetesi’nden aktaralım: “Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, Iğdır, Siirt, Kurtalan, Baykan ve Altınova belediyelerine kayyum atanmasına karşı açıklama yapılmak istenmesine polis müdahale ederek, il Eşbaşkanı Vezir Coşkun Parlak’ı gözaltına almıştı.
Bir kez daha kayyum atanmasını protesto etmek isteyen partililere polis “Valilik izni olmadığı” gerekçesiyle müdahale etti. Parti binasından çıkan partililere polis izin vermeyerek, darp etti. HDP Parti Meclisi Üyesi ve avukat Alişan Şahin, polisler tarafından yere yatırılarak, ters kelepçelendi.
HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi KHK’li Sosyolog Veli Saçılık da polisler tarafından gözaltına alındı.
Müdahale sırasında HDP üyeleri HDP Hakkari eski Milletvekili Nihat Akdoğan, Deniz Akil, Zeyno Bayramoğlu, Mehmet Şerif ve ismi öğrenilemeyen 3 kişi gözaltına alındı. Parti binası abluka altında tutulmaya devam diyor.
HDP Ankara İl Örgütü, kayyumlara ilişkin yapılmak istenen açıklamaya polis saldırısını ve gözaltıları kınadı.
HDP Ankara İl Eşbaşkanı Pakize Sinemillioğlu açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “İktidarın uygulamaları bütün toplumu tehdit ediyor. Bizler bu iktidar tehdidini ancak, bütün ülkede demokrasi isteyen özgürlük ve barış isteyen, eşitlik isteyen insanların dayanışmasıyla aşabiliriz. Bu mücadele yalnızca HDP’nin meselesi değildir. Bu mesele bu ülkenin geleceğinin meselesidir. Eğer bunu fark etmez ve gerekli dayanışmayı ortaya koymasak, daha büyük tahribatlar kaçınılmaz olacaktır” Mücadeleyi büyütme çağrısında bulunan Sinemillioğlu, “Darbeci AKP ve MHP iktidarına karşı mücadeleyi demokrasiyi, adalet, hukuk, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütüp ortaklaştıralım” dedi.
Açıklamada konuşan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ise “Faşizan iktidar baskıcı uygulamalarıyla Kürt meselesinde sorunu çözebileceğini sanıyor ama gün geçtikçe kaybediyor. Çözümün zamannıı uzatmaya çalışıyor. Anayasayı çiğniyor, anayasada belirtiliyor belediye başkanları ancak görevleri ile ihlal suçundan görevlerinden alınabilir. Kayyım atıyorlar bunu protesto edeni de darp ederek bastırmaya çalışıyorlar. Hakkı hakikati engelleyemezler. İl binasında basın açıklamalarına bile soruşturma açıyorlar. Faşizmin sınırı yok, ahlakı yok. Biz demokratik kesimler olarak bu zalimce uygulamalara boyun eğmeyeceğiz” diye belirtti.”
Düzen zorbalığını aralıksız yineleyen bir mekanizma olarak güncelleniyor iş bu sahada. İş bu saha bir biçimde zor / bet / feci ile olan teşviki mesaisine sürekli olarak devam etmeye diyen bir cerahat halinin üstünde yükseliyor. Her güne apayrı zorbalık, her güne apayrı bir yıldırı, her anına bambaşka bir tahakküm nesnelliği ile yaşatmama hali artık gizli veya örtük değil doğrudan ve açık bir biçimde işleniyor, işlevselleştiriliyor. Bir menzil ki hayat muktedirin iki dudağından çıkagelecek her türden tereddütsüz yıkıma rehin. Bir menzilin ta kendisi ki demokrasi var bizde, hukuk devletiyiz, düz ovada siyaset bizde ve daha nice ilave şablon sakız gibi çiğnenirken vekillere saldırılıyor. İnsan hakları yerle yeksan edilip çürüme devamlılığa kavuşturulurken Erdoğan Alayumat’ın Mezopotamya Ajansındaki şu haberi düşer.
“Kilyos Mezarlığı’nda 261 cenazenin gömüldüğü kaldırımın görüntülerine ulaştık. Numaralandırılmış 18 mezarda kemiklerin içinde yer aldığı plastik saklama kaplarının nasıl üst üste atıldığı ve ayaklarla itildiği gözler önüne seriliyor.
Bitlis’in Yukarıölek (Oleka Jor) Mahallesi’ndeki Garzan Mezarlığı’ndan 19 Aralık 2017 tarihinde ailelerine haber verilmeden çıkarılarak İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) getirilen 282 cenazenin Kilyos Mezarlığı’nda gömüldüğü kaldırımın görüntülerine ulaştık. Mezopotamya Ajansı’nın ulaştığı görüntüler, DNA eşleşmesi sonucu 21 cenazenin ailelere verildiği ve hala 261 cenazenin gömülü olduğu kaldırıma kemiklerin içinde yer aldığı büyük plastik saklama kaplarının nasıl üst üste ve yan yana gömüldüğünü gözler önüne seriyor.
