Yorgunuz. Vahşetten mülhem, o tahakkümün sınırlarında yol alan bir ülkede her günün deney kılınmasından yorgunuz. Patavatsızca, aleni kötülüğün yüceltilmesinden yorgunuz. Bile isteye nefretle bu toprağın artık sayısı çoktan unutturulmuş kırımlardan bir başkasına yine yeniden rehin edilmesi gayretinden yorgunuz. Bütün o çürümenin dipsiz, belagatin sonsuz kılındığı sofraya yurttaşlar olarak oturtulmaktan yorgunuz. Biyopolitik bir cerahate rağmen hala her şey yolunda türküsünden enikonu yorgunuz.
O meşum zatın adına bir ülke denilene yaptıklarını gördükten sonra o yollardan, bütün bu yıllardan sonra şu yarına nasıl çıkılır bunun hesabından yorgunuz. Ayın sonunu değil, ortasını bile getiremeyen halktan birisi olarak veresiye vere vere kalmadı diyen bakkal gibi şişmiş hesaplarla, cep delik cepken delik bir başımıza kalmaktan yorgunuz. Karun gibi hayatlar sürüp, ranttan, talan ve yağmadan galiba en çok da bu kırım ülkesinin yapılandırılmasına ses etmeyip oluruna / cukkalarına bakanların menfaatlerinden, mamafih tükenmeyen nefsinden yorgunuz. Bir ülkeyi muktedir olduğu için sahiplenip eski devletlinin palazlandırdıkları gibi bizimdir diye bağırıp çağıra duranların var ettikleri cerahatten yorgunuz.
Tükenmenin bir normatif kılındığı yerdeyiz. Geçmişin karanlığına ait yaraların yok edilmesi bir yana güncellendiği sahadaki onca hır gürden yorgunuz, yapayalnızız ve eksiğiz. Her gün bir başkasına karşıtlıkla çıkagelen muktedirin var ettiği yıkımdan yorgunuz. Hayat basitçe bir meselmiş gibi davranılmasından yorgunuz. Çürümeyi çoğalttıkça, kesintisiz bir hınçla varlığa ve kimliğini yaşatmaya çalışanlara karşı nefretin güncellenmesinden, devletin ta kendisinden çoğaltılan insan hakları kırımından yorgunuz.
Soğan depolarına baskınlar düzenleyip bunu stokçulukla mücadele deyip ürünler hiç öyle saklanamasa çürüyeceğini bile bile yalana devam diyenlerden yorgunuz. Kötülüğün artık bir vaat olmaktan öteye taşınıp, her günün demirbaşı kılınmasından, her yeni günün daha karanlık kılınmasından yorgunuz. Yorgunuz. Vahim olanın peşi sıra tutturulan yolun belirgin bir siyaset kılınmasından, geleceğin böyle bildirilmesinden yorgunuz. Afaki bir dilin, nefret ve ırkçılıkla hemhal olan bilincin bu ülkede onca badireye rağmen / yıkıma rağmen hala alıcısı olmasından yorgunuz.
Dünün sığ siyasetinin bugünün gündeminde hamleleri belirleme noktasında kendini tekrardan var etmesinden, bunun da yeni ülkenin omurgasında sabit kılınmasından artık yorgunuz. Tüm cümlelerin, devletçe birer ikişer kirletilmesinden yorgunuz. Kan istencinden, yıkımları yeterli görmeyen zihniyetin her günü dar etmesinden, ırkçılıktan enikonu yorgunuz. Çaresizliğin reçete edilmesinden yorgunuz. Biçimlendirilen ülkenin yeni denilirken bizatihi eskinin restore edilmesinden mülhem bir yapı olmasından, bunun bile yutturulmasından yorgunuz.
Devletin devletliğini yurttaşına karşıt, koşullandırılmış bir tehdit mekanizması ile tesis etme gayretinden yorgunuz. Derlenip, toparlanıp saldırganlığını muhafaza edip yeniyi eski kılarak, ondan el alarak bir gelecek çizilmesinden yorgunuz. Ümidimizin her defasında kırımlara mahkum edilmesinden yorgunuz. Hiçbir fecaati kafi görmeyen muktedirin cehennemi yer yüzünde yeniden kurmasından yorgunuz. Bir aralar bu saha bir yaşam sahnesiydi, bugün çürümenin resmi sahası diye bildirme mevcudiyetinden yorgunuz.
