Yapay olarak edinilmiş bağışıklık sistemi olarak tanımlanan ikinci bağışıklık sistemi klasik molekülleri (örn. antikorlar ve T hücre reseptörleri), sadece gerçek çenelilerde bulunmasına karşın, farklı birlenfosit benzeri molekül yılan balığı ve Myxine cinsi gibi ilkel omurgasızlarda da keşfedilmiştir.
Bu hayvanlar, çeneli omurgalılardaki antijen reseptörlerine benzeyen sadece bir ya da iki gen tarafından üretilen, çeşitli lenfosit reseptörü (VLRler) olarak adlandırılan moleküllerinin geniş bir dizisine sahiptirler. Bu moleküllerin patojenik antijenleri, antikorlara benzer yollarla ve aynı özgüllükte bağladığına inanılır.
Evrim teorisine göre gerçek çenelilerin gelişkin; yılan balığı, myxine cinsi omurgasızların ilkel canlı sayıldıklarını hatırlatalım.
Evrimleşmiş (gelişkin) canlılarda bulunan evrim sonucu oluştuğu varsayılan bir molekülün ilkel canlılarda bulunması evrim öngörüleriyle tamamen ters düşer ve bağışıklık sisteminin bir bütün olduğunu kanıtlar.
Aktif bağışıklık ve bağışıklık belleği: Uzun süreli aktif bellek enfeksiyon sonrası B ve T hücrelerinin etkinleştirilmesine gerek duyar.
Aktif bağışıklık ayrıca yapay olarak aşılamayla da sağlanabilir.
Aşılamanın (bağışıklama) arkasında yatan temel kural, patojenden gelen bir antijenle bağışıklık sistemini uyarmak ve bu patojen karşısında özgül bağışıklığı ev sahibinde hastalığa neden olmadan geliştirmektir.
Bu, önceden planlanmış bağışıklık yanıtı başarılıdır çünkü bağışıklık sisteminin doğal özgüllüğünü kullanır.
İnsan popülasyonun ölüm nedenlerinden önde gelen nedenlerden enfeksiyon hastalıklarında, bağışıklık sisteminin insanlıkla gelişiminden beri en etkili uygulamayı aşılama sunmaktadır.
Çoğu viral aşı yaşayan zayıflatılmış virüslerden elde edilirken, bakteriyal aşılar mikroorganizmaların zararsız toksinlerini de içeren aselüler (hücresiz) bileşenlerine dayanır.
Bazı antijenler aselüler aşlılardan elde edildiklerinden beri edinilmiş yanıtın çok güçlü olmasına neden olmadıklarından beri, bazı bakteriyal aşılar bağışıklığı yükselten ve doğuştan gelen bağışıklığın antijen sunan hücrelerini etkinleştiren ek yardımcılar da taşımaktadırlar.
Görüleceği gibi aşılama yoluyla bağışıklık kazanmanın temeli canlılarda bulunan bağışıklık sisteminin bir uyarıcıyla uyarılması ve harekete geçirilmesidir.
Eğer bu sistem başlangıçta (var edilişte) yoksa böyle bir sistemin çalışması mümkün değildir.
* * * *
B ve T hücreleri etkinleştirilip, kendilerini eşlemeye başladıklarında, ürünlerinin bazıları uzun-yaşamlı bellek hücreleri haline gelir.
Bir hayvanın hayatı boyunca bu bellek hücreleri her özgül saldıran patojeni hatırlayabilir ve eğer patojen tekrar saldırırsa daha güçlü bir yanıtı sergileyebilir.
Bu kazanılmıştır çünkü canlının hayatı boyunca bu patojenlerle enfeksiyonlara uyum sağlama devam eder ve bağışıklık sistemi gelecek saldırılar için kendini hazırlar.
Bağışıklık belleği, aktif veya pasif şekillerde görülebilir.
Pasif bellek yeni doğanların mikroplarla daha önce tecrübesi olmamıştır ve enfeksiyonla hasarlanmaları kısmen mümkündür.
Pasif bağışıklığın bazı tabakaları anne tarafından sağlanır.
Gebelik sırasında, IgG olarak adlandırılan antikorların bir kısmı anneden bebeğe plesanta yoluyla geçer ve böylece insan bebekleri doğduklarında bile annelerininki kadar aynı düzeyde antijen özgüllüğüne ve antikorların büyük kısmına sahiplerdir. (Embriyodan insana bölümüne bakınız)
Göğüs sütü ayrıca yeni doğanın sindirim sistemine de geçen antikorları içerir ve yeni doğan kendi antikorlarını sentezleyinceye kadar bebeği bakteriyal enfeksiyonlardan korur.
Bu pasif bağışıklıktır çünkü fetüs aslında hiç bellek hücresi ya da antikor üretemez, onları sadece ödünç alır.
Bu pasif bağışıklık genellikle kısa sürelidir, bir kaç gün ila bir kaç ay sürer.
Tıpta, koruyucu pasif bağışıklık ayrıca, bir canlıdan diğerine antikor zengini serum verilerek yapay olarak sağlanabilir.