En üstün sebat ve azim, fırsatlar doğup, herkesin gaflet içerisinde bulunduğu, dünya işlerine dalıp, ahireti unuttuğu zaman, gevşekliği, sonra yaparım demeyi bırakıp, dünya ve ahirete yarar işler yapmaktır.
Ahmed bin Âsım Antâkî (k.s)

seen from Guinea

seen from United States
seen from United States
seen from United States
seen from Canada
seen from United States
seen from United States

seen from United States
seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States

seen from United States
seen from China

seen from United States
seen from United States

seen from Malaysia
seen from China
seen from United States
seen from United States
En üstün sebat ve azim, fırsatlar doğup, herkesin gaflet içerisinde bulunduğu, dünya işlerine dalıp, ahireti unuttuğu zaman, gevşekliği, sonra yaparım demeyi bırakıp, dünya ve ahirete yarar işler yapmaktır.
Ahmed bin Âsım Antâkî (k.s)
“Hiçbir şeyin geçtiği yok. Her şeyi geçiştiriyoruz.”
"Madem ki bulut değilsin,ağlama.Niçin çağlıyorsun ki sel değilsin..Allah'ın Rahmeti varken,gam yazıktır bedene.Bahar mevsimidir bu,elbet sevgililer,Leylâ'lar da çıkar seyrana."
ünün Kelimesi #Sebat : Karârından ve sözünden dönmeme, bir iş veya davranışta azim ve kararlılık gösterme. Olduğu yerde karar kılma. [#güzelkelimeler | #gününkelimesi] https://www.instagram.com/p/B-ZDhZ-nrqW/?igshid=1ggo6tlgzp2us
Meet Sebat! He's my eclipse kiddo! I just finished gening him up and I thought he looked pretty good~
Satyagraha. Batı’da genellikle “pasif direniş” olarak tercüme edilir. Gandhi bu şekilde tercüme edilmesine itiraz etmiştir. Gucerat dilinde bu kelime, “doğrulukta sebat” anlamına gelir.
Aliya İzzetbegoviç / Zindandan Notlar
Bir ihtimal daha var, kalkıp abdest alıp namaz kılman. . . . #namaz #necat #kurtuluş #sebat #ihsan #ihlas
başlık koymadım başlığı da siz koyun, (psikiyatrist, affına sığınıyorum. 🤗)
"normal okuma: 7-9 dakika / anlamaya çalışarak, sindirerek, parantezleri görmezden gelerek okuma: 9-11 dakika / sesli okuma: 11-13 dakika"
sevdiğim ve severek takip ettiğim psikiyatrist bir arkadaşımın (arkadaş dedim ama aklıma bir şey gelmedi, sayfamda ki kimseyi takipçi olarak görmedim) paylaşımından sonra aklıma bu yazıyı yazmak geldi. paylaşımında sabrın başarıdaki rolünden bahsediyordu. okudum, dinledim, düşündüm
sonra dedim ki "bunun bir de sınıf açıklaması olmalı." işte o an, içimdeki rahatsız adam yine uyandı. gerisi aşağıda.
adamın rahatsızlık notları (notu düşünen aklın nöronlarını, yazıya döken kalemin ucunu ........................... bence siz noktaları anladınız, yazamıyorum; psikiyatrist okuyor.) yine aynı terane, yine aynı muhabbet. bu sefer konu şeker.
şeker dediysem öyle bayram şekeri değil, bilimsel şeker. (şekerin kazananını............. küfür etmiyorum, her tarafım yapış yapış olabilir. siz yine de bildiğiniz gibi okuyun. bilimsel şeker ne demekse.)
-evladım, sen neden hâlâ şu battığın yerden çıkamıyorsun biliyor musun?
-bilmiyorum abi, neden?
-çünkü sebatsızsın. bak meşhur bir deney vardır, hani şu çocuklara şeker verip bekle diyorlar ya, hah işte. bekleyenler hayatta başarılı oluyor, beklemeyenler olamıyor. disiplin yani, özdenetim. sende sıfır.
-sıfırsa sıfırdır abi. (evet ortası delik. bence siz delik lafından da küfür çıkarırsınız. o sizin terbiyesizliğiniz.) haklısın abi, biraz dağıldım bu aralar.
-dağıldım değil oğlum, dağıttın. toparlan. şekeri beklemesini bil, iki katını al. basit matematik.
-(basit matematikmiş. toplama işaretinin yanına gelen rakamı.....................) (ya şeker hiç gelmezse? ya o şeker hayatında gördüğün tek şekerse? beklersin, beklediğinle kalırsın. bunun matematiğini çarpanlara ayırsan, sonuç hep götün deliği, o delik bazılarının aklında da işte eyle) doğru diyorsun abi, azıcık dişimi sıkayım.
evet sayın okuyucularım, bu kısa tiyatral girişten sonra asıl meseleye dönmek istiyorum. zira üstteki abiyle aramda geçen diyaloğun özeti şu: başarıyı sebatla, sebatı karakterle, karakteri de kaderle açıklayan zihniyetin ta kendisi. eğer bu zihniyetin girişindeki paspasına dolanıp düşersem kusura bakmayın, ben sadece yazıyorum, siz sadece okuyorsunuz. kazanan kim? cevabı yok....