Müştereklerimizi savunacak bir avuç insan sayısına düşmekten de yorgunuz. Sert, soğuk dibine kadar karanlık bir ülkenin imali güncelken halan ne var kardeşim, devletimiz sağ olsun diyenlere önce insan demekten yorgunuz. Makamların insanlar ve haklarından önce kılınması gayretinden yorgunuz. Devlet bu ülkeyi biyopolitik bir deney sahası haline dönüştürürken tüm o meselleri, yağmalamasını sürdürmesinden yorgunuz. Soğandı, patatesti, antibiyotiği fazlaca kaçmış yoğurdu ve dahası genetik müdahalelerin sınırsız kılındığı sözüm ona organik gıdanın bile iktidarın olur vermesi ile hakikat kılındığı bir yerden bildiriyoruz. Yorgunuz.
Açığa çıkmış olan devletli tahayyülünün bildik, tanıştırıldığımız o katran karanlığı ile hemhal olmasının yankısında birkaç cümle okuyanlar içindir şu yukarıdaki meram. Hiçbir şeyi sorun, sorgu meseli, hayatı için endişe edici bulmayanlar zaten bu satırları okumadı, okumuyorlar da. Gerisini de merak etmeyeceklerdir. Bu memleket bizim diyen güruh için de bir avuçtan azalmış bir halktan bir anarşistin vaveylası kulak vızıltısı olmaktan ötesine geçmeyecektir. Ne demiştik, bu ülkeyi en çok bu bahisleri kullanıp, bizim, sizin değil diyenlerle, geçmişte ezilip, kırıldığını iddia edip ne kadar alakasız şey varsa bundan mağduriyet devşirip sonunda kendisi muktedir olduğunda a) şıkkına geri dönen, bizatihi o bu ülke (sadece) bizim kavgasına dahil olanlar kırımın sınırlarına taşıdı, taşımaya da devam ediyor hala...
AKP Denizli İl Yönetim Kurulu Üyesi Cemile Taşdemir, sosyal medya hesabından tepki çeken bir paylaşımda bulundu. Cemile Taşdemir, paylaşımında muhalefet partilerini hedef aldı. Taşdemir şu ifadeleri kullanır: “Allah kimseyi -CHP'ye oy verecek kadar AKIL'sız -HDP'ye oy verecek kadar VATAN'sız -İP'e oy verecek kadar ÜLKÜ'süz -SP oy verecek kadar İMAN'sız bırakmasın!” Cemile Taşdemir tepkilerin ardından tweetini siler. Birgün’de yer alan iş bu iki satırlık haber metni, o habere konu olanın yazıp çizdiğidir memleket değil de bir azap çukuru neymiş, nasıl üretilirmiş bildiren. Cerahate kol kanat gerildikçe, taşlar, pardon ol malum pastanın paylaşımı güncellendikçe, irin de kendiliğinden güncellene gelendir. Yıldık, yorgunuz ama bunların da bahsini etmeliyiz.
Basbayağı aralarında farklar bulunan HDP’yi bu şablonun dışında tutarsak düzen partilerinin tamamının nasıl da birbirinin laciverdi olmaya devam ettiği muhakkaktır. Atıldı mı mangalda kül bırakmayan üçlünün, milli ve yerli koalisyon içindeki iktidarla, dördüncü partinin birleşik kurduğu cepheleşme artık kabak tadı vermiş olan bir ırkçılığı barındırır. Bunca bariz ve kesin olarak tüm o diğerlerini kapsayacak bir linç çabasının seyrüseferidir kurumsallaştırılarak bir kez daha ağızlardan kaçırılan. Memleket değil de bir cerahat sarmalının imalidir kesintisiz ola gelen.
Taşdemir savunduğu cerahatle ikiye, üçe, beşe çoktan bölünmüş menzili bildirmektedir. Tüm o çürümeyi bir norm kılan devletin tahayyülü ortadadır. Düzenin partileri arasından seçiminizi yapsanız dahi salt muktediri seçmediğiniz için bir kampa dahil edilmeniz süreğendir. Ayrım, yıkım, tahakküm, ayrıştırma, hiddet ve linç illa kan akıtılarak değil böylesi bir halde şu yukarıdaki iki satırlık o örnekle bağdaşık da imal olunur.
