normal okuma: 8-10 dakika / sesli okuma: 12-14 dakika / anlamaya çalışarak, sindirerek, kendi sınavını sorgulayarak okuma: benim dakikalarım yetmez
bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde ankara'da sınava girecek öğrencileri bekleyen bahçedeydim. içeri girenlerle dışarı çıkanlar aynı bahçeyi paylaşıyordu. hepsinin omzunda aynı yük, hepsinin yüzünde aynı ifade: "bitti mi? bitmedi mi? hangisi daha kötü?" biri susuyordu, biri gülüyordu ama gözleri gülmüyordu.
çıkış kapısı ardına kadar açıktı. herkes dışarı çıkıyordu. ama nedense hiç kimse özgür görünmüyordu.
o an fark ettim ki kapılar açılabiliyor, kafesler değil.
doğmak bir kafesti. üniversite başka bir kafes. iş hayatı daha büyük bir kafes. emeklilik daha geniş bir kafes. insan birinden çıkınca özgür olmuyordu; sadece bir sonrakine geçiyordu.
o an anladım ki sınav dediğin şey, kafesler arası aktarma biletinden ibaretti.
eve döndüm, yazmaya başladım. gerisi aşağıda.
adamın rahatsızlık notları (notu düşünen aklın nöronları şu an beş şık arasında sıkışmış, doğru cevabı arıyor ama soru hatalı.)
bu sefer bir sınav çıkışındayız.
öğrenciler dağılmış. birkaçı kaldırıma oturmuş ağlıyor. birkaçı cevapları tartışıyor. biri de duvara yaslanmış, boş boş karşıya bakıyor. en çok onu anlıyorum. bazen insanın söyleyecek sözü kalmıyor; geriye sadece bakmak kalıyor.
- ne bakıyorsun kardeşim? öğrenci misin, veli mi?
· veliyim abi. sadece şu çocuklara bakıyorum.
- ne var bakacak? sınava girdiler, çıktılar. hayat devam ediyor.
· ediyor mu gerçekten? bak, kapı açık. hepsi dışarı çıktı. yarın başkaları gelecek. yine sınav, yine mülakat, yine doğru cevabı arayacaklar. madem çıktılar, neden geri dönüyorlar?
- çünkü dönmek zorundalar. okumazsan iş bulamazsın. iş bulamazsan para kazanamazsın. para kazanamazsan yaşayamazsın.
· demek ki kapılar açıkmış ama çıkış yokmuş. (cevap vermedi. çünkü bazı soruların cevabı yoktur; sadece alışılmış cevapları vardır.)
evet sayın okuyucularım, bu kısa sınav çıkışı ziyaretinden sonra asıl meseleye dönüyorum. zira üstteki abiyle aramda geçen diyaloğun özeti şu: sınav, kafesten çıkış bileti değil, kafesler arasında aktarma biletidir. sen o bileti alabilmek için yıllarını verirsin. sonra fark edersin ki vardığın yer de başka bir bekleme salonudur.
a) bir sınavdan özgürlük mü, bütün sınavlardan özgürlük mü?
bir sınavdan özgür olmak mümkündür. bütün sınavlardan özgür olmak değil.
çocukken yazılıdan kurtulmak istersin. sonra lise sınavı gelir. onu geçersin, üniversite sınavı gelir. onu geçersin, mülakat gelir. mülakat biter, performans değerlendirmesi başlar. performans biter, hayat yeni bir soru kitapçığı uzatır. kapağı değişir, sorular değişir, ama sınav bitmez.
insan aslında sınavlardan kurtulmak istemez. başarısız olmaktan kurtulmak ister. çünkü sınavı zor yapan sorular değildir; yanlış cevap verme ihtimalidir.
bir sınavdan özgürlük, başka bir sınava tutsak olmaktır. diploma için sınava girersin. diploma seni işe götürür. iş maaşa bağlar. maaş faturaya. fatura yarına. yarın öbür güne. zincirin halkaları değişir, zincir aynı kalır.
herkes özgürlüğü, bir gün sınavların biteceği yer sanıyor. oysa sınavların bittiği tek yer, artık hiçbir sorunun sorulmadığı yerdir. oraya da kimse acele etmek istemez.
insan kendi sınavını seçebilecek kadar özgürdür. belki de özgürlüğün anlamı budur. sorulardan kaçmak değil, hangi soruya cevap vermeye değer olduğuna karar verebilmek.
çünkü bazı sınavlar diploma kazandırır.
bazıları para.
bazıları itibar.
çok azı ise insanın kendisini.
işte en zor sınav da budur.
kendine verdiğin cevapların sınavı.
b) neyi geçmeye çalışıyorsun?
hayatın garip bir huyu var. sana sürekli "geçmen" gereken şeyler çıkarıyor.
önce sınıfı geçmeye çalışırsın.
sonra sınavı.
sonra üniversiteyi.
sonra mülakatı.
sonra deneme süresini.
sonra ay sonunu.
sonra hastalığı.
sonra yaşlılığı.
insan ömrü boyunca hep bir şeyleri geçmeye çalışıyor. ama nedense kimse nereye varacağını konuşmuyor.
sınavdan özgür olmak için sınavı düşünmek zorundasın. başarısız olmamak için başarısızlığı sürekli aklında tutuyorsun. kaygıdan kurtulmaya çalışırken kaygıya tutsak oluyorsun.
ilginçtir...
sınav bazen üç saat sürüyor, sonucu yıllarca.
bazen tek bir soru yanlış oluyor, insan bütün ömrünü o yanlışı düşünerek geçiriyor.
bazen de bütün soruları doğru yapıyor ama yine de yanlış hayatı yaşıyor.
işte o zaman insanın aklına şu soru geliyor:
gerçekten sınavı mı geçiyoruz?
yoksa sınav mı bizi geçiyor?
çünkü her sınavın sonunda bir belge alıyoruz ama her belgenin sonunda biraz daha aynı insana dönüşüyoruz.
belki de asıl başarı, herkese aynı soruların sorulduğu bir dünyada kendi sorusunu kaybetmemektir.
bugün ben girsem ilk kez cevapları değil soruları kontrol ederdim.
çünkü yıllardır yanlış şıkkı aramıyormuşum.
yanlış sınavın içindeymişim.
bölüm dipnotu:
sınavlarınıza çalışın. kötü not almayın. iyi bir okul kazanın. iyi bir iş bulun.
(bunu yazdım diye sistemi onayladığımı sanmayın. sadece oyunun kurallarını inkâr etmenin, oyunu ortadan kaldırmadığını biliyorum.)
ben size sınava girmeyin demiyorum.
cevapları teslim etmiş, sorularını teslim etmemiş biri olarak...
sadece sınava girerken, sınavın sizi de çözdüğünü unutmayın.
her doğru cevap biraz daha hangi insan olacağınıza karar veriyor.
her yanlış cevap biraz daha kim olmak istemediğinizi gösteriyor.
cevapları işaretlerken, görünmeyen bir yere daha işaret koyuyorsunuz.
oraya puan yazılmıyor.
ama ömrünüzün ortalaması oradan hesaplanıyor.
bir sonraki a ile b'de görüşmek üzere.
afiyet olsun.
"sınav bittiğinde elinizden kalemi alırlar. ama soruları değil."
belki de asıl cevap, sınavdan çıkmak değil; sınavı kimin hazırladığını sormaktır.