a) marshmallow deneyiyle derdim var. deney şu: beş yaşındaki çocukların önüne bir şeker koy, on beş dakika yemezsen bir şeker daha alacaksın de. bazıları beklemiş, bazıları beklememiş. yıllar sonra bakmışlar ki bekleyenler daha yüksek notlar almış, daha iyi işlere girmiş, falan filan. sonuç: başarı için sebat şart. peki sebat için ne şart? onu sormamışlar. sormak, deneyin o steril laboratuvar ortamına sıçmak gibi bir şey olurdu herhalde. çocuğun şekeri beklerken zihninden geçenleri bir düşünelim: "acaba abi dediğini yapacak mı?", "ya unutursa?", "ya kandırırsa?", "bu şeker şimdi yok olursa yarın nereden bulacağım?", "annemin çantasında gördüğüm tek şeker bu değil miydi zaten?" fakir çocuk sorar bunları. çünkü fakir çocuğun evinde vaatlerin garantisi yoktur. ev sahibi "bir hafta daha bekle" der, elektrik şirketi "son üç gün" der, kader "sana müjde, yine iş görüşmesi, yine red" der. fakir çocuk için şeker, belki de haftanın tek şekerli olayı. ama zengin çocuk ne der? hiç. sıkılır. çünkü o şekerden evde on kutu var, bıkmış, hatta annesi "oğlum şeker yeme dişlerin çürüyecek" demiş. on beş dakika beklemek onun için bir "sebat" değil, bir "rejim molası." deneyin sonucu sebatı ölçmüyor yani; stoku ölçüyor, depoyu ölçüyor, çocuğun arkasındaki görünmez buzdolabının kaç raflı olduğunu ölçüyor. ama biz buna "irade" diyoruz. irade diyoruz ki, zengin çocuk başarılı olduğunda "hak etti" diyelim, fakir çocuk başarısız olduğunda "müstahak" diyelim. (direk bariyer.) en azından onlar darbeyi emiyor, bu zihniyet darbeyi sana vurdurup sonra "neden kendini korumadın?" diyor.
b) marshmallow deneyiyle derdim var. esas mesele şeker değil, o şekeri kimin önüne kaç kere koyduğun. insanın bir kere iflas etme hakkı varsa, battığı çukurdan bir kere çıkma şansı varsa, onu bir kere de ıskalarsa hayatı kayar. ama bir başkası yüz kere iflas eder, yüz birinciye birileri sırtını sıvazlayıp "olsun evladım, sen elinden geleni yaptın, bu sefer de olmadı, hadi bakalım bir daha" der. o "bir daha"nın maliyetini kim karşılıyor dersin? sen mi? ben mi? yoksa onun hiç tanımadığımız, doğuştan zengin olan, vergi levhasını çerçeveletip asmış sülalesi mi? (evet, zenginlik de ayrı bir sokmayı (yazıyı) hak ediyor. şimdi yazmıyorum, madem konumuz sebat sabredin.) o adam başarılı oluyor, çünkü başarısız olmayı göze alma lüksünü sınıfı veriyor. başarı dediğin nedir ki? başarısızlığın istatistiksel olarak tükenmediği noktaya denk gelme tesadüfü. adamın arkasında bir baraj var, baraj kuruyana kadar köprü kurmaya çalışıyor. senin arkanda bir yağmur damlası yok. damlayı içsen susuzluktan, içmesen kurumaktan öleceksin. sonra gelip sana diyorlar ki: "sebat et." neye sebat edeyim? kurumaya mı? sistemin kapitalizmini.................
şimdi soruyorum: fakirlik ve sabır, hangisi sebep hangisi sonuç? fakir olduğun için mi sabırsızsın, yoksa sabırsız olduğun için mi fakirsin? deneyin cevabı ikincisi. hayatın cevabı birincisi. deney diyor ki: "beklemeyi bil, zengin ol." hayat diyor ki: "zengin ol, beklemeyi bil." hangisi doğru? deneyin çocukları büyüdü de ne oldu? bekleyenlerin bir kısmı holding sahibi, beklemeyenlerin bir kısmı holdingin önünde simit mi satıyor. simitçiye sor: "neden beklemedin?" cevap verir mi? "şekeri yedim çünkü açtım. karnım tok olsa belki ben de beklerdim. ama karnımı doyuracak şeyin şeker olmadığını o yaşta öğrendim." işte bu cümleyi kuramaz o çocuk, çünkü o cümle deneyin sonuç kısmına yazılmaz. yazılsa ne olur? deneyin sponsorları çekilir, "aman efendim bu kadar da olmaz" denir, dergiler basmaz, kariyerler çöp olur. o yüzden bırakalım sebat etsinler, biz de burada kendi aramızda konuşalım. zaten bir tek biz biliyoruz, o da yetiyor. değil mi? değil. ikisi arasında sıkışmış (ı'ların noktaları var, bence siz yine 'i' olarak okumayın) bir yalan.
bölüm dipnotu: yine de sebat etmek lazım abi. çalışmak, dişini sıkmak, azmetmek... (bak şimdi bunları dedim diye motivasyon konuşmacısı mı oldum? hayır. ama sen de bil ki bu sözleri buraya yazdım diye inandığımı sanma. kalemin basınca uç çıkan düğmesinin ayarını ...................... (psikiyatrist okuyor, saçmalama.) onun bile bir işlevi var, benim bu dipnotunun hiçbir işlevi yok. (ama yazıyorum işte. çünkü yazmazsam, araya sıkıştırdığım o iki parantezin hatrı kalır.)
sabrın kazandırdığını bile bile o deneye elli kere girsem elli kere de şekeri yerdim. ben bu dakikanın şekerini yedim pişman değilim. (hadi psikiyatrist cevap ver 😈)