Yorgunuz, bu çürütme halinin bile ardının sorulmamasından nedir diye sorgulanmamasından. Yorgunuz, soruşturma muhakkak ki açılacaktır diye adet yerini bulsun kabilinden eylemler gerçekleştirilirken bir yerlerde başka taşlamaların, hedef almaların, yeni yıkımlar için denemelere girişilen bir yerde bildiriyor olmaktan.
Hınç alma, rövanşizm takıntısının nerelere vardığını görmek bile doksan beş yılın nasıl heder edildiğini göstere gelendir. İyi de bu tahayyül neyi var eder. Herkesin en başta o meşum zattan başlayarak itip kaktığı, yaftalayıp bir de damgaladığı, gözdağı verdiği bir mefhumda hayat ne olacaktır, hayatta ne olacaktır? Süreğen kılınan linç şablonunda bugün o, yarın bu, diğer gün şu diye uzayıp duran listede, onca yara hali hazırda bir hakikaten her ne olacaktır yarın? Yaraları, yeni yıkımlarla biçimlendiren bir muktedir anlayışında sözün çalınmasına ne demeli bu arada. Yorgunuz, bütün bu bahisleri sıkça yinelemekten, gel gelelim memleket diye adı çıkan şeyin, ortada biçimlendirilmiş ol kalıtın var ettiği fasit döngü her gün bir başka bet ve fecaati bildirirken yazmayalım da ne yapalım!
“Kapatılan Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak amacıyla başlatılan "Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği" kampanyasına 16 Ocak 2018’de katılan gazeteci Ayşe Düzkan, Hüseyin Aykol, Mehmet Ali Çelebi, Hüseyin Bektaş ve Ragıp Duran’ın yargılandığı davada karar çıktı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği kararda gazeteci Hüseyin Aykol'a "Örgüt propagandası yapmak" iddiasıyla 3 yıl 9 ay, Hüseyin Bektaş, Mehmet Ali Çelebi, Ayşe Düzkan ve Ragıp Duran'a ise ayrı ayrı birer yıl 6'şar ay hapis cezası verildi. Karar duruşmasında avukatların savunma için süre talep etmesine rağmen mahkeme heyeti, süre vermedi. Dava kapsamında bazı gazeteciler savunma yapmamasına rağmen ceza verilmişti.”
Evrensel Gazetesi’nden alıntılayalım: “Kararın verilmesinin ardından avukata İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’ne istinaf başvurusunda bulundu. Başvuruyu değerlendiren mahkeme, yerel mahkemenin gazetecilere verdiği cezanın hukuka aykırılığının bulunmadığına karar verdi. Delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerinin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, cezalarının kanuni bağlamda uygulandığını belirten mahkeme, esastan reddine karar vererek cezaları onayladı.”
Sendika.org’tan alıntılayalım: “Aralarında ETHA çalışanları İsminaz Temel, Havva Cuştan ve Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatları Özlem Gümüştaş, Sezin Uçar ile ESP üye ve yöneticilerinin olduğu 6’sı tutuklu 23 kişinin yargılandığı dava 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İsminaz Temel, Erkan Kakça, Coşkun Yiğit’in tutukluluğunun devamına karar verildi.”
“Tutuklu yargılanan ETHA editörü İsminaz Temel, salonda bulunan gazetecileri, Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınlarını selamlayarak savunmasına başladı.
Temel, iddianamede yer alan eylem ve etkinliklere katılmanın hak olduğunu ve hepsine gazeteci olarak katıldığını söyleyerek şunları kaydetti: Dosyada eylem ve etkinliklere gazeteci olarak katıldığına dair bir sürü delik olmasına rağmen eylemci olduğuna dair tek bir delil yok. SKM’nin 14 Şubat’ta yaptığı eylemde görüntü ve not aldığım yer alıyor ve gazeteci olarak eylemin görüntüsünü ve bilgilerini not almam son derece doğaldır. SKM Genel Meclis üyesiyim. Soruşturmanın ciddiyetsiz olduğunu ifade eden Temel, iki yıl önce gerçekleşen olaylardan dolayı 13 aydır tutuklu olduğunu kaydetti. Temel, “Tutukluluk nedenlerinin ‘delillerin karartılacağı’nın akla uygun olmadığını çünkü 13 aydır dosyaya yeni bir delil konmadı” diye vurguladı.