Kaldırım altında açılan numaralandırılmış 18 mezara toplu olarak nasıl gömüldüklerini gösteren görüntüler, Cengiz Demir ve Hüseyin Döner’e ait kemiklerin, DNA eşleşmesi sonucu ailelerine teslim edilmesi sırasında çekildi. 2 Mart'ta çekilen görüntülerde, Demir ve Döner’e ait 6 ve 9 numaralı mezarlara gömülü saklama kapları içindeki kemikler, görevliler tarafından çıkarılarak, yakınlarına verilme anı yer alıyor.
261 kişiye ait kemikler plastik büyük saklama kapları içinde üst üste gömülmüş. 1’den 18’e kadar numaralandırılmış mezarların her biri iki katlı. İçinde kemikler bulunan kaplar, iki adet üst üste gelecek şekilde 4 sıra halinde yerleştirilmiş. Açılan 6 numaralı mezarda sadece 24 cenaze var. Yaklaşık 3 metre derinliğinde iki katlı kazılan mezarlar ytong tuğlalarla ayrılıp, üstü iki beton blokla kapatılmış. Beton blokların üstünü de toprakla kaplamışlar. Açılan mezarlardan birinin su içinde kaldığı görülüyor.
Demir ve Döner’in kemiklerinin bulunduğu kapları bulmak için açılan mezarlardaki tüm kutuları dışarı çıkaran bir mezarlık görevlisi, diğerlerini daha sonra tekrardan mezarların içine üst üste koyuyor. Bu esnada mezarlık görevlisi, kemiklerin bulunduğu kapları ayağıyla itiyor. Kemiklerin içinde olduğu kapların üstünde her cenazeye verilen bir morg numarası ile Adli Tıp Kurumu numarası bulunuyor. DNA örnekleri eşleşen ailelere, bu numaralar üzerinden yakınlarının kemikleri teslim ediliyor. Görüntünde, “Tüm cenazeler burada mı gömülü?” diye sorulan görevlinin, “Evet” yanıtı verdiği duyuluyor.
Garzan Mezarlığı’nın yıkıldığını öğrendikten sonra cenazelerini teslim almak için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gidip DNA örneği verdiklerini anlatan Cengiz Demir’in kardeşi Azad Demir, uzun süre cenazelerin nereye götürüldüğünü bile öğrenemediklerini söyledi. Uzun uğraşlar sonucu kardeşinin cenazesini teslim almak için 2 Mart’ta Kilyos Mezarlığı’na gittiklerinde gördükleri manzaranın kendilerini bir kez daha yıktığını dile getiren Demir, mezarlık diye kendilerine gösterilen yerin yol kenarı ve etrafın pislik içinde olduğunu söyledi. Demir, mezarlar açıldığında kemiklerin bulunduğu kutuların su ve çamur içinde olduğunu aktardı.Karşılaştıkları tablo için “Sözün bittiği yer” diyen Demir, bu tablonun ne ahlak ne de vicdanla izah edilebileceğini ve hiçbir inançta yerinin olmadığını vurguladı.”
Bir izansızlık, bir insafsızlık, bir insandan ırama halidir İstanbul’un Kilyos’unda kaldırım taşlarından görünen. Bir düzenin öteki addettiği, düşman bildiğini canını aldıktan sonrası bile işkence etmekten, geriye kalan ailelerine acı çektirmekten kaçınmadığının tezahürü olarak çıkagelen bir vahşet karşımıza çıkartılır. Kutulara sıkıştırılmış artakalan bedenlere ait parçalar, istiflenip sıkıştırılan hayatlar, geriye koca bir karanlığı simgeleştiren acziyeti ve düşmanlaştırmanın boyutunu göstere gelen sahnelemeler ile düzen çürütendir. Düzen o Kürd ile ilişkisini çoktandır, bir asır önceki Ermeni’den Pontos Rumuna kadar olan öteki kimliklere karşı var ettiği / belirgin kıldığı hedef almaları bugün dört bir yanda yineleyen bir mekanizmadır. Bir asırdır şu topraklar çorak kılınan bir yerdir. Bir asırdır bu sahanın bir yer, yurt değil bir çukura evrimi kesintisiz devam olunandır. Bir asırdır hayat eksikli bir meseledir. Bir asırdır hayata düşürülen gölgeler şu düzen eliyle hiç kesintisizdir. Bir asırdır...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2020
Görseller: Mezopotamya Ajansı 1 ve 2