Tutuksuz yargılanan Ali Düzgün, SYKP üyesi olduğunu belirterek Gezi Direnişi’nin halk isyanı olduğunu ve katıldığını ifade etti. Yılmaz Selçuk’un cenazesine ve anmasına katıldığını çünkü Selçuk ile aynı dünya görüşüne sahip olduğunu söyledi. Ayrıca iddianamede yer alan eylem ve etkinliklere katıldığını çünkü hepsinin demokratik ve vicdani eylemler olduğunu kaydetti.
Tutuksuz yargılanan Sercan Genç, dosyada yer alan eylem, etkinlik ve cenazelere katıldığını söyledi. ‘Molotof hazırlamak’ iddiasının Gazi’de parkta arkadaşı ile mangal yapma konuşmasından yola çıkılarak iddia edildiğini belirterek “Halka açık alanda molotof hazırlamak ne kadar akla yatkın” diye sordu.
Savcı mütalaasını verdi ve tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi. Savcının mütalaası üzerine söz alan ETHA editörü İsminaz Temel’in avukatı Ömer Çakırgöz, 13 aydır tutuklu olan Temel’in hangi delili karartacağını sorarak dosyaya yeni delil konulmadığını vurguladı. Bir önceki mahkemede Temel’in tutukluluğuna devam kararına şerh koyan hakimin tutumunu hatırlattı. Duruşmaya verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti Hünkar Hüdayi Yurtsever, Suruç gazisi Mazlum Demirtaş, İlhan Aslan tahliye edilirken İsminaz Temel, Erkan Kakça, Coşkun Yiğit’in tutukluluğunun devamına karar verdi. Mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 14 Şubat 2019 tarihe erteledi.”
İnsanların hayata dair söz söyleme gayretinin önünde yükseltilen duvarlardan artık yorgunuz. Temel, Cuştan, Düzkan, Akyol, Duran, Çelebi ve nicesinin haberi bildirme, var olan fecaatin ta kendisini duyurma istencine karşıt kurulan tahakkümün yıkımından endişeliyiz. Büyük, çok büyük devletlinin / devletlerin ağızlarına sakız ettikleri endişeden bahsetmiyoruz. Sözünü savunmanın imkansız kılındığı, cerahatin temsili dışında kalan herkesin hedefe koyulduğu bir yerde hayatın talan edilmesine, kastına dairdir meselemiz. Bir asra yaklaşan cumhuriyet adlı serüvende demokrasinin bir rezil kepazeliğin ta kendisine dönüşümünedir seslenişimiz.
Hayatın bunca bariz kuşatılması karşısında her ne olacaktır buna dairdir sözümüz. Hikaye değil hakikat bu çürütme istenciyken nasıl yorgun / endişeli olmaz ki bünye. Biyopolitik ol cerahat güncellenirken yeni ülke nedir sahiden de neyin nesidir? Bir yıkım halinin kesintisiz güncelliğidir artık bize bu bahisleri yazdırmaya devam ettiren hala. Bunlarla mıdır yeni ülke? HDP Amed Milletvekili Garo Paylan mecliste konuşur: “Basının önünde iki seçenek var; ya "Padişahım çok yaşa" diyeceksin, ya özgür basın olacaksın. Ama bunun bedeli var; tutuklama, baskı, reklam ambargosu... Ama unutmayın; eleştirilmeyen her güç hata yapar ve hata yapanlar ne der? "Kandırıldım, aldatıldım" der.”
Bir kısacık güne, yirmi dört saate sığdırılan vakalar bile nasıl / neden / ne için yorgun / argın ve tahakkümün nasıl canımızı çaldığını örneklemektedir. Uzun uzadıya yazınca saatler süren bir değerlendirme için salt birkaç cümle bile yazılanı okumayan ama şu satırları hasbelkader göz ucuyla keşfedenler için halin yansını bildirir. Bu kadar mıdır yeni ülke, böylesi bir eski, eskimeyen düzenle ülke var edilecektir?
“Malatya’da 27 Kasım günü yapılan polis operasyonunda gözaltına alınan siyasetçiler ve insan hakları savunucuların sorgusu tamamlandı. Gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski İl Eşbaşkanı Özcan Ağdaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İl Eşbaşkanı Nermin Tuncel, HDP Battalgazi İlçe Eşbaşkanı Ahmet Aksu, HDP Yeşilyurt İlçe Eşbaşkanı Aziz Doğan, HDP eski il yöneticisi Hasan Karvar, parti üyesi Ahmet Turan Sertkaya ile birlikte İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Eşbaşkanı Gönül Öztürkoğlu, Emniyet’teki işlemlerinin ardından adliyeye çıkarıldı. Savcılık sorguları yapılan isimlerden Hasan Karvar, “adli kontrol şartı” ile serbest bırakıldı. Diğer 6 isim ise “örgüt üyesi” oldukları iddiasıyla tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkemeye sevk edilen siyasetçiler ve insan hakları savunucularının tümü aynı suçlama ile tutuklanarak cezaevine gönderildi.”
“Diyarbakır’da 26 Kasım tarihinde yapılan ev baskınında gözaltına alınan HDP Kars eski Milletvekili ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Divan Üyesi Mülkiye Birtane Kars’a getirildi. Burada alınan emniyet ifadesinin ardından Birtane, Kars Adliye’sine getirildi. Savıcılıkça sorgulanan Birtane, DTK faaliyetleri gerekçe gösterilerek “Örgüt üyeliği” iddiasıyla tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mülkiye Birtane aynı gerekçelerle tutuklandı. Birtane ile birlikte gözaltına alınan Necdet Karadağ ve Tuncer Ömeroğulları da aynı gerekçelerle tutuklanırken 2 kişi ise savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.”
“AİHM 20 Kasım 2018'de verdiği kararla, Demirtaş'ın makul sürede yargılanma ve yargılanma süresince serbest kalma hakkının ihlal edildiğine hükmederek, tutukluluğuna son verilmesini istemiş ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan kararın Türkiye'yi bağlamadığını öne sürmüştü. Demirtaş'ın avukatları AİHM kararının hemen ardından Kasım 2016'dan beri tutuklu yargılanan müvekkillerinin tahliyesi için başvuruda bulunmuştu.
Avukat Ramazan Demir, Twitter hesabından yaptığı açıklamada Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Demirtaş'ın tutukluluğunun devamına karar verdiğini belirterek, mahkemenin gerekçe olarak da "AİHM kararının henüz kesinleşmediğini" gösterdiğini kaydetti. Demir ancak mahkemenin Adalet Bakanlığı'ndan hükmün kesinleşip kesinleşmediğini sorduğuna dikkat çekti.”
Biteviye bir haber akışı içerisinde tek / yegane kalıt bir çürütme halinin devamlılığıdır. Bugün adına ülke denilen bu sahnenin nasıl bir istençle / her nasıl bir hınçla yerle yeksan olunduğu gazeteci tutsaklıklarından, aktivistlerin tutuklanmalarına, Demirtaş gibi sıradanın meramını ol muktedirin anlayacağı dilden bildirenlerin rehin alınmasına bir devamlılık hali güncellene gelirken yorgunuz. Bütün bu birbirine bağdaşık akıl tutulması hallerden mülhem bir yerin yeni diye anılmasından yorgunuz. Bütün bu umut kıran, hayatı zifiri karanlığa terk eden yerin ol yönetenlerin eline oyuncak edilmesinden yılgınız.
Çürümenin, kötülüğün yolunda yürüyen o aklın bu ülkeye bir faydası dokunmayacağı afakiyken halen seçimler, hala mübalağasız ne kadar yalan varsa bununla günün / gündemin donatılmasından hicap duyuyoruz. Yorgunuz ol bahisten, bu memleketten, şu muktedirin hayatlarımızı gölgelemesinden. Yorgunuz vesselam. Demokrasi, adalet, eşitlik, hürriyet, hak ve hukuk bahislerinde bunca geriye giden bir yerin hiç ama hiçbirimize bir gelecek vermeyecek olmasından, buna sebep olanların hiç ama hiç gocunmayan hallerinden, hesap vermeyeceğiz bakışlarından, tavırlarından utanç duyuyoruz. Yorgunuz vesselam...
Misak TUNÇBOYACI – İstan’2018
Görseller – Stories From The Moskowski Metropoliten By Skander KHLIF v/ Behance